Bartın'da ‘Sünniliğin ve Şiiliğin Kurucu Kökleri’ Semineri

23.03.2014 20:04
Bartın'da ‘Sünniliğin ve Şiiliğin Kurucu Kökleri’ Semineri
Bartın Özgür-Der’de bu hafta ‘Sünniliğin ve Şiiliğin Kurucu Kökleri’ konusu ele alındı.

Abdurrahman Kuşçu’nun sunumunu yaptığı seminerde özetle şunlar ifade edildi ;

 Bu gün İslam ümmetinin aralarındaki dağınıklığın hatta tekfire varan ayrışmanın arka planını ele almamız gerekiyor. Öne çıkan olgu ‘Sünnilik ve Şiilik’ eğiliminin oluşturduğu tarihi gerçekliktir. Bu gün İslam ümmetinin, geçen yüzyılın fiili işgalcileri günümüzün küresel vesayet odaklarının karşısında yek vücut olamayışının, hele ki şimdilerde Suriye ve benzer coğrafyalarda varolan trajedilerin yaşanmasında maalesef bu iki amilin etkilerini görmekteyiz ; Adeta zalim mazlumla aynı muadiliyet içerisinde ele alınıyor ki bunun uhrevi anlamda ve kulluk sorumluluğumuz açısından kabul edilmesi mümkün değildir. İslamın esasları karşısında vakıa ortada, bu konuda yetkili Allah Tealadır ve O’nun kitabı aramızdadır. Kur’an’da zalim Allah’ın ilkelerini bilhassa adaletini karşısına alan, Müslümanlara her türlü zulmeden, dinde ayrılık ve inhirafi okuma yapan veya bunu dayatan her zümre, fert veya gücün adıdır.

Bu tesbitlerden sonra dün yaşananlardan dersler çıkartabilmek ve bugün hizbi veya duygusal aidiyetlerden mülhem hatalara düşmemek adına bizim tarihimizi ele almamız gerekiyor. Ele alırken vakitle de alakalı olarak Şia bağlamını daha çok ele almış olduk, Sünnilik değinilerini sonra derinleştireceğiz.Belli başlıklarda konuyu açmaya çalışalım.  

1-CEMEL SAVAŞI:  (656)  Halife Hz.Ali bin Ebu Talib ile Hz.Muhammed'in eşi Hz.Aişe'nin taraftarları arasında, Basra'da gerçekleşen muharebe

2-SIFFİN SAVAŞI:  (657)  Hz. Ali ile İslam Devleti'nin Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan arasında Sıffin'de yapılan savaş.Yaklaşık üç aya yayılan ve en büyük muharebesi 26-28 Temmuz 657 tarihlerinde gerçekleşen savaşta bir sonuca ulaşılamadı. Haricîler denen grubun oluşmasına neden olan ve Emevî hanedanının yolunu açan önemli bir olaydır.

Hakem olayı:Kur'an'a dayanan bir hakem heyeti oluşturulmasına razı olundu ve Hz. Ai Ebu Musa El-Eş'ârî'yi temsilci olarak atadı. Amribnul'-As da Muaviye'yi temsil ediyordu.

Bir gurup;’’Hüküm yalnızca Allah'ındır," (En'am: 57) ayetini öne sürerek bu durumu protesto ettiler. Bu grup hakem heyeti kurmanın Kur'an'daki "İki Müslüman gruptan biri diğerine saldırırsa, saldıranla (mütecavizle) Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın," (Hucûrat:9) emrine karşı gelmek olduğuna inanıyorlardı.

Sıffin Savaşı, Sünni-Şii ayrımının oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.İlk defa Hariciler diye bir gurup çıkmıştır.Harici mantık ve günümüzdede değişik şekil ve guruplarda devam etmektedir.

3-KERBELA  OLAYI:  (10 Muharrem 680)

Bir kesim Hz Hüseyini emir olarak davet etmelerine ramen; hiçbiri Kerbela’da Hz.Hüseyinin yanında  olmamış, fakat vahim olaydan sonra sürekli bu olayı matem törenine dönüştürmüşlerdir. Yıllar yaşanmış bir acıyı (Ebetteki büyük bir katliamdır) her yıl yas törenleriyle anıp, Hz. Hüseyin’in acısını paylaşanların, günümüz Kerbelası’nın yaşandığı Suriye’de zalim Yezid’in (Esed) saflarında savaşmaları, gerekçeleri ne oursa olsun,temel bir tutarsızlık veya samimiyetsizlik değimlidir? Ogün Yezid’in yanında oanlarında kendilerince gerekçeleri vardı. Ama tarih onları zalimin döktüğü kana ortak olanlar olarak nitelendiriyor

Yezid başa geçince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yazarak Hüseyin bin Ali'ye değil, kendisine itaat etmesini, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceğini bildirdi. Bu arada Hz.Hüseyin Kûfelilerden kendisine bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Kûfe'ye gelip halife olduğunu ilan ederseHz. Hüseyin'i destekleyeceklerini söylüyorlardı. Hz.Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Kûfe'deki taraftarlarının gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti. Yaklaşık 70 taraftarı ve ailesi ile Kûfe'ye doğru yola çıktı.

Burada meydana gelen savaşta Hz.Hüseyin ve taraftarlarının hepsi öldürüldü ve ailesi esir alındı.Kerbelâ Savaşı ile  ayrım derinleşmiş ve İslam'da mezhep ayrılığının temel nedenlerinden biri olmuştur.

Harre Olayı: Hz Hüseyin’in şehid edilmesinden sonra , Mekke  ve  Medine  Yezide karşı isyan bayrağını  açmıştır. Başlarında  ise  Abdullah b. Hanzala vardı.

Fakat Medine fazla dayanamadı ve Yezidin komutanı Müslim b. Ukbe  Medine’ye Harre kapısından girerek, Medine’yi  üç gün yağma ettiler, Medine’de bir çok kişiyide katlettiler.(682)

Sıra Mekke’ye gelmişti. Mekke’yi  Abdullah b. Zübeyr savunmaktadır. Yezidin komutanı Müslim öldüğü için yerine Husayn b, Numayrtayin edildi.     Bir ay şehir muhasara altında tutulmuş ve Husayn, Ebu Kubeys dağına mancınıklar kurup, şehre taş yağdırmaya başlamıştır.Kabe ve çevresi tahrip olmuş ve yangınlar çıkmıştır.     Muhasara sonuna doğru , Yezid öldüğü için Husayn b. NumayrSuriyeye geri dönmüştür. (683)

Abdullah b. Mervan’ın hükümdarlığında , Mekke tekrar kuşatıldı(Haccac b. Yusuf  es-Sakafi Komutasında).(25 Mart 692) Abdullah b. Zübeyr ,Haccac’ın  ordusuyla çarpışarak şehid edildi. Haccac cesedini  astı fakat annesi indirtti.(3 Kasım 692)

Emeviler döneminde yapılan bir takım  zulümler ve Hz Ali ve ailesine yapılan haksızlıklar ,Müslümanlar arasında Beni Ümeyye(Emeviler)den nefrete sebep oldu.Kaldı ki bu döneme kadar Müslümanlar -ne Sünnî ne de Şîî- sadece Müslüman idiler. İhtilâf, şahısların hangisinin daha haklı olduğu etrafında cereyan ediyordu.

Dolayısıyla Emevilere muhalefet edenlerin iki önemli delilleri bulunmaktadır.

a)Emeviler idaredeki uygulamaları ve yaşantıları ile dinden uzaklaşmışlardır.

b)Hilafet kurumunun gasıbı durumundadırlar.

ŞİA:

Şia Kaynaklarına Göre ilk şia olan kişiler:Selman-ı Farisi  b)Ebu Zer  )Mikdat el-Esved el-Kindi    d)Ammar

KOLLARI:Şiîler arasında, İmamet hakkında farklı görüşler vardır ve bu yüzden Şiîlik genel olarak üç kategoriye ayrılmaktadır;

1-Zeydîler :Zeydîler, Muhammed'den sonra İmamların sıralamasının şu şekilde olduğuna inanırlar: Ali, Hasan, Hüseyin, Ali bin Hüseyin (Zeyn el Âb-ı Dîn), Zeyd bin Ali.Günümüzde Zeydîler en yoğun olarak Yemen'de yaşamaktadırlar.

2-İsmailîler :İsmaililere göre, İmâmet sıralaması şöyledir: Ali, Hüseyin, Ali bin Hüseyin (Zeyn el Âbidîn), Muhammed el-Bakır, Câfer, İsmail bin Câfer.Günümüzde İsmailîler özellikle Hindistan, Pakistan, İran, Afganistan, Tacikistan coğrafyalarında ve Suriye'de yaşamaktadırlar.

3-İsnaaşeriyyeciler  ve On iki imam:On ikicilere göre İmâmet sıralaması şöyledir: Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed Bakır, Cafer, Musa Kazım, Ali Rıza, Muhammed Taki, Ali el Naki, Hasan el-Askerî, Muhammed (Mehdî).On ikiciler, Safevîler döneminden beri Şiîler arasında çoğunluktadırlar. On ikici olan birçok inanç bulunmaktadır. Bunların en yaygını Câferîlik mezhebidir.

Dağılım:Şiîler, İslam dinine mensup 1,5 milyar insanın, yaklaşık olarak 200 milyonunu temsil ederek, İslam âleminin %16'sını oluşturmaktadırlar. İran, Azerbaycan, Bahreyn, Irak ve bir olasılıkla Yemen'de nüfusun çoğunluğunu ayrıca Lübnan'ın da önemli bir kısmını oluşturmaktadırlar.Şiîlik, İran'ın %89'u, Azerbaycan'ın %85'i, Irak'ın %60-%65, Yemen, Bahreyn, Katar, Türkmenistan, Türkiye'nin % 10'u ve Lübnan'ın % 65'i Şii nüfustur. Ayrıca Suudi Arabistan'ın %15'i, Pakistan'ın %20'si ve Afganistan'ın %19'u Şiidir..

Câferîlikte sünnet ve hadis anlayışı

Ebu Hureyre'den 5374 civarında hadis nakledilirken, Hz. Ali gibi bir zattan ise sadece elli civarında sahih hadis nakledilmesi düşündürücüdür. (Ehl-i Sünnete Eleştiri)

Câferîler sünnilerden farklı olarak sadece imamlar yoluyla nakledilen ve kendilerince peygamberin "gerçek" sünneti olarak tanımlanan sünneti takip ettiklerini ifade ederler.Şiîler Hz.Ali'ye hilafetin Gadir-i Hum'da verildiğine ve bu olayın güvenilir kaynaklarda bulunduğuna inanmaktadırlar.

GADİR-İ HUM OLAYI

Gadir-i Hum:Mekke  ile Medine arasında Cuhfe’ye 2 mil uzaklıkta ve Rabiğ yakınlarında bir yerdir.Gadir-i Hum’a ulaştıklarında, Cebrail şu ayeti indirdi: Ey Peygamber, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır .(Maide/67)

(Ayetin şia yorumu)   Allah-u Teâlâ bu ayetle, Resulullah’ın (s.a.a), Hz. Ali (a.s)’ı imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini emretti ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldı.

Halk henüz dağılmadan Allah-u Teâlâ şu ayeti indirdi: Bu gün dininizi kemale erdirdim, nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam’ı size beğendim.Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu.

Gadir nassından sonra nazil olan ayetlerden biri de Mearic suresindeki şu ayetlerdir:
“İstekte bulunan biri, gerçekleşecek olan azabı istedi. Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek kimse yoktur. (Bu azap) yüce makamlar sahibi olan Allah’tandır”.( Mearic/1-3. )
Şia, bu ayetin Gadir nassından sonra nazil olduğunda ittifak etmiştir.

(Oysaki bu ayette ;kıyameti ve ahiret azabını alaya alıp, Hz Peygamberden bir an önce o azabı getirmesini isteyen Nadir b. Haris ve Ebu Cehil gibi müşriklere işaret edilmektedir.)

Şia dünyasında en güvenilen ve benimsenen hadis" külliyatı içeriğinde dörtbin hadis bulunduran Kuleyni'nin "Al-Kafi"sidir.

Sünnîlik ile Şiîliğin ayrılık sebepleri

Miras sorunu:FedekArazisi'dir.Hz.Ebu Bekir'e göre bu mal ve arazilerin gelirinden Peygamber halka yardımlarda bulunuyordu ve dolayısıyla devlete aitti. Hz.Ali ise "Hz.Muhammed'e gelen veraset ile ilgili vahiylerin peygamber'in mirasını da kapsadığını" iddia ederek bu duruma karşı çıkıyordu.Eşi Fatıma'nın ölümünden sonra Hz.Ali, Hz.Fatıma'nın Hz.Muhammed’in mirasından payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir kez daha reddedildi.  Hz.Ömer, Medine'deki arazileri Hz.Muhammed'in kabilesi Haşimoğulları adınaHz. Ali ve  Abbas'a verdi; Hayber ve FedekArazisi'ni ise devlet malı saydı.

Şiîlik ile Sünnîlik arasındaki anlayış ve uygulama farklar

MEHDİ ANLAYIŞI :Küçük yaşta gaip (saklı) olan 12. imamın ölmediğine ve halen hayatta olup kurtarıcı (mehdi) olarak tekrar geri döneceğine inanırlar.

MUTA  NİKAHI  :(belirli bir süreyle sınırlandırılmış evlilik) Sünnilerin kabullenmemesinin aksine dinen uygun (caiz) olduğuna inanırlar. Şiilere göre bunun peygamber zamanında yapılması uygun görülmüş, Kur'an'da da onaylanmıştır.

Ehli Sünnet'e Göre:Ehli Sünnet sahabeye hürmet edilmesi ve onlardan razı olduklarına ittifak etmişlerdir.

Şiiler'e Göre:Resulullah'tan sonra parmak sayısını aşmayacak kadar az bir topluluğun dışında bütün sahabenin kafir olduğuna inanırlar Hz Ali'ye çok özel bir makam verirler.

Ehl-i sünnette şefaati kabul edenler bile bunu Allah’ın iznine bağlarken; şiilerde şefaat meselesi epeyce abartılmıştır.

Ehli Sünnet'e Göre:Gaybı Allah'tan başkası bilemez.

Şiiler'e Göre:Gaybı bilmenin sadece kendi imamlarının hakkı olduğuna inanırlar

İMAMET VE DEVLET REİSLİĞİ:Şiîler, Muhammed'den sonra hilafet'in Ali ve soyuna ait olduğunu savunur ve sünnilerin meşru ve dince makbul kabul ettikleri ilk üç halife (Ebu Bekir, Ömer ve Osman'ın) hilafeti Ali'den gasp ettiklerine inanırlar. 

Ehli Sünnet'e Göre:

Devleti müslümanların arasından seçilen halife idare eder. İlk dört haife meşrudur.

Şiiler'e Göre:

İdare Hz Alı ve Hz Fatıma'nın çocuklarında veraset usulüyle devam eder.

VELA (BAĞLILIK):Ehli Sünnet'e Göre:Siyasi iktidar ve emir sahiplerine itaat: Sünnîlere göre iktidar bir soy meselesi değil, ümmetin kendi içinde istişare ile çözeceği siyasi bir konu olarak görülür ve genellikle "devlet başkanına itaat" kültürü hakimdir.
Vela tam bağlılık demektir. Ehli Sünnet "Resul'e itaat eden Allah'a itaat etmiştir" ayeti gereğince Resulullah'tan başkasına vela göstermezler.

Şiiler'e Göre:Velayı imanın rükünlerinden biri olarak kabul ederler Onlara göre vela : Oniki imamı tasdik etmektir. Ehli beyte bu anlayış içinde vela göstermeyen onlara göre iman vasfıyla vasıflanamaz

TAKIYYE: (İNSANIN KORKUDAN İNANDIĞININ AKSİNİ SÖYLEMESİ VEYA ÖYLE GÖRÜNMESİ):Şiîler Tehlike anında inancı saklamanın (takîyye) câiz olduğuna inanırlar.

Ehli Sünnet'e Göre:Ehli sünnete göre bir müslümanın diğer müslümanları sözüyle veya fiiliyle kandırması, aldatması caiz değildir. Çünkü Resulullah "Aldatan bizden değildir" buyurmuştur. Takıyye din düşmanı kafirlerden başkasına yapılamaz caiz değildir.

Bu arada şunuda belirtmek gerekir ki; Yaşadığımız coğrafyada, İran ve şia karşıtlığıyla bilinen malum cemaat, takiyyeciliğiyle şiaya rahmet okutmaktadır.

Şiiler'e Göre:TakıyyeŞiiler'in bütün fırkalarında mezheplerinin gereği olarak kabul edilen bir usuldür.

Ehl-i Sünnette dinin iki temel kaynağı:  Kitap(Kur’an-ı Kerim) ve Sünnettir.

Şiadadinin iki temel kaynağı:   Kitap(Kur’an-ı Kerim) ve Ehl-i Beyt’tir.

(Onlardan gelen rivayetler)

CAFERİLİK(KENDİ KAYNAKLARINDAN)

1-Ehl-i Sünnet: mezhep imailarını müctehid olarak kabul eder

 Oysa Caferilik, kendisini müntesip kıldığı İmam-ı Cafer Sadık ve diğer imamları müçtehit olarak kabul eıtmiyor. Aksine; imamların Allah Teala'nm emri ve  Resulullah’ın açıklaması ile tayin edileh birer ilahi hüccet olduklanna inanır. Dolayısıyla da İmam Cafer Sadık da dahil olmak üzere, on iki imamın din konusunda yaptıklan açıklamaların, onların kendi içtihatları sonucu vardıkları şahsi fetva ve yorumları değil de, bizzat Allah Teala'nm Resul-ü Ekrem'e indirdiği dini öğretinin özü olduğuna inanır.

2-Yine Caferiler; imamlardan gelen açıklamaların  Resulullah'ın açıklamalarının aynısı olduğuna inanır. O halde bu mektep,imamların açıklamalarının İslam dini üzerinde   yapılan bir yorum değil, bizzat İslam dininin kendi öğretileri olduğu görüşündedir.

3-  Hz. îmam Cafer Sadık şöyle buyurmuştur: “Andolsun Allah’a ki biz, kendi heva hevesimiz ve görüşümüze dayanarak bir şey söylemeyiz; biz Rabbimizin dediğinden başka bir şey de demeyiz. Eğer sana bir hususta bir şey söylediysem, mutlaka bu Resulullah’tandır. Biz kendi reyimizle bir şey demeyiz.” Bihar-ülEnvar c. 2 s. 173

4-  Hz. İmam Bakır (a. s) ise şöyle buyurmuştur: “Eğer biz size kendi reyimizle bir şey söylersek, bizden öncekilerin saptıkları gibi biz de saparız; hayır, biz ancak Rabbimizin Peygamberi’nin bize açıkladığı şeyleri size söyleriz.” Bihar-ülEnvar c. 2 s. 173

5-  Hz. Peygamber(sav)’in yanmdaydık. Ali (as) çıkageldi.Hz.Peygamber  buyurdu ki; “Nefsim kudret kabzasında olan Allah’a andolsun ki, bu ve şiası, kıyamet gününde kurtulmuşlardır, muratlanna ermişlerdir.” Derken, “İnanlar ve iyi işlerde bulunanlar ise; işte onlar, yaratılmışların en hayırlılarıdır” Beyyine/7  ayeti nazil oldu.”  ed-Dürr-ül Mensur tefsiri c. 6 s. 379

6-  Ebu Said-i Hudri ; “İnsanlar beş şeye emredildiler, onlar ise onların dördüne amel edip, birini de terk ettiler” derdi. Ona: “Amel edilen o dört şeyin ne olduğu sorulunca da, o: “Namaz, zekat, Ramazan ayının orucu ve hac” diye cevaplandırdı. Bu arada ona: “İnsanların terk ettiği o bir şey neydi?” denince de, O: “Ali bin Ebu Talib’in velayeti” cevabını verirdi. Ona: “Bu da mı onlarla beraber farzdı?” diye sorulunca da, O: “Evet” derdi. ( Rekibtü-s Sefine s. 619 naklen Hutet-üş Şam c. 5 s. 251)

7-  Şiilik, Allah Teala’nın: “En yakın aşiretini(akrabanı) uyar”( Şuara: 214) emrini indirdiğinde, Allah Resulü’nün yakın akrabalarını toplayıp onlara peygamberliğini açıkladığı sırada onlardan bir cevap gelmezken, Hz. Ali’nin Peygamber-i Ekrem’e iman ettiğini ve her sahnede kendilerinden yardımını esirgemeyeceğini ilan etmesi üzerine,AllahResulü’nün Hz. Ali’ye işaretle onlara: “Bu, benim kardeşim, vasim ve sizin içerinizdeki halifemdir; onu dinleyin ve ona itaat edin” açıklamasını yaptığı dönemden itibaren ortaya çıkmıştır.”  (Rekibtü-s Sefine s. 619, naklen Ruh-üt Teşayyu s. 20)

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim