1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bartın'da ‘’İslami Mücadelenin Yeni Dili’’ Semineri
Bartın'da ‘’İslami Mücadelenin Yeni Dili’’ Semineri

Bartın'da ‘’İslami Mücadelenin Yeni Dili’’ Semineri

Bartın Özgür-Der’de bu hafta Müslümanların genel ahvali ve çözüm yollarıyla ilgili ‘’İslami Mücadelenin Yeni Dili’’ konusu konuşuldu.

A+A-

Bartın Özgür-Der ailesinin konuğu Hamza Türkmen idi. Konuşmasını,  bilgilendiren ve verdiği örneklerle de konunun daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıran üslubuyla sürdüren konuşmacı şunları ifade etti;

Bu gün İslam Dünyasında yaşananları iyi değerlendirmemiz gerekiyor.Tunus’la başlayan sürecin Mısır, Libya, Suriye ve bir çok İslam diyarlarına uzanan bir etki boyutu oldu. Bu yaşananlar üzerine bir çok izahlar yapıldı ; bu değişimleri BOP projesiyle, değişik komplo teorileriyle veya ABD nin yeni planıyla izah edenler çıktı.Fakat olayların kitleleşme gücü ve yayılma hızı  kontrol altına alınamadı . Sonraları yönlendirmeye çalıştılar.Mısır’da bunun örneğini temerrüt hareketi olarak gördük.Yine Suriye’de üç aya kadar gider denen Esed rejimi gitmedi şimdi bunu soruyorlar esasen bu rejim gidiciydi,Suriye’nin bir çok yerinde direnişçiler şehirleri ele geçirmeye başlamışlardı ama sonradan İran ve Rusya’nın fiili müdahalesiyle gidişat değişti. Şu anda Suriye’de savaşan Esed rejimi değil,direnişçiler İran ve Rus askerleriyle savaşıyorlar. İran, Hizbullah, Irak, Pakistan şiilerinden binlerce savaşçı bu gün Suriye’de kardeşlerimizi öldürmek için orada savaşıyorlar. Başlarda sayıları ciddi rakamları bulan bu Esed yandaşları hesapta yoktu. Suriye’deki olaya Amerika müdahale ediyor deniyordu da bir tane Amerika askeri çıkmadı. Bu gün bu güçler bilfiil Müslümanlara karşı savaşıyorlar ve onların ülkesi değil burası. Görüyoruz ki ABD’de İran’la yaptığı görüşmeler neticesinde olaya sessiz kalıyor.Şuan Suriye’li kardeşlerimiz bu güçler tarafından öldürülüyorlar, tıpkı Bosna savaşında olduğu gibi, bir farkla o gün İran Bosna’ya yardım etmeye çalışıyordu ama bu gün katillere yardım ediyor.İslam İnkılabının değerlerinden bir sapma bir ulusçuluk batağına saplanma, bir bağ bozumu haliyle karşı karşıyayız. Ortadoğu Devrim süreçlerini batının yönlendirmesi hadisesini biraz ele alalım : Gazze bombalanırken bu olaya sahip çıkan Türkiye Müslümanları oldu, Mısır’da bir şey yok diyorduk .O aralar İhvandan Eşref Abdulgaffar İstanbul’daydı kendisiyle bu konuyu konuşmuştuk. Kendisi doktor ve Gazze’ye tıbbi yardıma gitmiş, orası bombalanırken sen niye oraya gittin diye 5 yıl hapis vermişler.Yine onun gibi yardım etmeye çalışan herkese ceza yağdırmışlar, o aralar İhvan’dan 5000 kişiyi tutuklamışlar.Buralarda tablo buydu ; baskı, yolsuzluk, üçkağıtçılık, kayırmacılık, işsizlik,topril gibi faktörler. İşgal kuvvvetleri buralardan  çekilirken arkalarında kolonyalist rejimler bıraktılar. 1921’de, 40 harita mühendisiyle Kahire’de, sınırları cetvelle çizmişler, arkalarında işbirlikçi yöneticiler bırakarak geri çekilmişler, buralarda okullar /kolejler açarak eşrafın çocuklarının batıcı yetişip  bu çocukların ülke yönetimine gelmesini böylelikle kolonyalist çarkın işlemesini sağlamışlardır.Onların emanetçileri bu yapıları korumak adına halka baskı uyguluyorlardı.Neticede kurdukları düzende ekonomik baskılar, israf bir çok olumsuzluklar halkta bastırılmış bir öfke oluşturmuştu.Bir yerde yanan kıvılcım bütün potasiyeli etkledi ve her tarafa yayılmaya başladı. Bunu Batı nasıl okudu 2012 yılı BM’de Filistin’in üyeliğ i ve gözlemci olup olmayacağı oylanmıştı,  İsrail, ABD ve Almanya dünyada aleyhte o kadar çabaladılar, nasıl yaparız da bu oylama reddedilir diye Siyonizm dünyaya hakimdi, tüm lobileri ABD yönetiyordu,  her taşın altında  ve hemen tüm siyasi olaylarda 70’li yıllarda yahudi şimdilerde de kadiri mutlak, büyük şeytan ABD vardı,her şeyi kontrol ediyordu, Türkiye’yi bölmeye çalışıyordu, BOP ile bütün bölgeyi hakimiyeti altına almıştı,hep bunları ABD planlıyordu...ABD,İsrail, Kanada, Almanya tüm gücünü koydular,Filistin’in BM de gözlemci statüde oy gücü hakkına erişemesin diye, oylama ne oldu ? ABD Almanya da tarafsız kalınca sadece 8 oy aldı,bu neyi gösteriyor, bu ülkeler de kendi geleceklerine bakıyorlar.1. Dünya Savaşından ulusçuluk/milliyetçilik bir sömürge biçimi, frenkleştirme projesi olarak devreye konulmuştur.Ümmetten bir toplum üretilmiştir, şimdilerde bu projeden bir kopma hali  sözkonusu. Suriye,Mısır,Irak  vs birbirlerine karşı mücadele ediyorlardı, kim çizmiş bu sınırları? Ümmet dağılmış. Oysa temel aidiyetleri Müslüman, kitapları, peygamberleri aynı, sırtımıza ulusçuluk kanburu vurmuşlar bizi birbiirimze düşürmüşeler halbuki Osmanlı’da ne milliyetçilik var ne de bölgecilik. Batılılar işgal etmişler, ideolojilerini yerleştirmişler, bölmüşler,adlarını koymuşlar ..Rahmetli Seyyid Kutup gençliğinde  Mısır milliyetçisi sonra Avrupaya gidiyor ve oralarda ne menem bir çarkın döndüğünü anlıyor, ardından Mısır’a döndüğünde İhvana giriyor ve İslamın kardeşlik anlayışının ve Kuran’ın hayatımıza geçirilebilmesi için canını bu yolda feda ediyor.,şüheda oluyor. Kuran’da milllet ümmet anlamına geliyor, bu kavramımızı  batılı bir anlama dönüştürmeye çalıştılar. Bugün intifadaların yaşandığı yerlerde bir özgürleşme yaşanıyor,bu süreç düzgün işlerse bizi kirlerimizden, yıllardır bizlere empoze edilmiş batılı önyargılardan kurtaracak. Bu ülkede  işkence kaldırıldı bu önemlidir.Bizler İstiklal Mahkemeleri görmüş bir halkın çocuklarıyız,  bu gün darbeci geleneği geriletme adına bir imkanlılık doğmuştur, 80’li yıllarda bini aşkın insan işkencelerde öldü, bu toplumun geçmişinde sürgünler var. Bu gün şahid olduğumuz intifadalardan sonra iktidara gelen Müslümanların arkasında yüz senelik tecrübe var.Bizler bu uzun yolda süreçten dersler çıkarmış, Menar okulunun öğrencilerinin, Mevdudilerin, El Bennaların, Kutupların  yetiştirdiği bu insanları Adeviye’de ve diğer meydanlarda gördük, direniyorlar, geri adım atmıyorlar, babaları şehid olmuş öncülerin çocukları aynı meydanlarda şehid düştüler,bu bir bilinç halidir, bizlerin  daha böyle bir arka planımız yok, kendimizi daha yeni tanımlıyoruz, bu gün bizler darbeci,vesayetçi şartların  geriletilmesinden elde edilen rahatlama imkanlarını değerlendirmeliyiz ; tutsaklıklardan kurtulmak, Müslümanların birlikteliğini yakalamak adına dersler çıkarmalıyız.Müslümanların iktidara geldikleri her yerde Batılı güçler,ABD  tarafından darbeler yapılmaya çalışıldı,bu gün Mısırda darbe yapıldı darbeyi sadece Türkiye,Afrika Birliği,Katar  kınadılar. Tüm olumsuzluklara rağmen bunu aşma, bunlarla mücadele adına şunların üzerinde durmalıyız :

1-Bugüne  kadar yaptığımız yorumları,ictihadları, nebevi  ve rabbani  metod kitaplarında kullandığımız argümanları gözden geçirmeliyiz. 

2- Gelecek stratejilerimizi gözden geçirmeliyiz, imtihan olduğumuz bu dünyada daha büyük bir hesabın bilinciyle adım atmalıyız.  Toplumsal şahidlik mütalalarımızda Kitabımızda bunun hangi yöntemle olacağını kavramaya başladık, sünnetullahtan haberdar olduk,Rasullerin yönteminin toplumları ıslah ile olduğunu kavradık

Yaşadığımız vakıayı tanımak gerekiyor,Aramızda yaptığımız çalışmalarda Rasulullah’ın (s) eğitim modelini esas almalıyız

 Ortadoğuda bu değişim süreçlerine nasıl bakmalıyız;

1-Dağılmış bir ümmetin evlatlarıyız, bu kadar çevreler, cemaatler var. Müslümanlarla iş yapmaya dayalı ortak yol arayışları üzerinde çözüm yolları üretmeliyiz. Diktatörleri kovduktan  sonra  bu aşama önemli.

2-Biz kimiz? İman nedir? Kitap nedir ?sorularının cevaplarını Kuran’dan vermeye çalışan öncü nesiller olmalıyız.

3-İçinde yaşadığımız topluma dönük bir form geliştirmek zorundayız. Onların kalplerini İslama ısındıracak yöntem üzerine yoğunlaşmalıyız.

 Müslümanlar mücadele yöntemlerini daha yeni konuşuyorlar,Sığınmacı gelenekten daha yeni kurtuluyorlar.Mücadelede dirayeti,birlikte işyapmayı olaylara tepki vermeyi yeni öğreniyoruz,İşte tüm bu yaşadıklarımızın tahlilleri ve ileriye dönük tasavvurlarımızda İslamca bir hesabın içerisinde, vahyin işaret ettiği çözüm yollarını ortaya koyabilmek adına bir çaba içinde olmalıyız. Gayret bizden, başarı Allah’tandır.

hamza_turkmen-20131124-02.jpg

HABERE YORUM KAT