1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bartın'da ‘İman Kardeşliğinin Vahiyle İnşası’ Semineri
Bartın'da ‘İman Kardeşliğinin Vahiyle İnşası’ Semineri

Bartın'da ‘İman Kardeşliğinin Vahiyle İnşası’ Semineri

Bartın Özgür-Der’de bu hafta Sami Tokgöz tarafından ‘İman Kardeşliğinin Vahiyle İnşası’ konulu seminer verildi.

A+A-

Sami Tokgöz seminerde şunları ifade etti.

Uhuvvet kelimesi Arapça’da kardeşlik anlamına gelir. Aynı karında aynı babanın sulbünden gelen çocuklara kardeş denilir. Kitabi anlamda tevhid akidesine bağlı olarak “iman birliği” yapan kimselere “din kardeşi” denir. Din kardeşliği İman kardeşliği, “İslam kardeşliği”dir. ( Âl-i İmrân 3/103, Tevbe 9/11, Hucurât 49/10;  Haşr 59/10),

Şüphesiz ki, mümin gönülleri sağlam ve köklü bir biçimde bağlayan bağ, iman/takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıdır. Bu, Cenab-ı Allah'ın müminlere bahşettiği en güzel nimetlerden biridir: “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşman kişilerdiniz de Allah, kalplerinizi/gönüllerinizi birleştirmişti. O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz, tam bir ateş çukurunun kenarındayken, Allah oradan da sizi kurtarmıştı. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklar” (Âl-i İmrân 3/103). Rabbimiz, cahiliyye döneminde birbirlerine düşmanlıklarıyla ve savaşlarıyla -ki bu savaşlar 120 yıl sürmüştür- ün salmış Medineli Evs ve Hazrec kabilesine mensup fertlerin iman bağıyla nasıl kardeşler haline geldiklerini hatırlatıyor. Bugün de her zamankinden daha fazla bu kardeşliğe ihtiyacımız vardır. “Hiç şüphesiz mü’minler kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve muttakiler olun ki, O’nun merhametine nail olabilesiniz.” (Hucurat, 49/10) Kur’an’da bir vakıa olarak biyolojik kardeşliğin önemi teslim edilmekle birlikte, asıl kalıcı ve ebedi olanın iman kardeşliği olduğu beyan edilmiştir. Kendi seçimimiz olmayan, emek sarf etmediğimiz bir şeyle ilgili olarak övünmek de yerinmek de yersizdir. Çünkü mü’min olmak bilinçli bir tercihtir. Yukarıdaki ayette rahmetin ön koşulu takva, takvanın şahidi ise ıslah çabası olarak beyan edilmiştir. İfsada karşı ıslah etmek için cihad etmek ise tek başına olabilecek bir şey değildir. Güç birliği gerekir, eylem birliği gerekir. İnsanlığın önünde hakkın ve adaletin şahidi olmak için dillere destan olacak salih ameller yapabilmek, ancak ve ancak iman kardeşliği ile mümkündür.

1. Mü’minler ayetlerle, Kâfirler Ateşle Kardeştir

İman kardeşliğinin karşı kutbunda küfür kardeşliği yer alır. İman kardeşliği ve Allah ve dostlarıyla dostluk kurmak iken, küfür kardeşliği şeytanla dostluk kurmaktır. Bu dostluğun sonu ise baştan bellidir: Cehennem! Bu sahte bir kardeşliktir. Çünkü ilk fırsatta kardeşini terk eden, satan biri aslında o kimsenin bırakın kardeşi olmayı, olsa olsa düşmanıdır.

2. Nesep Bağının İman Bağı ile Pekiştirilmesi

Evlatlıklarının babalarının kim olduğunu bilmiyorsak, bu, üzerinde durulacak önemli bir ayrıntı değildir. Önemli olan onlarla dinde kardeş ve dost oluşumuzdur. (Bkz. Ahzab, 33/5) Kur’an’da Hz. Musa-Harun örneğiyle biyolojik kardeşlik iman kardeşliği ile taçlandırılmıştır. Yüce Allah, Musa Peygamber’i öz kardeşi Harun ile güçlendirmiştir. Bu iki kardeş güç birliği yaparak hayatlarını tevhid dini İslam’ın yücelmesine adamışlardır. Onların bu adanmışlıkları kıyamete kadar yaşayacak mü’minler için, biyolojik kardeşlikle oluşan bağın, nasıl ebedileşeceğine dair güzel bir örnektir.

3-Mesellerde Afakî Ayetlerin Mü’minlerle Kardeşliği

Kur’an mesellerinin diliyle ifade edersek, Rabbimiz mü’minlerin kardeşliğini şöyle beyan etmiştir: Kökü üzerinde dimdik durup filizler veren tohum... (Fetih, 48/29) Allah’a güzel bir borç verenler; önlerinden ve sağlarından hızla ışık yayanlar… (Hadid, 57/11-12) Yedi başak bitiren, her başağında yüz tane bulunan bereketli bir buğday tohumu… (Bakara, 2/261) Verimli topraklar üzerindeki, ürünü bol bahçeler... (Bakara, 2/265) İman ve erdemin güzel izini alınlarında taşıyanlar... (Fetih, 48/29) Sağlam yekpare bir bina gibi birbirlerine kenetlenenler… (Saff, 61/2-4) Canlarını mallarını Allah için satan fedailer... (Saff, 61/10-13) Bu tanımları, bu övgüleri hak etmek kolay değildir. İman kardeşliğini tesis etmek, sonra da insanlığın önünde “hakkın ve adaletin şahitleri olmak zor bir sorumluluktur. Zorluğu oranında da onurlu, kutsal, mübarek bir görevdir.

İman Kardeşliğinin Şartları

İman kardeşliği, bir başka deyişle ‘din’de kardeş olmak kolay değildir. Bu, kuru bir söz ve iddianın ötesinde, üstün fedakârlıklar ve salih amellerle gerçekleşir. Rabbimiz bu fedakârlıkları, bizi kardeş yapan güzel eylemleri Kur’an’da beyan etmiştir. İman kardeşliği ancak bu şartları yerine getirdiğimizde oluşacak, ilk vahiy neslinin gerçekleştirdiği örnek davranışlara böylece sahip olacağız.  

1-Namaz ve infakı ahlak edinmektir.

2-Kardeşlerimizi bağışlamaktır.

3-Kardeşlerimize karşı kin gütmemektir.

4-Yetimleri kollamaktır

5-Sevinçte ve tasada, barışta ve savaşta kardeşlerimizin yanında yer almaktır.

6-Mü’minlerden başkasını veli edinmemektir

7-İmanı isâra kardeş kılmaktır.

a) Zeyd’in Rasulullah’ı İsârı 

Rasulullah, Zeyd’i iradesinde serbest bırakırken şöyle der: “Beni tercih edeni ben kimselere tercih etmem.” O, Rasulullah’ı ve risaletle birlikte de imanı tercih etmiş, hayatını iman yolunda harcamış, kendini Rasulullah’a ve İslam’a hizmete adamıştır. Kur’an ise onu taltif etmiştir. Kur’an’da özel adı geçen tek sahabe olma unvanı onundur.

b) Mus’ab’ın Ahireti İsârı

Bizzat ailesinin nezaretinde işkenceye uğrar ve evlatlıktan reddedilir, mirastan mahrumiyet cezası verilir. Ama Mus’ab, yine de Daru’l Erkam’da gördüğü kardeşliği iysâr eyler. Yani dünyaya karşılık ahireti iysâr eyler. Rasulullah da onu iysâr eyler: Kendi temsilcisi olarak İslam’ın ilk öğretmeni olarak Medine’ye göndermek için onu tercih eder. Hicret’ten sonra Mus’ab Uhud’da Rasulullah’ın sancaktarı ve canlı kalkanıdır. Müşriklerden İbnu Kamia, önce onun sağ sonra sol kolunu, sonra da başını düşürür toprağa, dört parça olmuştur, adeta çoğalmış, bereketlenmiştir Mus’ab. Kesik başını toprakta gören Rasulullah manzarayı şöyle yorumlar: Kolum kanadım budandı, Rasulullah’a yardım edemedim, utanıyorum, bu yüzden başım yere eğdim. Mus’ab’ı defnetmek zordur, başını örtünce ayakları, ayakları örtülünce başı açıkta kalmaktadır. Allah ve Rasulü için dünyanın zevk ve ihtişamını elinin tersiyle iten Mus’ab’ın başı elbisesiyle, ayakları otla kapatılır.

c) Yasir ve Sümeyye’nin Şehadeti İsârı

İman kardeşliği Yasir ailesine öyle bir manevi enerji vermiştir ki, onlar artık küfre, şirke girmektense ölümü gülümseyerek karşılamaya hazırdırlar. İşte bu yaşananlar Daru’l-Erkam’da kurulan kardeşliğin mahiyeti, derecesi ve sağladığı manevi donanıma ilişkin Mus’ab’ın verdiği ipuçlarıdır. Çünkü iman, yeri geldiğinde işten, aştan, eşten, aileden vazgeçmektir: Bilal gibi, Mus’ab gibi, Yasir-Sümeyye (a) gibi. İmanını muskasında değil yüreğinde taşıyanlar için küfre/şirke düşmektense ölüm daha sevimlidir.

SONUÇ

Peygamberi soluğu hayata taşımak, onları örnek almak, onların yaptıkları gibi mesajın şahidi olmak, yaşadığımız yerlerdeki yanlış, muharref değerlerle, tuğyan ve ifsadla tıpkı onların yaptığı gibi hikmet ve güzel öğütle mücadele ederek  ıslah çabası içinde olmalıyız.. Daha doğrusu Kur'an ile hayatın ilgisini kurmak ve Kur’anı hayatımızın esası yapmalıyız.Vahyi esas alarak insanın ve toplumun yeniden inşasına çalışmalıyız. Her türlü zulmü, şirki, ifsadı ifşa edip, ortadan kaldırmak, emr olunanların yürüyen birer şahidi olmak, Allah'ın rızasına nail olacak bir cemiyet yapısının oluşmasına katkı sağlamak da salihlerin vasıflarındandır. İlk mesajları ve ilk öncülerin hayatını incelediğimizle, Rasulullah ve onun fedakâr arkadaşlarının, Kur’an’ın da şahitlik ettiği gibi; önce cemaat planında daha sonra ümmet planında vahye şahitlik sorumluluğunu yerine getirdiklerini görüyoruz. İman edip İslami şahsiyeti oluşan mü’minlerin bireysel “Benim kalbim temiz nasıl olsa!” rahatlığında olmadıkları; “biz bilinci”yle bütünleşip, müslümanlara yönelik baskılara birlikte topluca karşı durduklarını görüyoruz. İlk ve öncü mü’minlerin, ilk mesajların “ahlaki hicret” emrine uyarak, cahiliyye toplumunu terk edip, diğer mü’min kardeşleriyle iman ortak paydasında İslami yapıyı oluşturduklarını görüyoruz. 

HABERE YORUM KAT