1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Bartın'da “Cemaat Olma Bilinci” Semineri
Bartında  “Cemaat Olma Bilinci” Semineri

Bartın'da “Cemaat Olma Bilinci” Semineri

Özgür-Der Bartın Temsilciliğinin hanımlara yönelik sürdürdüğü seminer programında bu hafta “Cemaat Olma Bilinci” konuşuldu.

A+A-

Semineri Nesrin Mekeç sundu. Seminerde şu vurgular öne çıktı:

İslam davetinin başlamasıyla birlikte, yavaş yavaş oluşmaya başlayan İslam cemaati hep Kur'an'ın merkezde olduğu bir mücadelenin içinde bulundu. Hz. Ebu Bekir ve Erkam başta olmak üzere bazı Müslümanların evleri, Müslümanların biraraya geldikleri, Kur'an okudukları, namaz kıldıkları, sosyal ve siyasal gelişmeleri değerlendirdikleri şümullü bir mescit işlevi görüyordu. İlk Kur'an nesli cemaat olma bilincini namaz merkezli bir hayat tasavvuruna dönüştürmüş, mescitlere azami anlam yüklemişti.

Cemaat olmak, öncelikle insanları uyarıp hakka yöneltecek bir topluluğun varlığıyla mümkündür. İslami cemaat sorumluluğunu yüklenen fertler öncelikle, İslami kişiliğe sahip olmalıdır. Araf Suresi 181. ayette “Yarattıklarımızdan daima hakka ileten ve adaleti gözeten bir ümmet bulunur.” buyrulmaktadır.

Kur'an, mü'minlere sürekli biz olma bilincini aşılar. İyiliği emredip kötülükten sakındırma, yalnızca bireysel güçle halledilemeyeceği gibi plansız ve disiplinsiz çalışmalar da başarılı olamaz. Tevhidi tebliğ görevi ancak kitlelerde etki uyandırabilecek şahsiyet, bilgi, ehliyete sahip iradi ve ahlaki zaaflardan uzak, ihtiyatı, ilke ve adaleti gözeten fertlerin oluşturduğu bir yapıyla yerine getirilebilir. Toplumsal değişimin yasası da budur.

“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki insanlara şahitler olasınız. Resul de size şahit olsun.” (Bakara 2/143)

Kadrolar ve cemaat, mesajın kitlelere iletilmesinde önemlidir. Kadrolar ve cemaat fertleri, toplumun içinde olmalı, toplumla ilişkilerine ve onların sorunlarına önem vermelidir. Toplumu gereği gibi uyarmak, ilkeli ve sürekliliği olan bir çabayı gerekli kılar. Resullerin ve ashabının örnekliği bu yöndedir.

Yine insanın zayıf ve güçsüz oluşunun gerektirdiği dayanışma ihtiyacı da onu tarih boyunca kendisi gibi olanlarla yaşamaya sevk etmiştir. Bir arada yaşama zaruretiyle ortaya çıkan sorunların çözümlenmesi için Rabbimiz, Rahman sıfatının tecellisi olarak peygamberler göndermiştir.

Ailede, toplumda, beşeri ve sosyal ilişkilerde Kur'an'ın hükümleri yol göstericidir. Tevhid inancı; kişileri ve toplumları ifsad eden yapı ve anlayışları, her türlü zulmü ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu toplumu dönüştürme sorumluluğu, birlikte hareket etmeyi, yani cemaat olmayı gerekli kılar.

Kıyamete kadar baki kalacak bir dinin mensupları olarak bizler, yaşadığımız toplumu değerlendirmek durumundayız. Zira toplum değerlendirmesi, hareketin yöntemini belirlemede hayati bir öneme sahiptir. Toplum hakkında genellemeci bir yargıda bulunmak sağlıklı bir sonuca ulaştırmayacağı gibi İslami hareketin toplumdaki imaj ve potansiyelini de olumsuz etkiler.

“Şu halde ey akletme yeteneğini kamil manada kullananlar Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.” (Maide 5/8) Toplumla ilişkilerde hassas ve ilkeli olma zorunluluğu Kur'ani bir emirdir. (Maide 8) Düşman bir kavme karşı adaletli davranmak emri bunun açık bir delilidir. (Al-i İmran 75)

Toplumla aramızda oluşturulacak samimiyet ve güven bağının işimizi kolaylaştıracağı bildiriliyor. (Şura 42/37)

İslami hareket, öncelikle amaç bağlamında, eylem ve ıslah çabasıyla, bozulan toplumu değiştirmeyi, kuşatıcı, bağlayıcı ve disiplinli çalışmayı gerekli kılar. (… İman eden, Rablerine güvenen kimseler için bu böyledir. İşte onlar büyük günahlardan ve hayasızca davranışlardan kaçınırlar. Dahası öfkeli zamanlarında bile affetme erdemini gösterirler. Yine onlar Rablerinin davetine koşarlar. Namazı hakkını vererek eda ederler. Toplumsal işlerini aralarında danışma yoluyla görürler. (Şura 42/37-38)

İslami cemaatin fertler ve toplum nezdinde en belirgin özelliği ise ahlaki vasfıdır. Erdemli olmak, mesajın zayıflıklarını örtebileceği gibi aksine bir tavır da en güçlü mesajı dahi muhataplar nezdinde anlamsızlaştırabilir. Düşmanın dahi teslim etmek zorunda kaldığı emin olma vasfını taşıyan bir Resulün önderliğine tabi olan bizler asgari düzeyde bu vasıfları taşımak zorundayız.

Salih amel, vahyin nuzul sürecinde, farklı vurgular kazanarak zenginleşen merkezi bir kavramdır. Bireysel ve fıtri olandan, toplumsal ve eğitsel olana doğru bir seyir takip eder. Başlarda sorumlu davranış, ortalarda Allah'ın razı olduğu eylemler, Medine'de ise ıslah edici iyilikler vurgusu kazanır. Salih amel, Kur'an'da iman ile birlikte geldiği tüm yerlerde imanla uyum içindeki bir eylem ahlakına ve hayata işaret eder. Düşünce üretiminin ve söylenen sözlerin pratikte örneklendirilmesi önceliğimiz olmalıdır.

Müslüman cemaatler olarak kuşatıcı, inandırıcı, güvenilir bir model ve örnek şahsiyetler olmak durumundayız. İslami kimlik, hayatı ve gerçeği parçalamayan bütüncül bir şahsiyet inşasını gerekli kılar.

“Hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et.” (Nahl 16/125)

İnsan doğası, kaba ve sert olmaktan çok inceliğe ve yumuşaklığa yatkındır. Hakikati sıcak bir çağrı ile iletmek mü'minin hikmet sahibi olması Kur'ani bir emirdir. Kur'an; Peygamberlerin, içinde yaşadıkları toplumu, insanları kazanmaya yönelik bir üslup içinde olduklarını göstermektedir. Naziat Suresi 17. ayette Hz. Musa'ya hitaben Rabbimiz “Firavun'a git, çünkü o haddini aştı ve ona de ki: Arınmaya var mısın? İmdi (cevabın evet ise) ben seni Rabbine doğru yönelteceğim ve sen de kendine çeki düzen vereceksin.” (Naziat79/17-19) Taşlanma tehdidine rağmen Hz. İbrahim'in babasına babacığım diye seslendiğini, bütün peygamberlerin her türlü eziyetlerine rağmen ey kavmim diye müşfik bir tonla hitap ettiklerini (Araf 7/59-73) Kur'an bize haber vermektedir. Müslümanların toplumla aralarındaki ilişkilerde güven ve samimiyet sorunu oluşturmamaları toplumu değiştirmenin ve dönüştürmenin en temel koşuludur. İslamın tüm ölçü ve emirleri insana ölçülü olmayı, mutedil bir algı ve yaşayış üzere bulunmayı öğretir. İnsan şahsiyetini şekillendiren dinamik bir akılla dikkatli düşünen, dikkatli hareket eden, davranışlarını ölçüp biçerek pratik bir üslubu insana kazandıran hikmetli bir tutum özendirilir.

Mümin, emanet sahibidir. Hem Allah'tan gelen emaneti korurlar, yani vahiy doğrultusunda fıtratı korurlar; hem de insanların haklarıyla ilgili konularda emaneti yerine getirirler. “Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Mü'minun 23/8) Bu anlamda verilen söze sadakat, aile mahremiyetine saygı, kusurları araştırmamak ve yaymamak, sırları ifşa etmemek birer emanettir.

İslami cemaat olgusunun en temel hedefi, ıslah edici bir yöntem ve kuşatıcı vasfıyla topluma ulaşmak, sıradan insanları duyarlı hale getirmek, duyarlı müslümanlara sistematik bir düşünce kazandırmak, üst bir bilince ulaşan olgun şahsiyetleri organize ederek eylem ve harekete sevk etmektir.

İslami cemaat içinde bulunan fertler yüzeysel ve sınırlı bilgilerle değil, kapasitesi oranında fikri gelişimini sürdürmeye, sahip olduğu bilgileri derinlemesine araştırmaya yönelik sistemli bir gayret içinde olmalıdır. Allah'ın rahmeti doğrultusunda edindiğimiz doğruları, bıkmadan ve en güzel yollarla aktarmalıyız.

Toplumların inşa ve ıslahı süresince her Müslümanın farklı özelliklere sahip olması tabiidir. İslam, insanları kişiliksizleştirmeyi amaçlamaz. Aksine onda mevcut olan özellikleri doğru bir şekilde yönlendirmeyi, kendine özgü karakterini İslam'ın hizmetine kazandırmayı amaçlar. Ömer İbn Hattab, cahiliye döneminde çok güçlü ve kuvvetli idi. Müslüman olduktan sonra ondaki bu kuvvet ve cesaret, kafirlere korku salarken mü'minler için umuda dönüşmüştür.

Günümüzde cahili sistem Müslümanlar karşısında çok donanımlı ve organize bir güce sahip. Tevhid ve adaletin şahitliğini yapacak olan Müslüman cemaatlerin, İslam ümmetinin tüm egemen güçler karşısında yeniden ihyası gerekmektedir. Bu amaç doğrultusunda tevhidi bilinç gereğince davranan Müslümanlarla birlikte yeni bir Kur'an neslini oluşturmak ve güçlendirmekle mükellefiz.

Tevhid ve adaletin şahitliğini yapan olgun şahsiyetler olarak içinde yer aldığımız ve vahyin aydınlığında şekillenmiş dinamik bir ümmet olmayı başarabilirsek, gayri islami anlayış sahiplerince dizayn edilen yerel veya küresel zulüm düzenlerinin karşısında güçlü bir duruşla durabilir, insanlar için bir umut olabiliriz. (Maide 5/105)

Cemaat olma bilinci içinde kişisel özelliklerin çok iyi değerlendirilmesi, yararlı hale getirilmesi, doğru zamanda, doğru bir şekilde şekillendirilmesi gerekir. İnsan karakterinin olumlu yönlerini geliştirmeyi hedef alan İslami eğitimi, kişilik oluşuncaya kadar olumlu yönde motive etmeyi sürdürür. Allah resulünün hayatına baktığımızda onun çevresindekilere, özellikle gençlere pozitif yaklaştığını, onları motive eden bir üslup kullandığını görürüz.

Hepimizin bildiği gibi cemaatlerin ve toplumların oluşmasında bireyin etkisi son derece önemlidir. İlk İslam cemaati Peygamberimizin ve ashabının kararlı ve idealist tutumları, özellikle yönetimde sorumluluk almış olanların her ne pahasına olursa olsun bu sorumluluğu yerine getirme çabaları neticesinde İslam devletine dönüşmüştür. İslam'ın ilk dönemlerinden bu yana, bu vasıfları kendinde taşıyan fertlerin yetişmesi ve birlikteliği önemli bir konuydu. Bir gün Hz. Ömer, ashaptan birkaçıyla oturuyordu. Onlara Allah'tan en fazla ne istediklerini sordu. Kimisi Allah yolunda harcayacakları mal ve servet isterken, kimisi Allah yolunda seferde kullanacakları atlar, binekler istediklerini söylüyordu. Hepsi önemliydi fakat yeterli değildi. Hz. Ömer ne istediklerini yeniden sorduğunda ne isteyeceğimizi şaşırdık dediler. Hz. Ömer şöyle dedi: Ben Ubeyde b. Cerrah gibi, Muaz b. Cebel gibi yüzlerce yiğitlerin olmasını dilerim. Çünkü inanmış salih bir mü'min serveti çalışarak kazanabilir. Ama yetişmiş insan bulmak her dönemde zordur.

Modern tahrifatın etkisinden sıyrılıp, Kur'an mesajı ve resulün pratiğiyle hayatımızı şekillendirme yönündeki adımlarımızı sıklaştırmasını Rabbimizden niyaz ediyor, bu yolda Rabbimizin nusretini diliyoruz.

HABERE YORUM KAT