Barışı Dilinde Yaşayanlar Bunu Halka Yaşatamazlar

05.06.2014 12:45
Barışı Dilinde Yaşayanlar Bunu Halka Yaşatamazlar
Başbakan Erdoğan, "Barışı egemen kılacaksak, karşılıklı saygıya dayalı olarak kuracağız. Ama bundan bihaber olanlar, bu işi sadece dilinde yaşayanlar bunu halka yaşatamazlar" dedi.

Başbakan Erdoğan, "Barışı egemen kılacaksak, karşılıklı saygıya dayalı olarak kuracağız. Ama bundan bihaber olanlar, bu işi sadece dilinde yaşayanlar bunu halka yaşatamazlar" dedi.

Başbakan Erdoğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Dünya Çevre Günü dolayısıyla düzenlediği "Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi" toplu açılış törenine katıldı.

Açılışını yapacakları Kastamonu, Malatya, Balıkesir, Nevşehir, Giresun ve Erzurum'daki katı atık düzenleme tesislerinin bu şehirlerde yaşayanlara hayırlı olması temennisinde bulundu. 

Yaklaşık 2 milyon nüfusa hizmet verecek tesislerden ötürü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere emeği geçenlere teşekkür etti. 

Günümüzde çevre sorunları ve buna bağlı geliştirilen politikalarının ekonomide, kalkınmada, enerjide ve diğer pekçok alanda belirleyici etkiye sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, Türkiye olarak çevre sorunları konusunda fevkalade hassasiyet gösterdiklerini söyledi. 

2023 hedeflerini sürdürülebilir kalkınma anlayışına dayalı olarak belirlediklerini ve uygulamaya başladıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, "Tabii bizim çevreye bakışımız, Batı'daki popüler çevreci akımlardan farklı, biz çevreyi, yani tabiatı Allah'ın eserleri ve emaneti olarak görüyoruz" diye konuştu. 

Tüm insanların ortak hayatı olan çevreyi korumanın bir lütuf değil bir yükümlülük olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

 "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışımız'çevrenin korunmasını da içeren geniş bir yaklaşımı ifade ediyor. Her şeyden önce çevre ve kalkınma politikalarımızı bu anlayışla ortaya koyma çabasındayız. Hacı Bayram Veli Hazretlerinin ifade ettiği gibi 'İnsan şehri inşa ederken, aslında taşın toprağın arasında kendini inşa eder.' Evet şehirle birlikte kendisini de inşa eden insan kendi varlığının ayrılmaz parçası olan çevreye asla sırtını dönemez. Onun tahribine asla göz yumamaz. Bizim medeniyetimizde gereksiz yere tek bir dalın kırılmasına, tek bir çiçeğin koparılmasına rıza göstermeme anlayışı vardır. İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, ayak bastığımız toprağın tükettiğimiz her şeyin bu bakımdan muhasebesini yapan, ölçüyü elden bırakmadan hayatı idame ettiren bir zihin dünyasına sahibiz. Bugün de ihtiyacımız olan işte bu idraki yaşatmaktır. Bu mirasa sahip çıkmaktır."

Çevre konusunda oluşturulan uluslararası düzeydeki örgütlerin içinde yer alma, anlaşmalara taraf olma konusunda gelişmiş ülkelerin dahi ilerisinde olduklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Örneğin, gelişmiş ülkelerin pekçoğu Kyoto Protokolü'ne taraf olmaktan çekinirken, biz Türkiye olarak 2009'da Meclis'te bu protokolü kabul ettik. Aynı şekilde mevzuat ve uygulama olarak AB müktesabatında çevre standartlarını ülkemizde büyük ölçüde geçerli hale getirdik" diye konuştu. 

Yapılanlar elbette önemli ama yeterli değil

Yapılanların önemli ama yeterli olmadığını dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin diğer alanlarla beraber çevre konusunda da uzun yılların ihmalinin bedelini ödemek durumunda kaldığını söyledi. 

"Bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde uzun zaman hüküm süren bu çarpıklık vardır. Evliya Çelebi, Anadolu'da hiç güneş görmeden ağaç gölgesinde seyehat etmenin mümkün olduğundan bahsediyor. Ankara şehir merkezi bile son dönemde kurulan büyük parklar, rekreasyon alanları olmasıydı, tüm yeşilliği bina bahçelerindeki üç beş ağaçtan ibaret bir şehir olmaya devam edecekti, aynı şekilde İstanbul öyleydi" dedi.

Erdoğan, attıkları adımlarla bu yanlışı düzeltmenin gayretinde olduklarını belirterek, "Bir yandan geçmişin yanlışlarını düzeltmenin bir yandan da yeni projelerle tarihimize ve kültürümüze yakışır şeyler inşa etmenin çabası içindeyiz. Bunun için kadim medeniyet anlayışımızdaki insan-tabiat ilişkisinin ihyasına köklü bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacımız var. Geçmişin mirası ışığında geleceğin şehirlerini ancak bu şekilde kurabiliriz" ifadesini kullandı.

Yeni projeleri hayata geçirmek için çalışıyoruz

Bu şehirlerde kadınların, çocukların, yaşlıların, tüm halkın huzur ve güven içinde yaşamasını istediklerini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Sadece betondan, asfalttan, metalden ibaret bir şehir, ruhu olmayan mekanik bir şehirdir. Biz yaşayan bir varlık olarak gördüğümüz şehirlerin ruhu olmasını, kimliği olmasını, özgün olmasını arzu ediyoruz. Amacımız şairlere, ressamlara, bestekarlara ilham verecek şehirler, yerleşim alanları inşa etmektir. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada mimarlara, mühendislere, şehir plancılarına, çevre plancılarına esin kaynağı olacak şehirler kurmayı başardığımız gün, medeniyetimizin de yeniden yükseldiği gündür. İşte bu anlayışla ulaşımdan temizliğe, toprağın yeşilinden, havanın berraklığına kadar her alanda mevcut sorunları çözmek ve yeni projeleri hayata geçirmek için çalışıyoruz." 

Haliç'in kıyısından geçmek mümkün değildi

Erdoğan, 1994'te İstanbul'a büyükşehir belediye başkanı olduğunda kentin sokaklarında çöp dağlarının yükseldiğini hatırlatarak, musluklardan su akmadığını, hava kirliliğinin ne durumda olduğunun da gayet iyi bilindiğini dile getirdi. 

"Hele hele o güzel Haliç'in kıyısından geçmek mümkün değildi. O insanı tehdit eden kokusuyla, Haliç'in suyunun rengiyle içinde oluşan o adacıklarla Haliç'in ne olduğunu çok iyi bilirler" diyen Erdoğan, bunun aslında bir çevre katliamı anlamına geldiğini belirtti. 

Şehrin sülietinin adeta gecekondularla oluştuğunu anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Böyle bir yapı söz konusuydu. Biz kolları sıvadık, önce şehrin temizliğine el attık o çöp dağlarını ortadan kaldırdık. O günlerde bazı gazeteler maske dağıtıyordu. Çünkü hava kirliliği insan sağlığını tehdit eder hale gelmişti. Bir yandan da süratle bütün evlere doğalgazı taşımak suretiyle 4,5 yıllık başkanlığım dönemimde 1 milyon 250 bin haneye biz doğalgazı ulaştırmış olduk, böylece hava kirliliğinden İstanbul'u büyük ölçüde kurtardık. Bununla da kalmadık, İstanbul susuzdu Istranca Dağları'ndan 180 kilometreden dağları delerek, İstanbul'un su sıkıntısını gidermenin gayreti içine girdik. Bizden önce CHP belediyesi vardı. CHP belediyesi Yalova'dan su getirmek suretiyle güya tankerlerle İstanbul'un susuzluğunu gidereğini iddia ediyordu. Ama böyle bir şeyi gerçekleştirmek mümkün değildi. Çünkü o tankerlerle gelecek suyla ancak Beşiktaş'ın su ihtiyacını birkaç günlüğüne giderebilirsiniz, ondan sonra susuzluğa mahkum edersiniz. Sürekliliği orada hakim kılan biz olduk, o gün bu gün İstanbul'un su sıkıntısı yok."

AA

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim