1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Barış ve zafer
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Barış ve zafer

A+A-

Zulüm günlerinde mazlumun yanında saf tutarken farkında olmadan zalimlerle birlikte barışla da mesafe koymuşuz aramıza.

Aslında zafere kadar zorunlu bir durakmış barış.

Yoksa silahların susması için mazlumlar lehine dillendirdiğimiz taleplerin eşiğini yükseltmek için bu kadar çaba harcar mıydık?

Geciktiği her an canlara mal olduğu halde çok istediğimiz barış için bu denli maksimist davranır mıydık? Savaşı tırmandırmak için, intikam için kentlerde bomba patlatanları, genç kızları öldürenler karşısında “ama” der miydik?

Geçenlerde programıma çağırmak için aradığım, hepinizin çok yakından tanıdığı bir Kürt entelektüeli olan dostum, bu durumu fark etmenin verdiği çaresizlikle şöyle yakınıyordu:

“Melih Kürt sorunuyla ilgili bugüne kadarki tüm analizlerimde yanıldım. Köşeye çekildim. Başka bir konuyu konuşsak olmaz mı?”

Dostumun bugünlerde pek de alışık olmadığımız bir tevazula cesurca dile getirdiği temennisi programda pekâlâ olur da, keşke sokakta da bu mümkün olsa.

Zira bir süreliğine de olsa başka konular konuşmak umuduyla kaçtığınız “sığınaklarda” bile el mecbur düşüneceksiniz bu konuyu. Çünkü bu yalnızca zihinsel bir egzersiz, zevk için kanıtlamaya çalıştığınız bir olasılık teorisi değil. Soluduğunuz havanın tamamen azota dönüşmesi gibi “yakıcı” bir problem.

Marmaris’te bar işleten Urfalı dostuma, Şiwan’dan bir parça istediğimizde, her saldırıdan sonra ilişkileri daha da gerginleşen Türk komşusunu işaret edip “Abi saat geç oldu” dedirten yaşamsal bir gerginlik. Ve en kötüsü iki dakika sonra gururuna yediremeyip teybe yönelmesi, CD’yi eline alıp onu “Amaan adını koyalım. Kimin gücü kime yetiyorsa artık” raddesine getiren bir taraftarlık dayatması.

Bilmiyorum Urfalı dostum Otel Ruanda’yı izledi mi? Ama komşusuna karşı eline tutuşturulacak palaya sarılmayı göze almasında, ilk ve güçlü hamleyi yapmanın eşiğine gelmesinde, amasız barışçılara bile çözümün bir hayal olduğunu ikrar ettiren “Kürt halkının özgürlük savaşçılarının” tuzu biberi, emperyalistlerden ve devletten çok çok daha fazla.

Evet, artık, çözüm için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğine dair tüm adımları içeren teorilerimizin bir bir üzerimize çöktüğü günler bunlar.

PKK’nin her siyasi cinayeti ve onun bu anlamsız şiddetini meşrulaştırmaya yönelik açıklamaların her iki kanattan savaşçıların elini güçlendirdiği yetmiyormuş gibi, çözüm iradesi talep edenlerin tüm argümanlarını da değersizleştiriyor ve hatta saçmaya indirgiyor.

Çünkü kimilerinin “cevap” sandığı o patlayan bombalar, sıkılan kurşunlar, aslında anlamsız bir “soru”. Evet, cevap değil, soru.

Barış için çalışan kafalarda bile çözüm umudunun üzerini sinsice kaplayan tortuyu kazıyacak spatula ise, her türlü bedeli göze alıp dört elle sarılmamız gereken mantık.

Çünkü saçmanın tek panzehiri her şeye rağmen “doğru”.

O zaman bir anlığına sakin olup düşünelim, hatırlayalım ve yazalım.

PKK’nin 90’larda Antalya’daki dönerciler çarşısında masum sivilleri, turistleri yakmasına gerekçe gösterdiği yargısız infazcıların “ağar ağabeylerinin” yargılanması, ceza alması, hareketin “meşru müdafaasının” şiddetini azaltır sanıyorduk mesela, değil mi?

Ama demek ki, demokratların neredeyse tüm enerjisini kanalize ettiği bu adalet ve arınma talebi öyle hayati falan değilmiş. Haklılığımız pekiştirmek için her eylemde, her yazıda dillendiğimiz ajitasyon malzemelerinden biriymiş sadece. Yalanmış yani. Nasıl da inanıyorduk oysa.

PKK’nin (pardon TAK’tı değil mi) Ankara’nın göbeğinde bir genci, belki de arkadaşından “cıxare kê bıde mın” diyerek istediği sigarasını tellendirirken havaya uçurmaması için, devletin anadilde eğitim talebini de yerine getirmesi gerekiyormuş sonracığıma.

Devletin Kürt öldürülmesini de “cinayet” sayması, herkese eşit mesafede durması, hizmet vermesi vs. taleplerimiz de fasa fisoymuş.

PKK’nin, son olarak Siirt’te yaptığı gibi okuyup da sokağa çıkacak, hayata katılacak genç Kürt kızlarını öldürmemesi için, yalnızca harekete hizmet veren iş ve işçi bulma kurumu KCK’nın çalışması önündeki tüm demokratik ve yasal “engellerin” de kaldırılması gerekiyormuş.

Bu basit mantığı yürütmek, gelmesi an meselesi olan barış için elzem ama bünyelerde ciddi rahatsızlık ve pişmanlık yaratacağı kesin tabii.

Bu satırları okuyan savaşçıların çiğnediği sakızın şakırtısı geliyor kulağıma. Dostumun sizlerin de barış istediğinize inandığımız için yaptığı “yanıldık” tesbiti doğru. Ama kusura bakmayın, ne yazık ki “başka” konular konuşmaya niyetimiz yok.

Üzülerek bildiririz ki, kızlarımızın, çocuklarımızın canını alan her cephedeki savaşçılara rahatsızlık vermeyi sürdüreceğiz.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT