Barış sınırı çöktü

04.09.2011 04:39

Mustafa Özcan

Türkiye ile İsrail arasında alttan alta kaynayan kırılma hali nihayet alenileşti.

Türkiye-İsrail ilişkileri net bir kırılma hali yaşıyor. Türkiye 1981 yılından sonra ilk kez İsrail ile diplomatik ilişkilerini en alt seviyeye indirdi. 1980 ve 1981 yılında İsrail’in başkentini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ve Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine Türkiye tepki gösterdi ve ilişkileri büyükelçilikten ikinci katiplik seviyesine düşürdü. İlişkiler düşük yaptı. Bu işi 12 Eylül idaresi nasıl yaptı diye hayrete düşenler olabilir. Gerçekten de bu, dehşetengiz ve hayret verici bir gelişmedir. O dönemki konjonktür buna müsaitti ve 12 Eylül rejimi esasında ideolojik kayma olmadan teknik olarak ilişkilerin seviyesini düşürdü. Bunun değişik nedenleri vardı. Darbe Avrupalıların tepkisini çekmişti. ABD ise darbe yükünü tek başına sırtlamak istemiyordu. Bundan dolayı darbecilerin Arap dünyasına açılması ve yalnızlığını kırması gerekiyordu. Ve tavsiye üzerine de Türkiye elçilik seviyesindeki ilişkileri katiplik düzeyine indirdi. Arapların sempatisi kazanıldı. Hatırlayanlar bilir, Kenan Evren de o yıllarda hac veya umre ziyaretine de gitmişti. Lakin yine de İsrailliler bundan alınmışlar ve dönemin İsrail Başbakanı veya Dışişleri Bakanı İzak Şamir Türkiye’ye yönelik tehdit dolu açıklamalar yapmıştı. Türkiye sınırlarının İsrail füzelerinin menzili içinde olduğunu iddia etmişti. 30-31 yıl sonra Mavi Marmara olayından sonra yeniden ilişkiler eski seviyesine geri düşüyor. Maalesef Evren döneminde düşen bu ilişkilerin seviyesi Cengiz Çandar gibilerin sürekli yüklenmeleri ve meseleyi kurcalamaları sonucu ve 1988 yılında yeniden büyükelçilik seviyesine çıkartıldı. Elbette ‘büyük patron’ ABD’nin de bunda payı vardı. Türkiye dengeleme politikasına geri dönmüştü.

*

İsrail Mavi Marmara baskınıyla birlikte tarihi hamakatlerinden bir diğerini daha irtikap etti. Sadece tarihi bir hamakat daha irtikap etmekle kalmadı aynı zamanda bu hamakatini sonuna kadar sürdürdü. Şayet ilk günlerde manevra yapsa ve tazminat ve özür dilemeye razı olsaydı ilişkiler bu çapta gerilmeyebilir ve gerilemeyebilirdi. İsrail Mavi Marmara baskınıyla ve ardından Palmer raporuyla belki de kendine göre bir zafer daha kazandı. Lakin bu zafer tamamen yüzeyseldir ve zahiridir. Derin de ise Türkiye ile tarihi bir kırılma anı yaşamıştır. Bundan böyle ilişkilerin tamiri ve eski seviyesine getirilmesi zordur. Bir daha herhangi bir İsrail sefiri Ankara yüzünü göremeyebilir. Rapor kamuoyuna sızmadan ve yansımadan önce sızıntılarla birlikte el Kuds el Arabi gibi gazeteler başyazılar döşenmişler ve Türkiye’nin Tel Aviv’den elçisini geri çekmesini istemişlerdi. Türkiye de bu doğrultuda hareket etti ve İsrail’e müeyyide kararı aldı. 5 maddede özetlenen bu yaptırımların ruhu ilişkilerin net gerilemesini temsil etmektedir. Diplomatik ilişkiler ikinci katiplik seviyesine düşürülüyor ve büyükelçi Ankara’da tart ediliyor. Mesele Adalet Divanına taşınıyor ve İsrail’le askeri ilişkiler kesiliyor. Türkiye Gazze’ye ambargonun kaldırılması konusunda seferber olacağını ve uluslararası mahfilleri zorlayacağını taahhüt ediyor. İsrail raporu kazandı ama Türkiye’yi kaybetti. Türkiye’yi kaybederek acaba gerçekte ne kazandı? Belki de habersiz ölüm fermanını imzaladı. Araplar şimdi bayram ediyor ve ‘şu dünyada şimdi Türk olmak varmış’ diyorlar.

*

Türkiye’nin yaptırımlarıyla birlikte İsrail’in barış sınırı, çeperi ve duvarı yıkılmıştır. Camp David anlaşması Sina saldırısından sonra büyük bir sarsıntı geçirmiştir. İptali ile tadili arasında gidip gelen istekler ve zorlamalar var. Ve Al Misruyyun gibi Mısır gazeteleri ‘İsrail’in barış sınırı çöküyor’ diye yazıyorlar. Gerçekten de İsrail’in 1979 yılından beri inşa etmeye çalıştığı barış çeperi yıkılırken elinde kala kala Filistinliler için inşa ettiği utanç duvarı kalıyor. İsrail sadece bu utanç duvarıyla kendisini Filistinlilerden ayırmıyor ve tecrit etmiyor aynı zamanda bugüne kadar tırnaklarıyla kazıdığı barış çeperini ve duvarını da kaybediyor. Türkiye İsrail’den uzaklaştıkça Arapları daha fazla kazanıyor. 12 Eylül sonrasında da böyle olmuştu. Bir farkla ki, o dönemde pragmatik nedenlerden dolayı bu eğilimi ABD de anlayışla karşılamış ve el altından desteklemiştir. Lakin bugün Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerilemesi pragmatik boyutta değil ontolojik yani varlık boyutludur. Bu ticari partner kazanma meselesi değil kamp tercihi meselesidir. Türkiye olayların sürüklemesiyle birlikte istikametini buluyor ve asli mecrasına ve eksenine yeniden kavuşuyor. Bu bir sevk-i ilahidir. Kim Mavi Marmara’nın bu kadar velveleye yol açabileceğini tahmin edebilirdi? Hiç kimse. Yolcular bile... Ve küdiye’l emru ve kana emrullahi makdiyya.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim