Baransu'ya da Balbay'a da Özgürlük (!)

26.10.2010 13:56
Baransuya da Balbaya da Özgürlük (!)
Radikal, ele geçirdiği bilgileri toplumla paylaşan Baransu ile elindeki bilgileri cuntacılarla paylaştığı iddia edilen Balbay'ı bir tuttu...
- Bir tarafta aldığı bilgileri Cuntacılarla paylaşarak toplumda infial oluşturmaya çalıştığı iddia edilen bir gazeteci: MUSTAFA BALBAY

- Diğer tarafta ele geçirdiği belgelerle cuntacıların, devlet içine çöreklenmiş derin güçlerin karanlık senaryolarını deşifre eden, bu bilgileri toplum ile paylaşan bir gazeteci: MEHMET BARANSU

- Radikal Gazetesi bugün yaptığı "Ortak Paydamız: Habere Özgürlük" başlıklı haber ile bu iki ismi aynı kefeye koyuyor ve Baransu'ya olduğu gibi Balbay'a da özgürlük istiyor...

İŞTE RADİKAL'İN O HABERİ:

Ortak Paydamız: Habere Özgürlük

"Bir kitap okudum hayatım değişti." Orhan Pamuk, ünlü romanı 'Yeni Hayat'a işte bu cümleyle başlıyordu. Okur, bir otobüsle belirsizliğe doğru yol alan kahramanla birlikte, aslında evet, yeni bir hayata adım atıyordu.

Gazeteciler için de Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 2005 yılında yeniden yazılmasını ve Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) da 2006 yılında elden geçirilmesini, böylesi bir milat saymak gerekiyor.

Daha da daraltmak gerekirse, TCK'da, 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' suçunu düzenleyen 285'inci, 'adli yargılamayı etkileme' suçunu düzenleyen 288'inci ve 'hakaret' suçunu düzenleyen 125'inci maddeler, gazetecilerin 'bir daha yazamayacak hale gelmesi'nin diğer adı oldu. Bununla kalmadı; TMK'da 'örgüt propagandası' suçunu düzenleyen madde de gazetecilik mesleğinin 'kırmızı çizgileri' oldu. 

Sonuç mu?

Sadece Doğan Grubu'na TCK 285'e göre 395 dava açıldı. 'Ergenekon dışı' haberlerde açılan dava sayısıysa 249 oldu. 17 ayrı dava da ağır ceza mahkemelerinde görülüyor. Yenişafak'ın 150, Zaman'ın 500'ün üzerinde, Star'ın 407, Taraf'ın 197, Cumhuriyet gazetesinin son bir yılda açılan dokuz davası var.

'Günlük' adını taşıyan Kürt orijinli gazeteler ise 2006 yılından bu yana 35 kez kapatıldı, 83 kez de yayınları durduruldu. Davaları da cabası...

Rakamlar konusunda uzlaşılamamakla birlikte, halen cezaevlerinde, demirparmaklık ardında 50'nin üzerinde gazeteci bulunuyor. 'Ergenekon' soruşturması çerçevesinde tutuklu yargılanan Mustafa Balbay, en sembol isim olarak öne çıkıyor. 

Benim hikâyem

Bugün Silivri Cezaevi'nden gönderdiği mektuba yer verdiğimiz Balbay'ın yolu, elbette ki düşünce ifade hürriyeti bağlamında, karşıt düşüncelere sahip olduğu Taraf muhabiri Mehmet Baransu ile kesişiyor. Aynı şekilde Posta yazarı Nedim Şener ile Star'dan Şamil Tayyar'ın, Zaman'dan Melik Duvaklı ile Aydınlık'tan Ufuk Akkaya'nın, Vatan'dan Kemal Göktaş ile Eksress'ten İrfan Aktan'ın, Gerger Fırat'tan Hacı Boğatekin ile Radikal'den, bu satırların yazarı olan, benim...
 

Benim öyküm, birbirine zıt iki ayrı haberle başladı. İlki, 'Ergenekon' soruşturmasıçerçevesinde tutuklanan eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in ifadelerini yayımlamaktı. O gün, Radikal'in akreditasyonu askıya alınmış, hakkımda soruşturma açılmıştı. İlk davam buydu. Ardından da, Erzurum-Erzincan'daki yargı savaşına ilişkin haberlerim, hayatımı değiştirdi.

13 Şubat-1 Mart 2010 arasında yayımlanan beş haberime 1.5 ay gibi kısa bir süre içerisinde TCK 285 ve 288'den davalar açıldı. 'Gizliliği' ihlal ettiğim ileri sürülen bu haberlerden bazıları, aslında çoktan aleniyet kazanmıştı. Bu arada Adalet Bakanlığı, bir yazıyla, kaynağımı açıklamamı istedi. Erzincan-Erzurum'u konu alan kitabım 'Postmodern Cihad' ise çıkar çıkmaz, savcılıkça "Gönderin yoksa toplatacağız" tepkisine uğradı.

Sonrası, benim de şaşırdığım ölçüde hızlı gelişti: Yine Ergenekon haberleri nedeniyle dört ayrı dava daha açıldı. Bunlardan biri de, 'Ergenekon savcısı hâkimini dinledi' başlıklı haberdi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün şikâyetçi olunca TCK 285 ve 288'in yanı sıra 'hakaret' ile 'özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal' suçlamasıyla yargılanmaya başladım. Şu an 83 yıla kadar hapsim isteniyor. 

Ergenekon'u sulandırmak

Gariptir; yargılandığım bazı haberlerden ötürü 'Ergenekon'u sulandırmak'la suçlandım, bazılarından ötürü "TSK'yı yıpratmak"la... Bense salt gazetecilik görevimi yerine getirmediğim için bu tabloyla karşı karşıya kaldığımızı düşünüyorum. Tıpkı, 'bir haber yazıp hayatı değişen' diğer gazeteciler gibi...

Ayrıldığımız onlarca nokta bulunmakla birlikte, belki de yegâne paydamız şu: Yazıya ve habere daha fazla özgürlük. Fakat aynı şekilde, gazetecinin kamuya karşı sorumluluklarının anımsanması, anımsatılması gerekiyor.

Bu dizide, haberi ya da kitabı nedeniyle 'hayatı değişen' gazeteciler öykülerini kendileri anlatırken hukukçular, kıdemli ve deneyimli meslektaşlar ile meslek örgütü temsilcileri sorunu etraflıca tartışacak.

Ortak çözümü birlikte bulmak umuduyla...

Baransu yazmadığı haberden yargılanıyor

Taraf muhabiri Baransu (sağda) hakkında 30'u aşkın dava açıldı. 20'si devam ediyor.
Ben Mehmet Baransu (Taraf): Herhalde Ergenekon soruşturması sürecinde en fazla yapratılan isimlerden biri de bendim. 'Kafes Eylem Planı'yla ilgili haberimin ardından bir ilki yaşadım. 'Gizliliği ihlal'den tutuklanmaya sevk edildim. Savcı, "Detaylı bilgi vermişsin" dedi. Mahkemede, tutuklanmamı Genelkurmay'ın istediği ortaya çıktı. Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, gönderdiği yazıda "Baransu hakkında etkili yeterli caydırıcı işlem yapın" emri vermiş... 

'Yakında çocuğum olacak'

Sonra başka bir haberime soruşturma açıldığını gördüm. Savcı Dursun Yılmaz'a, yakında çocuğum olacağını, uzun süre gelemeyeceğimi söyleyip ifade vermek istediğimi söyledim. Savcı, "Bu kötü oldu. Sizi mahkemeye sevk edeceğim" dedi. Aklımdan geçen, sadece eşimdi. Çocuğumuzun doğmasına birkaç hafta vardı ve çocuğum doğar doğmaz ameliyata girecekti. Tutuklanmam halinde, eşimi yalnız bırakabilirdim…

Savcı Yılmaz'ın, beni mahkemeye sevk ettikten sonra ifademi bile almadan bir haberden dolayı hakkımda dava açtığını öğrendim. Duruşmada hâkim, 'Askerin 22 Temmuz Eylem Planı' haberi ile 'gizliliği ihlal ve adil yargılamayı etkileme suçu' işlediğimi söyledi. Dosyadaki orijinal gazeteye baktık. Haber bana ait değildi. Hâkim de ben de şaşırdık. İşin en komik tarafı, bu dava halen görülüyor.Hakkımda 30'un üzerinde dava açıldı. Bazılarından beraat ettim, bazılarında 20-25 bin liralık para cezası kararı çıktı. 20'ye yakın dava devam ediyor.

Ağır ceza mahkemesinde de yargılandım, yargılanıyorum. TSK konusunda yayımladığım belgelerin ardından, 'Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklamakla' ile suçlandım. Genelkurmay'ın suç duyurusu üzerine hakkımda aynı gerekçeyle açılan dört ayrı dava daha var.

İki İskenderun Deniz Üst Komutanlığı'na düzenlenen saldırıdan TSK'nın bir yıl önce haberdar olduğuna dair yaptığım haberde yer verdiğim belgelerdi. Genelkurmay suçluyu da bulmuş, hakkımda dava açılması için sivil savcılara yazı göndermişti. Mücadele Eylem Planı ile ilgili dava 61. gün yani zamanaşımına uğradıktan sonra açıldı.
Dağlıca baskınının, dokuz gün önceden bilindiğini belgelediğim için de dava açıldı. Yargıya yardım etmiş, onların bulamadığı belgeyi bulmuş, askerleri vatan hainliği suçlamasından kurtarmıştım. Karşılığında dava açıldı ve avukatımın söylediğine göre gizliliği ihlalden ceza almışım. Yargıtay'a gerekli itirazı yapacağım ve bu haberden ceza alırsam, yargıya olan tüm inancım yok olacak. Bu haberden dolayı ödül almayı bekliyordum, ceza almayı değil. "

Mustafa Balbay'dan Radikal'e mektup var

Tutuklu Balbay, bugün hapiste 600'üncü gününü geçiriyor.

Ben Mustafa Balbay (Cumhuriyet): 3 Kasım 2002 seçimleri ülkenin demokrasi tarihinde görülmemiş bir tasfiyeyi getirdi. DSP-MHP-ANAP koalisyonunun üç partisi baraj altında, merkez sağ partiler Meclis dışında kaldı. CHP, Meclis'e girdi. 28 Şubat'ın hedefi olan partinin ardılları yüzde 35 oy alıp Meclis'in yüzde 65'ine sahip oldu. Asker-AKP ilişkilerinde nasıl bir dönem başlayacaktı?

Askerin bakışına ilişkin ilk ışık Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ten geldi. 4 Kasım 2002'de ABD'ye giderken şu demeci verdi: "Sandıktan çıkan sonuca saygılı olacağız."
Ancak asker-AKP ilişkileri 'saygılı' olduğu kadar 'kaygılı' başladı. Kimi olayları satırbaşlarıyla aktaralım:

26 Aralık 2002'de YAŞ'ta 7 kişi ihraç edildi. Başbakan Gül ve Milli Savunma Bakanı Gönül, 'şerh' koydu.

1 Mart tezkeresi AKP-asker dalgalanmaları içinde Meclis'ten geçmedi. ABD, "Ordu liderlik yapamadı, AKP yönetemedi" dedi.

Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik 19 Mayıs'ın kutlanma biçiminden imam hatiplerin mağdurluğuna kadar, askerin karşılık verdiği konularda demeçler veriyordu.

20 Mayıs 2003'te Erdoğan'la Özkök görüştü. 22 Mayıs'ta görüşmenin ayrıntılarını aldım. 23 Mayıs'ta Cumhuriyet'in manşeti şuydu: 'Genç subaylar tedirgin!'
Özkök'ün söyledikleri şunlardı: "Hükümetin AB sürecini öne çıkarıp attığı kimi adımlar bizi rahatsız ediyor. TSK'da ayrılık varmış gibi hava yayılmaya çalışılıyor. Komuta kademesine tedirginlikler iletiliyor. Genç subaylar endişeyle izliyor. Genelimizde huzursuzluk yaşanmaktadır."

24 Mayıs'ta kimi gazeteler hem kendi kaynaklarından aldıkları bilgileri hem Cumhuriyet'in haberini birleştirip yazdı. 24 Mayıs'ta Milliyet'in manşeti şöyleydi: "Dört yıldızlı tepki!"

26 Mayıs'ta Özkök toplantı düzenledi. Ben dahil, 12 Ankara temsilcisinin katıldığı toplantıda Özkök, iki mesaj verdi: "Bu dedikoduları üretenleri lanetliyorum. Rahatsızlık sadece gençlerde değil, hepimizdedir."

Hükümete göre Cumhuriyet ortalığı karıştırıyordu. Yıllar geçti, tutuklandım. Bu kez hükümet ve yandaş medya şunu söylüyordu: "2003'te gerilimler olmuş. Darbe planları gündeme gelmiş. Balbay da bunların içindeymiş."

Soruyorum: "O gün her şey rayında" diyenler bugün "Tehlikeler atlatılmış" diyor, bu çelişki değil mi? O gün gerilimlerin üstü örtüleceğine üstüne gidilse sağlıklı olmaz mıydı?

Özkök, Ergenekon'da tanık sıfatıyla ifade verdi. İddianamedeki ifadeden aktarıyorum: "TSK'nın hassasiyeti olan konular iletildiğinde bizzat Başbakan'a gidip böyle endişeler var, kaygılar var şeklinde ilettiğini…"

Özkök beni doğrulamış oldu.

Her şeyi mükemmel yapan bir gazeteciyim demiyorum.

Sevgili Eyüp Can, bir yazısında, tutuklu yargılanmamı haksız bulduğunu ifade edip askerlerle diyaloğumun yoğunluğu karşısında şaşırdığını, yadırgadığını yazdı. Özgür günlerde bunları anlatabilirim. Ankara'da öne çıkan olaya göre diyalog kurduğunuz kurum değişir. Öcalan yargılaması döneminde MİT, Kıbrıs referandumunda Dışişleri öne çıkmıştı.

Yeniden vurguluyorum, gazeteciliğim eleştirilebilir. Ancak bunun linçe dönüşmesi, özgürlüğün yok edilmesine dönüşmesi… Ne ölçüde adil? Ne ölçüde hukuki? Ne ölçüde mesleki? "

Gazetecilere dava açmak neden bu kadar kolay?

Prof. Dr. Köksal Bayraktar (Basın konusunda uzman hukukçu): Aynı konuya ilişkin iki kanun olduğunda, 'özel kanun'un 'genel kanun'dan önce uygulanması ilkesine uyulmuyor. Adli haberlerin verilmesi ve yorumlanması' sorunlarında yaptırımı daha ağır olan Türk Ceza Kanunu (TCK) uygulanıyor.

TCK'nın 285. maddesindeki 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' ve 288. maddesindeki 'Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' suçları Basın Kanunu'nun 19. maddesindeki 'yargıyı etkileme' maddesine tercih ediliyor.

Oysa, kanunlar/kurallar çatışmasında 'özel kanun genel kanundan önce uygulanır' ilkesi gereğince Basın Kanunu'nun uygulanması gerekiyor. Bu yola gidilmemesi sonucu gazeteciler 'para cezası yerine hapis cezası' ile cezalandırılıyor.

TMK'nın ünlü 6. maddesi, gazetecilerin korkulu rüyası olmakta devam ediyor. Terör örgütlerinin işleyecekleri suçlarla veya terörle mücadele etmiş kişilerle ya da bu örgütlerin bildiri ve açıklamaları ile ilgili yayınlar, hapis cezası ile karşılanıyor.

Gazeteciler, yazı sahipleri hapis cezası ile karşı karşıya kaldıkları gibi, 'suçun işlenişine iştirak etmemiş' yayın sorumluları da para cezasına çarptırılabiliyor. Terörle Mücadele Kanunu (TMK) alanına girilmesi de gazeteciyi 'Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nin önüne çıkarıyor.

AKTİFHABER

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim