Balyozcular ve botoksçular

26.07.2010 17:40

Demiray Oral

Havuz kenarında oturmuş, bir yandan her 15 dakikada bir istikrarlı olarak bilmem kaç koruma faktörlü güneş yağlarını süren, bir yandan muhabbet eden çağdaş hanımlar isyanlardaydı.

Geçmiş havuz ziyaretlerimde sadece botoks ve şürekâsı üzerine görüşlerini duyma onuruna eriştiğim hanımlar bu kez mevzuu Balyoz’a bağlamışlardı.

Zamanında botoks ve dolgu hakkında engin bilgiler edinmeme vesile oldukları için Balyoz davasıyla ilgili fikirlerini de önlenemez bir ilgiyle dinledim.

Biri bırakıyor lafı, diğeri başlıyordu:


“Sen kalkıp ordunun 25 generalini tutuklayacaksın... Olacak iş mi? “Zaten varsa öyle bir suçları orduyu feshet!”


“Adamların yeri belli yurdu belli, sanki kaçacaklar gibi bir de içeri atıyorlar!”


“Hem Güney hem de Kuzey Deniz Komutanları tutuklanıyormuş. Şimdi bir savaş çıksa o amirallerin işini kim yapacak?.. İnsan bari bunu düşünür!”


“Bunların niyeti başka canım. Kaçacak olsalar bu kadar aydır kaçmaz mıydı generaller? Ne oldu da şimdi tutukluyorsun, haklarında yeni kanıt mı var yani!”


“Adamlar görevlerinin başındayken yargılarsın, varsa bir suçları dava bitince verirsin cezayı. Dertleri tutuklatıp terfi etmelerini önlemek tabii!”

Balyoz Davasıyla ilgili mütalaa veren botoksçu hanımlara bulaşmayacak kadar aklım başımda henüz.

Gölgede usulca gazetelerimi okudum, sıra Taraf’a gelince hafif tırsıp logosu görünmesin diye birinci sayfayı seri bir hareketle çevirdim.

İşin enteresan yanı gazetelerde de sanık subayların avukatları ve kimi köşe yazarlarının, havuz kenarından ahkâm kesen hanımlarla aynı minvalde kanaat belirtmesiydi.

Tek farkı, onların ifade biçiminin birazcık daha hukuki gibi görünmesiydi.


Masumiyet karinesi der ki...


Yeni delil mi var?


Kaçma şüphesi mi var?


Bunca ay sonra delilleri karatma şüphesi mi var?


Türk Ceza Kanunu der ki...


Ceza Muhakemeleri Kanunu der ki...

Baktım olmayacak, final sınavlarından çakıp yaz sıcağında ders çalışan hukuk öğrencisi misali oturdum çalışma masamın başına.

Bünye önce biraz direndi ama biraz ittirip sonra ikinci vitese atınca akü şarj etti.

Mahkemenin kararını okudum, karardaki ilgili maddelere baktım ve ben de biraz hukuki ukalalık yapmaya karar verdim.

Bu yaz sıcağında, böyle sıkıcı bir mevzuu daha basit anlatanı zor bulursunuz, ona göre.

Bakın değerli botoksçu hanımlar ve onlarla aynı kanaatte olan hukukçular, köşe yazarları...

Mahkemenin generalleri tutuklama kararı Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) Madde 100’e dayanıyor.

Ancak isyanınıza vesile olduğu gibi o maddede yer alan “kaçma şüphesi” ve “delilleri karartma şüphesi” nedeniyle verilmiş değil.

100. Madde’nin devamında tutuklama nedeni olarak belirtilen bir durum daha var.

Deniyor ki, “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphelerin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabilir.”

Ve sonra Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan bazı suçlar sıralanıyor.

Bunlardan biri de Balyoz sanığı generallerin yargılandığı TCK’nın 312. maddesi.

O madde ise, “Hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten men etmeye teşebbüs.”

Bizim kısaca “darbe teşebbüsü” dediğimiz suç kanunda böyle tarif edilmiş.

Mahkeme işte buna dayanarak tutuklama ve buna bağlı olarak yakalama kararı vermiş.

Ve demiş ki, “Bu sanıkların suçu CMK Madde 100’e göre tutuklanmalarını gerektiriyor. Bu nedenle yakalayıp huzuruma getirin ki ben de savunmalarını dinleyip tutuklayıp tutuklamayacağıma karar vereyim.”

Yani ortada yeni delil veya kaçma şüphesi filan gerektiren bir durum yok zaten.

Mahkeme kanunun açık hükmünü uyguluyor sadece.

“Komutanlar görev başındayken yargılansaydı olmaz mıydı canım?” diyenlere gelince.

O konuda ne yazık ki yakın geçmiş pek parlak emsallerle dolu değil.

Defalarca çağırılmasına rağmen mahkemeye gitmeyip, üstüne bir de dava günü adliyenin tepesinde savaş uçağı uçuran komutanı unutmayalım lütfen.

Ayrıca nasıl olacak yani?

Bir subay hem darbe sanığı, hem komutan olarak mı hayatını sürdürecek.

Teşbihte hata olmaz madem, gündüz insan gece vampir misali, duruşma günleri Türkiye Cumhuriyeti hükümetini yıkma teşebbüsünden sanık, mesai günlerinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin komutanı!

Duruşma gününün ta aralık ayında olması ve o zamana kadar bu askerlerin cezaevinde kalmaları meselesi var bir de...

Sanıklar ve yakınları haklı olarak isyan ediyor bu duruma, “hukuksuzluk” diye bağırıyorlar.

Onlara hak veriyorum elbette.

Ama senelerce bu memlekette hukuk ayaklar altına alınıp, binlerce insanın gençliği zindanlarda tükenirken kılını bile kıpırdatmayanların şimdi “hukuk” diye yırtınmalarını da çok dramatik buluyorum.

oraldem@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim