Balyoz ve istikbal

07.04.2010 14:05

Yasemin Çongar

Şimdiki zaman akışkandır. O akışa kolay kapılır insan; anların bırakacağı tortuyu düşünmez pek, yaşadıklarının kalıcı bir anlamı olabileceğini aklına getirmez. Bugünün yarını belirleyen gücünü bugünden kavramayız çoğumuz. Şimdiki zamanın içinde, kendimizden emin bir şekilde durup “şu anda vereceğim karar, atacağım adım, seçeceğim yol istikbalimi belirleyecek” diyebilmek kolay değildir; bize bunu dedirten ve kudretini zamanın teyit ettiği anlar enderdir. O kudretli anları hiç unutmayız.

Yanılıyor olabilirim ama Türkiye’nin böylesine kudretli bir “an”dan geçtiği hissindeyim ben. Genel olarak, Ergenekon Davası’nın, özelde de Balyoz soruşturmasının bu ânı simgelediğini düşünüyorum. Türkiye, kritik bir karar noktasında ve bu noktada atacağı adım, seçeceği istikamet, hepimizin istikbalini belirleyecek gibi geliyor bana.

Balyoz Darbe Planı, 2002-2003 tarihli... Ama bu planın deşifre edilmesi; bu planda parmağı olanların adalet önüne çıkması; kimin, neyi, niçin ve nereye kadar göze aldığının açıkça anlaşılması sadece “geçmişi aydınlatmak” açısından önem taşımıyor. Balyoz’la ilgili gerçeklerin bilinmesi, ortada bir suç varsa cezasız kalmaması, aynı zamanda, istikbale giden yolu da aydınlatacak. Daha doğrusu, Balyoz’la ilgili olarak neyi nasıl yaptığımız, Türkiye’nin bugünü hakkında bir fikir verdiği gibi, nasıl bir istikbale doğru ne hızla yürüyebileceğimizi de gösterecek.

Bu açıdan bakınca, içinde bulunduğumuz “Balyoz ânı” karamsar bir an; demokrasi, hukuk ve adalet önünde eşitlik adına iç karartıcı bir an. Bu ânı hazırlayan ilk adım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin tarafından 27 şubatta atılmıştı. Engin, o tarihte merkez komutanlıkları ve emniyet müdürlüklerine gizli ve ivedi bir yazı göndermiş, “Balyoz soruşturmasını yürüten savcıların talimatlarında başsavcı vekillerinin imzası yoksa iade edin” demişti. Başka deyişle, savcıları kolluk kuvvetlerine denetletme yoluna gitmiş; kendi görevlendirdiği savcılara, arama ve gözaltılar için o savcılara izin veren hâkimlere güvenmediğini ortaya koymuştu. Aynı Başsavcı’nın, Balyoz soruşturmasında “imza yetkisi”ne sahip savcıyı, üç ay içinde üç kez değiştirmesi de, bu güvensizliğin bir başka göstergesiydi.

Son olarak da, Balyoz dosyasıyla başından beri ilgilenen iki savcıyı görevden alıp, yerlerine dosyaya onlar kadar hâkim olması imkânsız iki savcıyı atayan; imza yetkisini bir kez daha değiştiren ve bütün bunları, soruşturma kapsamında kritik bir operasyon sürerken yapan Başsavcı Engin, görünüşte Türkiye’yi bu karanlık âna getiren kişi...

Ama yaşananlar, Engin’in soruşturmayı aksatma, hatta dünden itibaren dondurma riski taşıyan kararlarının arkasında, başka bir gücün olduğunu da düşündürüyor.

Nitekim dün ulaşabildiğimiz sınırlı bilgiler, Balyoz soruşturması kapsamında 25’i general 75 muvazzaf subayın gözaltına alınması gündeme geldiği için “dur” düğmesine basıldığı yönündeydi. Savcıların talimatıyla, pazartesi sabah erken saatlerde dört ilde başlayan operasyonda 14 emekli asker gözaltına alınırken, Balyoz Darbe Planı konusunda sorgulanmasına ihtiyaç duyulan 75 muvazzaf subayın adını içeren liste yaklaşık dokuz saat merkez komutanlıklarında bekletildi.

Genelkurmay, muvazzaf subaylara “dokunulmasına” dokuz saat boyunca izin vermedi. Sonra ne olduysa oldu; Aykut Cengiz Engin, pazartesi öğleden sonra, İstanbul Emniyeti’ne ve ilgili merkez komutanlıklarına yine gizli ve ivedi bir yazı yazarak, “4 nisan itibarıyla Balyoz soruşturması kapsamında kendilerine gönderilen yakalama emirlerinin yürürlükten kaldırıldığını” duyurdu. Ardından da, dosyayı ilgili iki savcının elinden aldı.

Yani emir, hukuku kesti; soruşturma donduruldu; hakkında gözaltı kararı olan muvazzaf subaylar, muhtemelen şimdi bu karardan haberdar, ancak serbest. Ve biz Türkiye olarak, kendimizi bir kader ânında bulduk: Yedi yıl önceki bir darbe planıyla ilgisi olduğundan kuşkulanılan muvazzaf subaylar sorgulanabilecek mi? Ortadaki Balyoz belgelerinin kim tarafından, niçin hazırlandığı, nasıl kullanıldığı; 2002-2003 ve sonrasında Birinci Ordu’da neler döndüğü sorularının cevabı, bu ülkede yaşayan herkes için açık seçik ve adil bir şekilde cevaplanabilecek mi?

Yoksa muvazzafları, özellikle de muvazzaf generalleri “dokunulmaz” bellemiş bir vesayet anlayışının sürüp gitmesine seyirci mi kalacağız? Adaletin “eşit” dağıtılmadığı, Adalet Tanrıçası’nın gözlerinin, herhalde apoletlerdeki yıldızları sayabilsin diye açık bırakıldığı bir ülkenin, generallerine göre “daha az eşit” vatandaşları olarak yaşamaya devam mı edeceğiz?

Aykut Cengiz Engin’in bizi taşıdığı Balyoz ânında, akıl ve vicdan sahibi parlamenterlerin, siyasilerin, hukukçuların, medya ve sivil toplum mensuplarının ne yaptığı, nasıl tepki gösterdiği yukarıdaki soruların cevabını da belirleyecek. Bana öyle geliyor ki, yarın nasıl yaşayacağımız, milletçe bugün Balyoz konusunda ne dediğimize de bağlı olacak.

Demokratik ve adaletli bir istikbal isteyen her sorumlu şahsın, başta Adalet Bakanı olmak üzere, sorumluluğuna uygun davranması ve Balyoz soruşturmasının bu şekilde durdurulmasına seyirci kalmaması gerek.

Başsavcı Engin 27 şubat ve 4 nisan tarihlerinde kolluk kuvvetlerine gönderdiği “gizli” ve “ivedi” yazıları bir rica, telkin ya da emir üzerine mi yazdı? Muvazzaf subayların Balyoz konusunda sorgulanmak üzere gözaltına alınmasını hangi güç, niçin, ne hakla engelledi?

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, bu soruların cevabını biliyorsa kamuoyuyla paylaşmalı; bilmiyorsa muhataplarına sormalı... Bu soruları açıkça sorup dürüstçe cevaplamak, istikbalimize sahip çıkmanın ilk adımı zira.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim