1. YAZARLAR

  2. Mustafa Ünal

  3. Balyoz çelişkileri
Mustafa Ünal

Mustafa Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

Balyoz çelişkileri

A+A-

Başsavcı, Balyoz soruşturmasında gözaltı kararlarını veren iki savcıyı görevden aldı. 'Neden?' sorusunu cevaplarken Şamil Tayyar'a 'Gözaltına alınması istenen subayların 78'i muvazzaf... Bunların 25'i general rütbesinde... Böyle bir yakalama ve gözaltı kararının yol açacağı sonuçların iyi değerlendirilmesi gerekir' dedi. Yargı tarihine geçecek bir savunma.

Sonradan öğrendik ki o generallerin hepsi de kritik yerlerde görev yapıyormuş. Peki, geçmişlerinde 'Balyoz' lekesi olanlar hassas yerlere niye atandı? Sicil sisteminin en sağlıklı işlediği kurumların başında Genelkurmay yok mu? Bırakın kritik görevleri en küçük çizik, rütbe almaya engel. Ama bu olayın başka bir yönü... Ayrıca yorumlamakta fayda var. Benim takıldığım başka bir yer.

Bugüne kadar bize yargının isme, makama, rütbeye değil dosyaya bakarak karar verdiği anlatıldı. Meğer asıl olan dosyanın içinde ne olduğu değil, doğuracağı sonuçlarmış. Gözaltı, tutuklama gibi kararlarda ana kriter yol açacağı neticelermiş. Yargı emekliye farklı, muvazzafa farklı işliyor.

Yargının bu özel ve itinalı yaklaşımı(!) her dava için geçerli değil. Örnek mi? Başsavcının sözlerini okuduğum zaman aklıma ilk olarak AK Parti hakkındaki kapatma davası düştü. 71 kişilik yasak listesi gözümün önüne geldi. Aralarında kimler yoktu ki...

Yargıtay Başsavcısı 'doğuracağı sonuçları' hiç ama hiç dikkate almadan Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu yaptı. Yasak listesinin başına Cumhurbaşkanı Gül'ü oturttu. Arkasına da Başbakan Erdoğan'ı ekledi. Yetmedi, Türkiye'yi yönetenlerin isimlerini sıralayarak 'bunlara yasak koyun' dedi.

Yol açacağı sonuçlar AK Parti davasında niye hatırlanmadı? Ama savcılar farklı diyebilirsiniz. Kanunlar aynı, hukuk mantalitesi aynı... Ankara'daki başsavcı ile İstanbul'daki başsavcı arasında bu kadar uçurum olur mu? Sokaktaki vatandaşa bunun izahını kim yapacak?

Balyoz, bu ülkenin en ciddi davalarından... Bir bavul dolusu belge... Sadece kâğıt üzerinde değil ses kaydı da var. Askerî bilirkişi 'evet darbe planı' dedi. Dün Balyoz'la ilgili başka bir belgenin haberi düştü. Hürriyet'ten Metehan Demir yazdı.

İlker Başbuğ imzalı belgede, Çetin Doğan'ın 2003'te Genelkurmay kayıtlarına göre 'Meriç' olarak görünen seminerin devamında mevcut senaryoya gerçek isim ve kişilerle devam ettiği vurgulanarak bunun 'sakıncalı' olduğuna dikkat çekiliyor. Başbuğ, bu tespiti o dönemdeki görevi olan Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı sıfatıyla yapıyor.

Genelkurmay Başkanı'nın bu belgeyi Çankaya Köşkü'ndeki üçlü zirvede gündeme getirdiği, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'e dönerek 'Bak ben o zaman karşı çıkmıştım' dediği... Ankara'da kulaktan kulağa fısıldanan bir iddiaydı. Bu söylentinin gerçek olma olasılığı çok yüksek.

Buna rağmen Genelkurmay bir cümle ile 'Söz konusu haber gerçeği yansıtmamaktadır' diye açıklama yaptı. Dolu dolu, güçlü bir tekzip değil. Dil ucuyla yapılmış bir yalanlama. Bana hiç inandırıcı gelmedi.

Haberin gerçeği yansıtmadığı bölümü neresi? İlker Başbuğ imzalı belgenin varlığı mı? Bunun Balyoz soruşturmasını yürüten savcılarda olduğu mu? Çankaya'daki zirvede gündeme geldiği mi? Yoksa hepsi mi? Belli değil. Eğer o haber gerçeği yansıtmıyorsa tam olmasa bile bir parça gerçeğin ne olduğunun söylenmesi gerekmiyor mu?

Balyoz öyle bir dosya ki engellemeye kalkan Başsavcı da olsa Genelkurmay Başkanı da olsa altında kalır. O bavulun içi belge dolu...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT