Balbay’ın “gerilimli yıllar” dizisi neden hiçbir etki yaratmadı?

07.07.2009 18:04

Alper Görmüş

“Mustafa Balbay’a ait Casper marka dizüstü bilgisayar içerisinden çıkan Western Digital marka, seri numarası WMAM9EF31256 olan bilgisayar hard diskindeki silinmiş bilgilerin kurtarılmasıyla oluşturulmuş” (Ergenekon savcılarının ifadesiyle söyledim), boşluklu olarak toplam 334 bin 882 vuruşluk bir metin teşkil eden “Mustafa Balbay’ın Darbe Günlükleri”ne gösterilen devasa ilgiyi hatırlıyor musunuz?

Hatırlayın, o günlerin temel tartışma konusu, bu notların gazetecinin bilgi toplama ve bunları kamuoyuyla paylaşma temel görevinin sınırlarını aşıp aşmadığıydı. O notlar göz önüne alındığında, aslında saçmalığın sınırlarında bir tartışmaydı bu; çünkü gördüğümüz, bu ülkede darbe yapma tekelini elinde bulunduran tek kurumun en önde gelen beşinden dördünün darbe planlarını izleyen ve bunları habire not haline getiren bir gazeteciydi.

Notlara bakıp da, sahibinde “gazeteciliğin sınırlarını ihlal etmemiş bir gazeteci” gören küçük bir azınlığın komik gerekçesi şuydu: Gazetecinin bu notları ileride kitap yazmak üzere kaydetmiş olma ihtimali vardır...

Yani bu zevata göre, gazeteci, “izlediği olayları not tutup ileride bunları kitaplaştıran kişidir...”

Gazetecinin izlediği gelişmeler hayati kamusal meseleler çevresinde dönüyorsa, bu tanım sadece komik olmakla kalmaz, tehlikeli de olur. Mesela bir gazetecinin, çok sayıda ölümlü sonuca yol açması apaçık olan mafyatik bir teşkilatlanmayı izlediğini düşünün; olan biteni hem de teşkilat üyelerinden dinlediği halde bunları haberleştirmeyen, fakat ileride “kitap yazmak” üzere kendine saklayan birini siz gazeteci olarak görebilir misiniz?


“İşlenmiş” ne demek?


Mustafa Balbay ise o günlerde savunma çizgisini iki ayak üzerine kurdu: Bir yandan “Evet, notlar kitap yazmak içindi” derken, öte yandan “notlar”ın “işlenmiş” olduğunu söyledi. Fakat Balbay ne o ilk günlerde, ne de Cumhuriyet gazetesinde 18 hazirandan beri sürmekte olan “Gerilimli Yıllar” dizisinde “işlenmiş” sözcüğünü “çarpıtılmış, eklemeler yapılmış” vb. anlamlarında kullandı. Dizide “işlenmiş” sözcüğü şöyle yer aldı mesela:

“Bu notların iddianameye ve iddianamenin eklerine konurken ‘işlenmiş’ olduğunu gördüm. Ham hali gerçekten de gazetecinin günlük çalışma temposu içinde tuttuğu notlar olduğunu göstermeye yetiyor. Eruygur ve Ersöz’le yaptığım görüşmelere iddianamenin ruhu gereği ayrı anlam yüklenmiş.”

Gördüğünüz gibi Balbay “işlenmiş” sözcüğünü, “yazdıklarıma bazı anlamlar yüklenerek aktarılmış” anlamında kullanıyor, “benim yazdıklarımdan o anlam çıkmaz” demeye getiriyor. Oysa yalnız iddianameyi yazanlar değil, meslektaşlarının kahir ekseriyeti de “o anlam”ı çıkartıyor o notlardan. Yani: “Bu notları alan gazeteci sadece kamusal önemi çok büyük olan haberleri yayımlamayıp mesleğine ihanet etmekle kalmamış, meşru hükümeti zorla devirmek isteyen askerlerle en azından bir gönül yoldaşlığı pratiği içine girmiştir.” (Balbay’ın, tuttuğu notlarla ilgili daha geniş bir değerlendirmesine bu yazının ikinci bölümünde yer vereceğim.)

Balbay Günlükleri’nin yayımlanmasından sonra kaleme aldığım “Neden itibarları zedelenmiş gibi davranmıyorlar?” başlıklı yazımda, o notlardan “o anlam”dan gayrısının çıkartılamayacağını göstermek için iki örnek vermiştim. Biraz uzunca bir alıntı olacak ama mutlaka hatırlamanızı istiyorum:

“Aynı gün saat 19.00 sıralarında Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç YALMAN aramama yanıt verdi. Bunu öngörmediklerini, hatta tam tersini düşündüklerini yani AKP ile CHP’nin yer değiştirmesi gerektiğini, bunu beklediklerini söyledi. Dikkatle izlediklerini, başlangıçta hemen tepki vermenin uygun olmayacağını söyledi, en azından bir mesaj deyince, o olabilir dedi. 10 Kasım var önümüzde, o olabilir dedi.

“3 Kasım 2002 seçimlerinin üzerinden henüz iki gün geçmiş, darbe heveslisi komutan dahi ‘hemen tepki vermenin uygun olmayacağı’nı söylüyor, fakat ‘sivil’ gazeteci Mustafa Balbay ısrarlı: Bir mesaj bari... Kürsüde konuşan cumhurbaşkanının arkasında duran genelkurmay başkanını ‘bir sivilin arkasında o şekilde... hoş olmadı’ diye eleştiren de o...

“... Ve şu diyalog:

– İlhan Selçuk: Ben çok şey yaşadım. 9-11 yaşadık. Yani öyle bir şey olmasın isterim. Bir kez daha biz yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum.

– Şener Eruygur: Korkunuzu anlıyorum, endişeniz olmasın. Ona dikkat ediyoruz.

“Biliyorsunuz, Amerikalılar başlarına gelen en büyük faciayı ‘9. ayın (eylül) 11’inde’ anlamına gelmek üzere ‘9-11’ diye adlandırırlar. Demek İlhan Selçuk da kendi özel faciasını böyle anlatıyormuş, ya da bunu Balbay icat etmiş. (Hasan Cemal’in uzun uzun anlattığı malum hikâye: İlhan Selçuk’un da dahil olduğu asker-sivil cuntası 9 Mart’ta iktidara el koymak için düğmeye basar, 9, 10 ve 11 Mart günleri büyük bir kargaşa ve belirsizlik içinde geçer, nihayet 12 Mart’ta ordudaki ‘sağcı cunta’ muhtırayı verir, 9 Mart’çılar yenilir.)”


Bilinenleri tekrar eden, “küflü” bir dizi


“Boşluklu 334 bin 882 vuruşluk” gerilim dolu günlüklere dayanan bir dizinin “yakında” Cumhuriyet’te başlayacağı ilk duyurulduğunda gülümsemeden edemedim. “Bakın, dediğimiz gibi, Balbay bu notları kitap yazmak için tutmuştu, fakat o olmayınca şimdi dizi yapmaya karar verdi” demeye getiren bu çıkış o zaman pek naif görünmüştü gözüme. Mal ortadaydı, bunun nesini dizi yapacaktı Balbay?

Ve gördük; ben bu yazıyı yazarken dizinin 17. bölümünü idrak etmiştik ve dizi sona erecekmiş gibi görünmüyordu. Fakat heyhat, nerede “Günlükler”deki heyecan, nerede “Gerilimli Yıllar”daki sakinlik...

İki metin arasındaki bu fark, bana rahmetli Ercan Arıklı ile Ahmet Altan arasındaki bir gazetecilik tartışmasını anımsattı. 1990’ların ortalarıydı. Ercan Arıklı, Aktüel’in muhtemelen 4. yılı nedeniyle bir yemek vermiş, yemeğe yazarımız Ahmet Altan da katılmıştı.

Bir ara Ercan Bey, lafı tavla arkadaşları Sabah yöneticilerine getirmiş, onların “ne yapsak arttıramıyoruz satışları” serzenişine hak vermişti.

Aramızda Ercan Bey’e “Ercan” diye hitap etme imtiyazına sahip yegâne kişi olan Ahmet Altan cevap verdi ona: “Yazıişlerinde aranızda konuştuğunuz fakat yazmadığınız haberlerden oluşmuş bir gazete yapın, bakın bakalım satıyor mu, satmıyor mu?”

Fakat biz “Gerilimli Yıllar” dizisinden anlıyoruz ki, bu dizinin “sade suya tirit” hali bir tercihtir: Balbay, diziyi o notlar üzerine bilerek kurmamıştır, çünkü oradaki bilgiler “kitap yazma konusunda yaptığı yeni programın dışına çıkmıştır”, Balbay, “Bir ölçüde kitap konularını değiştirmiştir...” Zaten onları bilgisayarından silmesinin nedeni de odur.

Cuma günü bu gerekçeleri ele alacak, inandırıcılıklarını sorgulayacağım.

TARAF

 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim