Balbay’dan Usain Bolt hızıyla ifade değiştirme...

22.09.2009 04:28

Alper Görmüş

Temmuzun ilk haftasında bu sayfada yayımlanan “Balbay’ın ‘gerilimli yıllar’ dizisi neden hiçbir etki yaratmadı?” başlıklı yazımda, Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet’teki 18 haziranda başlayıp iki haftadan fazla süren yazı dizisini ele almıştım. Balbay o dizide, a) kendisinin tutuklanmasına yol açan“günlükler”inden yola çıkarak Türkiye’nin “gerilimli yıllar”ını anlatmış, b) o “notlar”da gazetecilikten başka hiçbir kasıt aranmaması gerektiğini savunmuştu.

Ben de yazımı bu iki ana temaya ayrı ayrı cevap vermek üzere iki bölüm halinde kurgulamıştım. Birinci bölümde dizinin gazeteciler arasında neden hiçbir etki yaratmadığını ele almıştım. Yaratmamıştı, çünkü Günlükler, “Hadi paşam, daha ne bekliyorsunuz” ruh haliyle hareket eden bir gazetecinin kaleminden çıkmıştı; o metinlere dinamizmini veren bu “ruh”tu. Oysa, sözde bu “notlar”a dayandırılarak kaleme alınmış “Gerilimli Yıllar” dizisinin sahibi, bütün enerjisini, bizi o yıllarda “demokrasiyi korumak” için gazetecilik yaptığına inandırmak için sarf ediyordu... Günlükler’deki “ruh” hakiki olduğu için o metinler ilginçti... Oysa “Gerilimli Yıllar” bir tiyatroydu ve dizinin sade suya tirit hali de buradan kaynaklanıyordu.

Yazımın, Balbay’ın o “notlar”da gazetecilik dışında hiçbir kasıt aranmaması gerektiği yönündeki beyanlarına cevap niteliğindeki ikinci bölümünü bekleyen Taraf okurları, onun yerine benim şu notumla karşılaştılar:

Cumhuriyet gazetesinin ve Mustafa Balbay’ın avukatlarından Akın Atalay beni telefonla aradı ve geçen salı bu sayfada yayımlanan yazının son paragrafında vaat ettiğim şey üzerinde bir kez daha düşünmemi rica etti. Hatırlayacaksınız, o paragrafta, Balbay’ın bilgisayarında ele geçirilen notların ‘gazetecilik’ dışında bir kasıt taşıyıp taşımadığını sorgulayacağımı yazmıştım. Avukat Atalay, 20 temmuzda duruşmaların başlayacağını, tutuklu olması nedeniyle Balbay’ın sorgusu ilk yapılacak kişiler arasında olduğunu hatırlattıktan sonra, ‘mahkemenin etki altında kalmaması için’ bu yazıyı mahkeme sorgusu sonrasına ertelemem üzerinde düşünmemi rica etti benden. Düşündüm ve böylesinin daha doğru olacağına karar verdim. Demem o ki, ‘Balbay’ın ‘gerilimli yıllar’ dizisi neden hiçbir etki yaratmadı (2)’ başlıklı yazımla, ağustosun ilk yarısında bir tarihte karşınızda olacağım.”

Ağustosun ilk yarısını geçtik, eylülün ilk yarısını da geçtik, Balbay’ın sorgusuna sıra gelmedi. Fakat davanın 14 eylül tarihli duruşmasında ilginç bir şey oldu. Balbay söz alarak “Günlükler bana ait değil” dedi.

Avukat Atalay’a verdiğim söze sadık kalmaya devam ediyorum: “Balbay Günlükleri”nin gazetecilik sınırlarının neresinde durduğunu sorgudan sonra ele alacağım. Bugün sadece Balbay’ın “günlükler”le ilgili olarak “Gerilimli Yıllar” dizisindeki savunmasıyla yeni savunmasını karşılaştıracağım.


Usain Bolt hızıyla ifade değiştirme...


Mustafa Balbay 14 eylüldeki duruşmada söz alarak konuştu. Ertesi gün Cumhuriyet “Günlükler benim değil” manşetiyle çıktı. Spotta da şöyle yazıyordu:

“İkinci Ergenekon davasının 5. duruşmasında söz alan gazetemiz Ankara temsilcisi ve yazarı Balbay, kendisine yargısız infaz yapıldığını söyledi. Balbay, ‘Bana atfedilen günlük adı verilen notlar bana ait değildir. Belgelere göre ben 10 yıllık notları 2 dakika 33 saniyede oluşturmuş gibi görünüyorum. Usain Bolt olsam bu kadar kısa sürede dosya oluşturamam. Çok açık bir şekilde kopyalama yapılmış’ dedi. Balbay, ‘bu notların delil değeri taşıyıp taşımayacağına ilişkin bir an önce karar verilmesini’ istedi.”

Cumhuriyet
’e bu başlıkla yansıyan haber –Balbay’ın “Gerilimli Yıllar” dizisinde söyledikleriyle kıyaslandığında- tam anlamıyla “duy da inanma” türünden bir haberdi... Bakın Balbay o dizide “günlükler”le ilgili olarak neler diyordu:

“‘Balbay günlükleri’ diye sunulan metinlerle ilgili değerlendirmemi bir kez daha aktarmak istiyorum: Ben bu şekilde, özel bir dosya halinde günlük tutmadım. Benim farklı zamanlarda, farklı dosyalarda yer alan kimi notlarım bir araya getirilmiş, montajlanmış, yorumlar-açıklamalar eklenmiş ve ortaya böyle bir ‘günlük’ çıkarılmış. Şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim; bilgisayarıma son 10 yılda giren-çıkan yazı ve belgenin tümü yüz binlerce sayfayı bulur. Bunlardan sadece bir bölümünün çıkarılıp, özel olarak montajlanıp salt bir kesimle diyaloğumun olduğunun ortaya çıkarılmak istenmesini kabul edemem.”

Gördüğünüz gibi, Balbay, kendisine ait olduğu öne sürülen metinlerin tamamını satır satır okuduktan sonra “hayır, bunları ben yazmadım” demiyordu yazı dizisinde. Dedikleri üç noktada toplanıyordu:

1. Farklı dosyalarda bulunan kendisine ait kimi notlar (“notlarım” diyor) tek bir dosyada birleştirilmiş ve böylece ortaya tek bir metin çıkarılmıştı.

2. Bu metinler yeni dosyada savcıların uygun gördüğü bir sırayla dizilmişti (“montaj” suçlaması).

3. Bilgisayarında bulunan metinlerin toplamı yüz binlerce sayfayı bulduğu halde bunlardan sadece bir bölümü kullanılmış, böylece salt bir kesimle (Şener Eruygur’gilleri kast ediyor) diyalogunun olduğu ortaya çıkarılmak istenmişti.

Bu üç ayaklı savunma pek zayıftı: Tabii ki “yüz binlerce sayfa”yı bulan metinlerden sadece suçlamayla ilgili bölümler alınacaktı... Tabii ki bunlar belli bir sırayla (“montaj”) takdim edilecekti... Tabii ki bütün bunlar tek bir dosya halinde birleştirilecekti; aksi takdirde binlerce word dosyasındaki “yüz binlerce” sayfayı içeren yüzlerce klasörle karşı karşıya kalacaktık. (O zaman da malum suçlama devreye girecekti: Suçlamayla ilgili olmayan yazılar neden suçmuş gibi delil klasörlerine alınıyordu? Bu tavır, her türlü muhalif fikri suç kabul eden bir zihniyetin ürünü değil miydi?)

Hiç şüphesiz savunmanın en zayıf tarafı, iddianamede Balbay’a atfedilen metinlerin sahihliği konusunda Balbay’ın tek bir itirazda bile bulunmamasıydı. Bu metinlerden “seçilmiş” bazı bölümler, “kopyalanarak” tek bir metinde belli bir kurguyla “birleştirilmiş” olabilirdi, fakat neticede o bölümler sahihti!


Dosya 2007’de oluşturulmuş


Fakat 14 eylüldeki duruşmada, Balbay’ın avukatı Aydın Metin’in yaptığı savunmadan öğrendik ki, savcılar, “oluşturulan” o tek dosyanın 2007’de bizzat Balbay tarafından oluşturulduğunu iddia etmekteymişler. Çünkü bu tek dosyanın imajında, onun “27 Şubat 2007’de 01.58’de 1 dakika 1 saniye, 03.58’de iki dakika süreyle oluşturulduğu” kayıtlıymış. Savcılara göre Balbay bu dosyayı oluşturmuş, sonra da silmiş. (Bir word dosyası, onun kaç dakikada oluşturulduğu bilgisinin yanı sıra bazı başka bilgileri de kesinlikle değiştirilemeyecek biçimde bilgisayarın hafızasına kaydediyor.)

İşte Balbay’ın “Usain Bolt olsam bu kadar kısa sürede dosya oluşturamam. Çok açık bir şekilde kopyalama yapılmış” şeklindeki yeni savunması bu bilgiye dayanıyor.

Ne var ki bu savunma da pek zayıf... Birincisi: Kopyalanmak üzere elinizin altında bulunan muhtelif dosyaları tek bir dosyada birleştirmek için 3 dakika yeterli bir süredir... İkincisi: Bu birleştirmeyi Balbay’ın ima ettiği gibi Ergenekon soruşturmasını yürütenlerin yapması imkânsızdır. Çünkü avukatın da kabul ettiği gibi bu işlem 27 Şubat 2007’de yapılmıştır. Oysa Balbay’ın bilgisayarına bundan 1,5 yıl sonra, Temmuz 2008’de polis tarafından el konulmuştur.

Durum böyleyken, Balbay’ın ve avukatlarının duruşmada dile getirdikleri iddia ve suçlamalar büyük bir bilgisizliğin eseriymiş gibi duruyor. Yine de ben temkinli davranayım ve şöyle diyeyim: Meselenin teknik kısmını ben de yanlış anlamış olabilirim, gerekirse hatamı düzeltirim.

Fakat düşünüyorum düşünüyorum, Balbay’ın bilgisayarındaki binlerce dosyadan yeni bir dosyanın 27 Şubat 2007’de Balbay’dan başka birileri tarafından oluşturulmuş olmasını hiçbir şekilde açıklayamıyorum...

Bu işlerden anlayan Taraf okurlarından da yardım rica ediyorum... Bunun başka bir yolu var mıdır?

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim