’Bağlantısızlar Hareketi’ Diriltilebilir mi?

29.08.2012 02:29
’Bağlantısızlar Hareketi’ Diriltilebilir mi?
Bağlantısızlar Hareketi geçmişteki kendisine vücud veren dünya şartlarına rağmen, başarılı ve etkili olamadı ve ’Üçüncü Dünya’, geri kalmışlığın ve fakirliğin adı olmaktan ileri bir mânâ ifade edemedi..

Selahaddin E. Çakırgil

’Bağlantısızlar Hareketi’ diriltilebilir mi?

Bağlantısız Ülkeler (Non-Alignment) Teşkilatı’nın 16. toplantısı bugünlerde Tehran’da yapılıyor..

120 ülkenin temsilcileri bu niyetle İran’da bulunuyor..

Bir devlet olmanın, bütün uluslararası hukukî ve diplomatik imkânlarından faydalanabilmek için, BM. üyeliğine kabul edilmek temel şartlardan birisi olduğuna ve bu şekilde, BM. üyesi 200 kadar üye devlet bulunduğu ve bu alanda 15-20 bin nüfusu olan küçücük ’devlet’çiklerin de, BM. Genel Kurulu’nda, nüfusu hattâ yüzmilyonları bulan devletlerle eşit oy sahibi olduğu düşünülürse, karşımıza çıkan tablo, II. Dünya Savaşı galibi 5 devletin (B. Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin’in) kendilerine tanıdıkları ve bütün dünyaya dayattıkları, Güvenlik Konseyi kararları üzerinde sahib oldukları veto hakkı kadar saçma ve komiktir.

BM.’in 200’ü bulan devlet sayısı gözönüne getirilirse, 120 devletin bir araya gelebilmesi küçümsenemiyecek bir rakam..

Ama, işin bu tarafı, 28 Şubat 1997 Zorbalığı günlerindeki Demirel mantığında ifade edilen şekliyle‚ ’sayısal ağırlık değil, siyasal ağırlık’  sözüne göre değerlendirilmelidir..

*

Bağlantısızlar Hareketi’nin ortaya çıkması, 400 yıl kadar Hollanda emperyalizminin pençesinde yaşayan ve II. Dünya Savaşı sonunda siyasî istiklalini yeni kazanan Endonezya’nın o zamanki başbakanı Ali Sastroamidijojo’nun yaptığı bir çağrıya dayanıyordu..

Çünkü, II. Dünya Savaşı’nda nazizm ve faşizme karşı ortak bir zafer kazandıklarını düşünen kapitalist ve komünist imparatorluklarının bütün oluşumları kendi tekellerine almak istedikleri bir global kutublaşmayla karşı karşıyaydı, dünya..

Bir tarafta kapitalist Batı dünyası ve NATO ortaya çıkmıştı; karşısında ise, komünist Doğu Bloku ve Varşova Paktı..

Bu iki güç merkezinin manyetik çekim alanına girmemek için direnen devletler pek çok idi, ama, güçleri yoktu..

Tıpkı bugün olduğu gibi..

Ve bu ihtiyacı ilk olarak Endonazya’nın o zamanki başbakanı dile getirmişti, ama, arkasından, dönemin önemli dünya liderleri de bu çağrıya destek verince, bayağı güçlü bir yeni dünya güç odağının ortaya çıkacağı umudu doğmuştu.. Çünkü, o dönemde kendi ülkelerinde ve hattâ bölgelerinde herbirisi karizmatik şahsiyetler olarak bilinen liderler bu çağrıya destek veriyorlardı.. O zamanki Endonezya Lideri Ahmed Sukarno, Mısır lideri Cemal Abdunnasr, Yugoslavya lideri Josef Broz Tito ve Hind Başbakanı Jawaharlal Pandit Nehru  bu alanda ilk akla gelen isimlendendi..

Ve bu niyetle Nisan-1955’de Endonezya’nın Bandung şehrinde yapılan ve tarihe bu şehrin adıyla, Bandung Konferansı olarak geçen ilk Bağlantısız Ülkeler Teşkilatı Konferansı tertib olunuyor ve Doğu ve Batı Blokları’nın karşısında Üçüncü Dünya denilen bir diğer güç odağı meydana çıkıyordu..

Konferansın temel hedefi, ’sömürgeciliği ve her türlü emperyalizmi reddetmek’, ve ’bu niyetle üye ülkeler arasındaki her türlü dayanışmayı geliştirmek ve bağımsızlığı için çalışan halklara ve ülkelere destek vermek’  idi..

İlginçtir, Bandung Konferansı’na, Komünist Çin rejiminden ayrı olarak, kapitalist Blok’da yer alan Türkiye de davet olunmuştu. Halbuki, Türkiye (ve uluslararası hukuk açısından devamı olduğu Osmanlı Devleti)’nin son 150 yıla yakın zamandır, kesinkes, hristiyan-kapitalist emperyalizminin manyetik çekim alanında olduğu ve NATO’ya da yeni girdiği biliniyordu.

Türkiye’yi Bandung Konferansı’nda, o dönemin Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatîn Rüşdî Zorlu temsil ediyordu.. Bandung Konferansı’ndan 6 yıl sonralarda, 27 Mayıs Darbecileri’nde, düzmece Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanıp ölüme mahkûm edilip, asılarak öldürülecek olan Fatîn Rüşdî’nin o konferansda sivrilen en etkili isimlerden olduğu, onun bu konferansta en sert şekilde tartıştığı Nehru gibi isimlerce bile kabul edilse de, yaptığı konuşma, herhalde bir utanç levhası oluşturuyordu.. Çünkü, F. R. Zorlu, o toplantıda, âdetâ kapitalist emperyalizmin temsilcisi gibi konuşmuş ve Batı emperyalizminin karşı konulamazlığı ve insanîyetçiliği üzerinde çok cafcaflı bir nutuk çekmiş, kapitalist emperyalizmin etki alanını, kurtuluş bölgesi gibi göstermişti.. Elbette bunu yaparken, o günkü dünyanın şartlarını da unutmamak gerekiyordu.. Çünkü, Sovyet Rusya komünist İmparatorluğu, bütün Doğu Avrupa’yı yutmuştu, Türkiye ve İran’ı da tehdidi altında tutuyordu..

Yazının Devamı…

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim