1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Baas Rejimi ve Türkiye’deki Borazanları
Baas Rejimi ve Türkiye’deki Borazanları

Baas Rejimi ve Türkiye’deki Borazanları

Gerçeklerle yüzleşemeyen rejim propaganda makinesine ve silahına sarılıyor ve bu yönde sınır ötesinde de olsa yandaşlarını devreye sokarak kamuoyunu lehinde imale etmeye ve çevirmeye ve yönlendirmeye çalışıyor. Türkiye de bu yönde en fazla Suriye’nin prop

A+A-

Dış değil, iç komplo / Mustafa ÖZCAN

Suriye rejiminin Türkiye'deki borazanları ve Baas Partisinin Suriye kolunun aktif hale gelen içimizdeki uyuyan hücreleri münhasıran Suriye'deki olayları dış komplo olarak izah etmeye çalışıyor ve komplo olarak nitelendiriyor. Zira, sistematik olarak ve bir koldan faaliyet yürütüyorlar.

Onlara göre, Bahreyn olayları komplo değil, Tunus ve Mısır olayları da komplo değil aksine İslami uyanışı temsil ediyor. Lakin mesele Suriye'ye gelince yedi düvelin komplosu haline geliyor. Halbuki, olayların akışından asıl komplonun Suriye'de olduğu ayan beyan ortaya çıkıyor. Komplonun ipuçları ve izleri, bizzat Beşşar'ın vaatleriyle ilk konuşması arasındaki zaman diliminde yatıyor. Horanlı Faruk Şara ve Büseyne Şaban olaylar başladığında lakin henüz tırmanma şeridinde olduğu sırada Beşşar Esat'ın bütün herkesi ve her kesimi tatmin edecek bir konuşma ile halkın karşısına çıkacağını söyledi. Lakin Subhi Hadidi gibilerin yazdığı gibi, bühtan ile Halk Meclisi denilen oysa ki 'Hareketli Kuklalar Meclisi' denmeye layık olan mekanda yaptığı konuşmada halkı tatmin etmek bir tarafa halkı tahrik eden bir konuşma yapıyor. Bu aynı zamanda 2000 tarihinde yapmış olduğu başkanlık yeminindeki vaatlerine de ters düşüyor. Muhaliflerin dediği gibi, asıl komplo 2000 tarihinde halka verdiği sözlerin üzerine yatması ve üzerine soğuk bir su içmesidir. İlk halk hareketlerinin patladığı sıralarda herkes rejimin tepkisini bekliyordu. Faruk Şara ve Büseyne Şaban işte bu sırada Beşşar Esat'ın galeyanı yatıştıracak konuşma yapacağını müjdeledi. İşte ne olduysa ondan sonra oldu ve vaatler kısa devre yaptı. Peki, tam o esnada neler oldu? Asıl Suriye'deki kanlı sürece giden olaylar zinciri işte bu noktada mayalandı. Zira, Büseyne Şaban ve Faruk Şara'nın bu sözleri kendi başlarına söylemeleri mümkün değil. Kendileri şüphesiz bunu istiyorlardı. Lakin aile meclisi ve bizzat Mahir Esat reformlara karşı çıktı ve içeride bu yüzden arbede yaşandı. Suriye yönetimi yalanlasa da işte bu ara devrede Mahir Esat, Faruk Şara'ya silah çekti ve Büseyne Şaban'a da reformlarla ilgili konuşmasından sonra beklentileri yukarı çektiği gerekçesiyle tokat attı..

Böylece rejim içinde reform isteyenlerin sesleri de kısıldı. Beşşar bir biçimde evcilleştirildi. Hatta İranlı Yeşil Hareket mensuplarından Ataullah Muhacerani'nin yazdığı gibi, Suriye'de erken kalkan darbe yapmıyor ama ülkeyi yönetiyor. Suriye'de iktidar gündüz Beşşar'a gece ise Mahir Esat'a geçiyor. Mahir Esat Arapların ifadesiyle mütekallip yani değişken ve kararsız bir mizaca sahip. Ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Yani Suriye halkı ve rejimi onun rehinesi durumunda bulunuyor. Beşşar Esat da bir nevi kukla. Rüzgar gülü. Önce Büseyne Şaban ve Faruk Şara'ya söz veriyor ardından dümeni kardeşi Mahir Esat'tan yana kırıyor. Dolayısıyla Suriye'de bir dış komplodan bahsedenler düzenbazlığı temsil ediyorlar. Kuveyt'te yayınlanan Siyaset gazetesinin rivayetine göre, Sanemeyn'de çocukların da öldürülmesi üzerine olaya sinirlenen ve sorumlulardan hesap sorulmasını isteyen Faruk Şara karşısında ailenin damadı Asıf Şevket gürlüyor ve 'Deralı sen sus' diyerekten Şara'ya bir tokat savuruyor. Mahir ise silahına davranarak Şara'ya ateş ediyor. Suriye'yi şebbiha çetesi yani baltacılar çetesi yönetiyor ve merkezinde de Esat ailesi var. Bu nedenle Faruk Şara'nın yeğeni Cihan Şara iki kardeşe (Beşşar ve Mahir) şiddetli bir biçimde hücum ediyor ve rejimin Dera'da selefilerin bulunduğu yönündeki rivayeti de yalanlıyor. Dolayısıyla gerçeklerle yüzleşemeyen rejim propaganda makinesine ve silahına sarılıyor ve bu yönde sınır ötesinde de olsa yandaşlarını devreye sokarak kamuoyunu lehinde imale etmeye ve çevirmeye ve yönlendirmeye çalışıyor. Türkiye de bu yönde en fazla Suriye'nin propaganda radyasyonuna maruz kalan ülkeler kuşağında bulunuyor.

Bendelerini ve sadıklarını bile böyle döverek devre dışı bırakan bir rejim halka ne yapmaz? Gelin de bunu 1963 yılından beri hem bir azınlık iktidarı altında yaşayan hem de sıkıyönetimle yönetilen Suriye halkına sorun? Mahir Esat bir yönüyle Kaddafi'nin milislerini yöneten Hamis'e benzerken bir yönüyle de Mutasım'a benzemektedir. Çeşitli söylentilere göre, Mutasım Kaddafi de Mahir gibi 2010 yılında Dışişleri Bakanı olan Musa Kusa'yı tokatlıyor ((http://www.asharq-e.com/ news.asp?section= 3&id=24796 ). Musa Kusa'nın İngiltere'ye sığınması ve ardından Katar'a yerleşmesi kimilerine göre dış komplo gibi görünse de olayın arkasında aslında Kaddafi rejiminin karakteri ve kimliği var. Onlar varken halkı tahrik etmek ve galeyana getirmek için dış komploya gerek yok. Nasıl olsa rejimin kendisi yetiyor. Zaten dış komplo iddiasında bulunanlar da komplonun tâ kendisi olan rejimin orada buradaki uzantıları…

YENİ AKİT

HABERE YORUM KAT

1 Yorum