1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Baas Rejimi Çökerken, Bölgeyi de Ateşe Veriyor
Baas Rejimi Çökerken, Bölgeyi de Ateşe Veriyor

Baas Rejimi Çökerken, Bölgeyi de Ateşe Veriyor

İran, Suriye'deki halk patlamasının, emperyalizmin propagandalarına aldanmış kitleler olduklarını açıklayınca.. Bazı kesimler, yapılan bu değerlendirmeyi aynen kabullenmeyi, bir inanç bağlılığının gereği bildiler.. Ve hâlâ da, öyle biliyorlar..

A+A-

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL, Suriye’de gelinen noktayı, İran’ın tavrını ve Esed’ten ayrılan Baas’ın has adamlarından Menaf Tlas’ yorumluyor:

Suriye Baas rejimi çökerken, bütün bölgeyi de ateşe atmak istiyor..

Dünyaya bakışları açısından, aralarında üç aşağı- beş yukarı, temel bir fark görülmeyen müslüman kesimler arasında, Suriye Buhranı ortaya çıktığından beri, bu zamana kadar yaşanmamış derecede bir ayrılık meydana geldi..

Elbette dünyadaki gelişmeler ve oluşumlar karşısında, bazen kendi içimizde farklı görüşler oluşabilirdi ve dışımızdaki güç merkezleriyle de bazen benzer görüşleri paylaşır duruma gelebilirdik.. Ama, bu kez meydana gelen ayrılık, neredeyse, birbirlerine gizli bir husûmet, düşmanlık ve hattâ gizli veya açık propaganda savaşı ilan eden taraflar duruma düşürdü bizleri..

Halbuki, çok az bir istisnasıyla, hemen hepimiz, öteki ülkelerdeki 40 yıllık, 30 yıllık, çeyrek yüzyıllık rejimlerin devrilmesi ihtimali gündeme geldiğinde, onların iktidarda kalmalarını isteyenimiz hemen hemen yoktu.. Ve gelişmelere;  o rejimlerin devrilmesi sonrasında sonra karşılaşılacak problemlerin, sıkıntıların o kadar basit olmayacağını da bilerek, yine de sempati ile bakıyor ve 'Sular durulmaz, bulanmadan..' diyorduk..

Ama, o tâgûtî  rejimlerin tahakkümlerine karşı patlarcasına ayaklanan halk kitlelerini emperyalizme karşı direnme merhalesine nihayet geldiler diye sevinçle alkışlayıp selamlarlarken,  sıra Suriye'ye gelince..

Evet, son 50 yıldır katı laik-Baas ideolojisine dayanan askerî bir rejimin  ve 43 yıldır da sırtını küçük bir inanç grubuna dayayan (Baba-Oğul Hâfız ve Beşşar) Esed Hanedanı'nın pençesinde bulunan Suriye'ye gelince..

Önce bir afallama oldu ve İran, Suriye'deki halk patlamasının, emperyalizmin propagandalarına aldanmış kitleler olduklarını açıklayınca.. Bazı kesimler, yapılan bu değerlendirmeyi aynen kabullenmeyi, bir inanç bağlılığının gereği bildiler.. Ve hâlâ da, öyle biliyorlar..

Delilleri de, mevcud Suriye rejimine karşı çıkanların Amerikan emperyalizmiyle aynı paralelde hareket ettikleri iddiası..

Halbuki, her uluslararası sıkıntı veya buhran konusunda, tavrını belirlemekte çeşitli devletler farklı noktalara düşebilirlerdi..

Nitekim, Rusya da, Sovyet Komünist İmparatorluğu günlerindeki eski gücüne kavuştuğunun zannıyla, yanına Çin'i de alarak, eski haşmetli günlerinden Doğu Akdeniz'de elinde kalan son ülke olarak Suriye'yi vargücüyle destekliyor; tıpkı İran gibi.. Ve Türkiye de, 60 yıldır NATO üyesi ve 200 yıldır da Batı'cı bir siyasetin çerçeve genel çerçevesi içinde olduğu için, Amerika ve diğer kapitalist Batı ülkeleriyle aynı safta gözüküyor..

Ama, görülüyor ki, Türkiye, bununla da yetinmiyor.. Çünkü, Türkiye, NATO ve Amerika'nın, kendisini bu konuda yarı yolda bırakacağını, emperyalist güç odaklarının, kendisinin ensesi üzerinde hele de güçlendikçe, devamlı bir kılıç sallıyacağını, Kuzey Irak'daki Kandil Dağı'nı PKK karargâhı hali getirip gözetenin Amerikan emperyalizmi olduğu gibi  başka örneklerden de hissederek, NATO çerçevesi dışında bir tavır geliştirmeye çalışıyor..

Nitekim, şimdi de, aynı Amerikan emperyalizmi, Suriye Buhranı konusunda, başlangıçta takındığı tavrı yumuşatıp, yarım asırlık Suriye Baas rejimine ve 43 yıllık Esed Hanedanı karsışında ikircikli oynamaya ve sonunda da,  Esed muhaliflerine muhalefetini de ortaya koymaya başladı.. Ki, 26 Temmuz günü, bu durum, İran medyasında bile, 'Amerika, Esed'in muhaliflerine de muhalefet ediyor..'  şeklinde yer almaya başladı..

Çünkü, USA ve bütünüyle kapitalist Batı emperyalizmi, radikal olarak nitelenen İslamî unsurların devreye daha güçlü olarak girmeye başladıklarının ipuçlarını hissettikçe, Tunus ve Mısır'daki acı tecrübeyi Suriye'de de tekrar  yaşamak ve siyonist İsrail rejiminin yanıbaşında, İslamî eğilimleriyle tanınan odakların, bir diğer İkhwan rejiminin devreye girmesini istemiyor.  Nitekim, 27 Temmuz günü, İran medyasında yer alan ilginç görüşlerden birisi de, Birleşik Arab Emirlikleri'nin Emniyet Genel Müdürü'ne aid olanı idi. 'Bizim zenginliklerimiz, paralarımız Batı bankalarında büyüdükçe, bizlerin aleyhindeki entrikalar da daha bir büyüyor..' diyen o kişi, 'Tunus, Mısır ve Suriye gibi ülkelerde varolan İkhwan eğilimli kadroların İran Körfezi bölgesine girmesine izin verilemiyeceğini, İran Körfezi'nin kırmızı çizgi olarak bilinmesi gerektiğini' iddia ediyor ve İran medyası bunu yeni bir müttefik bulmanın heyecanı içinde benimseyerek veriyordu..

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

3 Yorum