Baas-Esed Rejimini Türkiye’den Gayri Herkes Tutuyor

04.12.2014 00:32
Baas-Esed Rejimini Türkiye’den Gayri Herkes Tutuyor
SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL gündemi yorumluyor:

Ukrayna’da son bir 1 yıl içinde meydana gelen ve yüzlerce insanın hayatına ve iktidar değişikliklerine yol açan büyük karışıklıkları fırsat bilen Putin Rusyasının, ‘kendisine iltihak ettiği’ görüntüsü altında, Kırım’ı ilhak edivermesi ve Ukrayna içinde devam eden iç-savaş’ın başka bölgelerde devam etmesinde de etkili olmaya çalışmasından sonra, AB ülkeleri ve B. Amerika tarafından kuşatılmak istenmesine karşı çareler ararken, elini Türkiye’ye uzatması, ortaya ilginç bir tablo çıkardı.

Çünkü, ‘Erdoğan Türkiyesi’ de güçlendikçe, (Tayyîb Bey’in 3 Aralık günü kültür ve san’at alanında seçilen devlet sanatçılarına ödül verildiği törende, ‘Türkiye’nin hervele yaptığı’ şeklindeki benzetmesiyle), özellikle son yıllarda, kapitalist emperyalizm dünyasının güç odaklarında Tayyîb şahsında Türkiye’ye de nasıl bir husûmet beslendiği daha bir açığa çıkmıştı.

Tayyîb Erdoğan ve V. Putin arasında şahsî güvene de dayanan yakın ilişkilerin ivmesiyle, ekonomik ilişkiler daha bir gelişme imkanına kavuşacak gibi.. Hele de Putin’in, ‘Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya akıtılacak olan Güney Akım Projesi’ni durdurduğunu ve bunun yerine Türkiye üzerinden yeni bir hat oluşturulması projesi üzerinde çalışıldığını açıklaması, Avrupa’da buz etkisi yaptı.

Özellikle de, Türkiye gibi NATO üyesi olan bir ülkenin, NATO’nun en büyük tehdid kaynaklarından birisi olan Rusya ile böylesine büyük çaplı ekonomik bağlar geliştirmesi, Batı ittifakınca elbette huzursuzlukla takib edilecektir.

Nitekim, Almanya’da hükûmetin parlamentodaki önde gelen isimlerinden ve CSU’nun dışpolitika sözcülerinden birisi Florian Hahn, 3 Aralık günü Alman N-TV kanalına yaptığı açıklamada, Türkiye ile Rusya arasında varılan ve gaz satışını genişleten anlaşmayı, ’Bir NATO ülkesinin Rusya’ya verdiği yanlış işaret’ olarak nitelendiriyor, Putin’in batıya mesaj vermek için Ankara’yı seçmesine dikkat çekiyor ve ‘Türkiye’nin kimlerle yakınlaşacağına ve ne tür anlaşma yapacağına kendisinin karar verebileceğini’ belirttikten hemen sonra, ‘Ancak, Türkiye NATO üyesi olduğu gerçeğine uygun tavır sergilemeli ve NATO çıkarlarına uygun davranmalı.. NATO üyesi bir ülkenin Rusya’ya bu denli yakınlaşmasını doğru bulmuyorum..’ diyor; dahası, Türkiye’den, ‘Suriye krizi boyunca alman askerleri ve patriotlarıyla koruduğumuz bir NATO ülkesi’  şeklinde söz ediyor, fatura çıkarıyor ve ‘Türkiye’nin şu anda iç politika bakımından da AB değerlerinden uzaklaştığını’  da sözlerine ekliyordu.

Ancak..

‘Suriye Krizi’ denilince..

Bu konuda, iki  ülkenin siyasetlerinin birbiriyle taban tabana zıd olduğu zâten biliniyordu.

Putin Rusyası’nın Suriye konusunda kararlı olduğu ve Suriye rejimini sonuna kadar destekliyeceğini bir daha ortaya çıktı. Bunu da tabiî karşılamak gerekir. Çünkü, 40-50 yıl öncelerde Rusya (o zamanki adıyla Sovyetler Birliği) Ortadoğu’da kapitalist emperyalizm dünyasından çok daha etkindi. Irak ve  Suriye’deki Baas rejimleri, Nâsır Mısırı, Gaddafî Libyası, Bumedyen Cezayiri, Ca’fer Numeyrî Sudanı, o zamanlar bir devlet olan Güney Yemen, büyük çapta Sovyet Rusya’nın manyetik alanında idi.

Bugün ise, sadece Suriye kalmış bulunuyor Rusya’nın manyetik çekim alanında.. Bu bakımdan, Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki tek üssü konumunda olan Suriye’yi kolayca elden çıkarmıyacağı açık..

Üstelik, Suriye’nin Rusya’ya Doğu Akdeniz’de sağladığı stratejik imkanları Türkiye ona sağlıyamazdı. Çünkü, hem Türkiye, geçmişten beri Rusya ile birbiriyle uyuşmayan jeo-politik ve religio-politik ve de stratejik açıdan, farklı dünyaları temsil eden iki bölge gücü idi; hem de, son 60-70 yıldır, Türkiye direkt olarak NATO üyesi bir ülke ve bu NATO üyeliğine de, Stalin Rusyası’nın açık tehdidleri üzerine girmeye mecbur kalmış bir ülke..

Yazının Devamı >>>

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim