1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Az yiyin de hizmetçi tutun
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Az yiyin de hizmetçi tutun

A+A-

Elias Canetti’nin o muhteşem tanımıyla “bilinçli emir bekleme durumu”nun bireyin yaşamı boyunca sürekli hale getirilmesinde birincil rol oynayan askerî itaat, iki kez kodlanmış bir disiplindir.

Bu çifte su verilmiş disiplin, bizzat zorunlu askerlik sürecinde edindirilen koşulsuz itaat etme kuralının yanı sıra, toplumdaki, “homoerotik libidoyu saldırganlık üzerinden dışa yöneltmiş erkekler birliğinin” (askerlik) kültürünü fetişleştiren ilişkiler sayesinde ömür boyu sürer. Öyle ki bu kültürel pratikler sayesinde, birey ancak zorunlu askerlik cenderesinde yontulduktan sonra yaşamında yeni bir safhaya (rite de passage) geçebilir.

Kuşkusuz bu sakatlık, ordu ile ayrılmaz bir bütün olan pek çok ulus-devletin “paryaları” için geçerli. Ancak bizdeki durum epey vahim.

Düşünün askerî itaat üretim mekanizmaları öylesine güçlü ki Türkiye’de, bırakın ordunun harcamalarını ve ticari teşebbüsleri sayesinde sağladığı geliri, daha tam olarak kaç adet askeri olduğunu bile bilemiyoruz, soramıyoruz da. Tahminlerle yetiniyoruz.

Her yıl kaç adet araba üretildiğini bilmenizde bir sakınca yok mesela. Ancak aşağıdaki sorular gündeme geleceği için, ordu hakkındaki istatistiklerin sır gibi saklanması şart:

Türkiye niçin kendisiyle aynı coğrafi büyüklüğe, benzer jeopolitik konuma, aynı nüfusu sahip ülkelerden, hatta savaş halindeki devletlerden bile katbekat fazla askere sahip?

Vergi veren, istihdam sağlayan ve üretimden düşürülüp silah değil “süpürge altına” alınan kaç yurttaşa, sayıları onbinlerle ifade edilen askerî lojmanlarda kapıcılık yaptırılıyor; meslek sahibi kaç genç boya badana işlerine koşturuluyor?

Angaryayı yasaklayan Anayasa’mızın 18. maddesi ihlal edilerek, askerlikleri boyunca yurttaşlara gördürülen hizmetlerin satın alınması mı terörle mücadelede zafiyete neden olacak?

Kuşkusuz, geçen cuma bedelli askerlik konusunda, üst düzey askerî bürokratını ikna etmek için iki saat 15 dakika dil döken Başbakan da bu soruların yanıtlarını çok iyi biliyor. Kendisi de, sorunun her yurttaşın “o tezgâhtan” geçirilip devletin varlığının belletilmesi olduğunun, ömür boyu hazır asker olan polisin bile bu angaryaya tâbi tutulmasının da aynı nedenlerden kaynaklandığının farkında? Ama her nedense, konu sanki teknik noktalarda düğümlenmiş gibi, “Öğrendik ki koşullar oluşmamış” diyor.

Oysa bizler de çok iyi biliyoruz ki, bir başbakan ve hükümet üyeleri kamuoyunca ilgiyle takip edilen konularda ardı ardına açıklamalarda bulunuyorlarsa, bu beyanatlar anlık çıkışların değil, ilgili birimlerin teknik çalışmaları sonucunda olabilirliği üzerinde uzlaşma sağlanan hususlardır. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un geçen yıl haziran ayında bedelli askerlik konusundaki kulaklarımızda hâlâ çınlayan çıkışı da cabası: “Kesin olarak söylüyorum bu konu kapanmıştır!”

Vay be bu ne fors bu ne özgüven değil mi? Sizler hiç, hükümetin, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün personel rejimi hakkındaki bir tasarrufunda, başbakanın kurumun başındaki bürokratı ikna etmek için 2,5 saat süren bir zirveye ihtiyaç duyduğuna şahit oldunuz mu mesela?

Bedelli askerlik gibi bir uygulamanın, her gün türlü çeşitli vesilelerle soluğunu ensemizde hissettiğimiz askerî vesayetin kırılmasında tek başına yeterli olacağını elbette kimse iddia etmiyor. Ancak bu adımın, siyasal iktidarın kendi tasarrufunda olan bir alan olan askerî konulardaki inisiyatif kullanabilme muktedirliğini göstermesi açısından altın vuruş niteliğinde olduğu da aşikâr.

Eğer başbakan iddia edildiği gibi, siyasi reflekslerle topu askere atıp seçmenine “biz denedik ama onlar istemedi” mesajı vermek istiyorsa durum daha vahim. Zira bu halk, bunca oyla bir bürokratını ikna etmekten aciz görüntüsü çizen bir siyasal iktidara bir daha biraz zor teveccüh eder.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT