1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Aysel Tuğluk beni ‘de’ okuma
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Aysel Tuğluk beni ‘de’ okuma

A+A-

Öncesi de var, anlatacağım. Ama ben onu son olarak YSK eliyle ülkenin yangın yerine çevrilmeye çabalandığı o netameli günlerde Diyarbakır’dan fırlayıp “Çok kötü şeyler olacak. Kürtler hükmünü verdi” kışkırtmalarını yaptığı günden beri yok sayıyorum.

Çünkü bu hanımefendi de fazlasıyla “ölümüne” konuşuyor. E ben de elalemin çocuğunu “bir garip barış” için ölüme azmettirenlerden hiç ama hiç hazzetmiyorum.

Ancak Öcalan’ın ikide bir “Biz halkı tutamıyoruz, kitle patlama noktasındadır” dedikleri için eleştirdiği Kürt siyasetçilerin prototipi olan bu hanım, Yasemin Çongar’a yazdığı mektubunda “ve hatta Melih Altınok’u da” okuduğunu söyleyince bir iki çift laf etmek farz oldu.

O bize yazılarında Diyarbakırlıların deyişiyle “çaxtırmadan” göndermelerde bulunuyormuş ama ben açıkça adını vereyim. Evet, PKK hümanizminin son sırsız aynası BDP Van Milletvekili Aysel Tuğluk’tan söz ediyorum.

Öncelikle, kariyerindeki en önemli olay “Romalı bir komutanın kızıyla evlenmesi” sayılan Tacitus’un “Kötü bir barış, savaştan daha berbattır” sözünün altına, Aiskhylos’un “Savaşın ilk şehidi hakikattir” aforizmasını yazabilme “medeni cesaretini” gösteren bu hanımefendin nezdinde “analiz ve kurgularında ciddi boşluklar olamayan” makul gazeteci sayılmadığım için çok mutlu olduğumu belirteyim.

Mektubuna gelince. Tamamen sanal bir zeminde, hedef göstermeler ve aşağılamalarla dolu metninde, PKK’nin cinayetleri şuracıkta dururken hareketi çözüm iradesinin “kadri bilinmemiş peygamberi” ilan eden Tuğluk, Habur’un ve MİT-PKK görüşmelerinin mimarı Ak Parti’yi “Kürtleri öldürüp intihar süsü vermeye çalışan” neo İttihat Terakki ilan ediyor.

Tercümesi; hükümet reformlarda yeterince tez canlı olmadığı için PKK genç kızları, genç oğlanları öldürüyor, havaya uçuruyor. Bizlerse PKK devlet olmadığı “halde” onu eleştiriyoruz. Bu yaptığımız da eşittir insafsızlık ve Kürt halkına karşı vefasızlık.

Üzerinde fazla durmaya gerek olmayan, nerden baksan tutarsız bir savaşçı pragmatizmi manifestosu işte.

Yeni de değil. Zira diğer savaşçıların yanı sıra Tuğluk’u “da” okuyanlar çok iyi biliyorlar ki, hanımefendi muhtelif aralıklarla Radikal İki’de boy gösterir. Ve somut güncel gelişmeler üzerinden, Kürtlerin tek ve meşru temsilcisi saydığı eli sopalı hareketini cilalamak için bir demokrat için utanç vesikası “çaxtırmalar” yapar. Tabii ki aralara Gothelerdenmötelerden alakalı alakasız aforizma parçaları atmayı ihmal etmeden.

Örneğin bir gün (ki o bir gün 27.05.2007’dir. Köfteyi çaxtınız değil mi? Ya, Cumhuriyet mitingleri dönemi) çıkar “Sevr travması ve Kürtlerin empatisi” başlıklı yazısında şunları der:

“Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır.” Ardından Misak-ı Milli sınırlarını, Ak Parti’ye karşı kurulacak ittifak için Türk ve Kürt halklarının ‘ulusalkucaklaşmazone’u ilan eder. Demokratlardan ve Müslümanlardan yeğ tuttuğu “Kemalist aydınlara düşen görevleri” de sıralamayı ihmal etmez elbette; hem de olağanca samimiyetiyle.

Aralık 2007’de ise sanırsam milliyetçilik kötüdür demeye çalıştığı yazısında Türk ulusalcılar gibi Barzani’nin yönetiminden “Kuzey Irak’taki oluşum” diye söz eder. Tarihin en büyük katliamlarından birinde gazlanan Kürtlerin onurlu mücadelesinin kazanımlarını, ABD emperyalizminin acı meyvesi sayar.

Yetmez, “Kürt egemen sınıfları bu topraklarda olup biten her pisliğe şu veya bu oranda katılmışlardır” der. Kimdir bu Kürt egemen sınıfları? Yo yo BDP’li bazı “ağalar” değil tabii ki. Şaka gibi ama, PKK hegemonyasını reddeden “yalnız ve bir başına” Kürtlerdir sözünü ettiği.

İşte “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız” diye söylenen Türk faşistleri gibi, “Kürtler acıyı da onuruyla yaşar” türünden vecizlerle konuşmayı pek bir seven bu hanımefendinin “kürdiliği” bile böyle amorf bir şeydir.

Kendisi ülkedeki reform sürecine karşı, yani demokrat Türk ve Kürt halklarına karşı beş benzemezle örgütlenen Cumhuriyet mitinglerine moral destek sağlamakla meşgulken, aklınca aşağılamaya çalıştığı bendeniz aynı tarihte tüm dönekliğim ve yandaşlığımla “farkındayız tehlikelisiniz” (12 Nisan 2007 / Birgün) başlıklı yazılar yazıyordum. Ve diyordum ki:

“TİT’çişinden MİT’çişine, Kerinçeğinden Perinçsizine tüm Kuvvacılar, omuz omuza verip sanal bir tehlikeye karşı kurşun dökecek Ankara sokaklarında.”

Ne diyelim...

Pazar günü HerTaraf sayfasındaki muhteşem yazısında “Kiralayacakları eve, yürüyecekleri yola, Allah’ın selamına bile ipotek koyan eli kanlı bir örgütün ve ondan özgürlük veya yeşiller hareketi devşirmeye kalkanların” oyununa gelmeyeceklerini haykıran Emine Uçak Erdoğan gibi milyonlarca cesur, vicdanlı Kürt var.

Evet, can almak için sıkılan kurşunun adres soranının da sormayanının da “şerefesiz” olduğunu düşünen biz demokrat Türklere ve Kürtlere genç ölümleri dert oldu.

Hiç umudum kalmadı gerçi ya, politik katillere güzelleme düzmeme cesareti gösteren bağımsız ve demokrat Kürtlerin savaşçılara yazdığı açık mektuplar da bir dahaki denemenizde size ders olur umarım.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT