Aynı Günde Oruca Başlamak, Aynı Günde Bayram Etmek

03.06.2016 11:44
Aynı Günde Oruca Başlamak, Aynı Günde Bayram Etmek
Faruk Beşer yazısında, aynı günde oruca ve bayrama başlamak meselesini ele alıyor, “Böyle içtihadi/zannî meselelerde hatalı olma ihtimaline rağmen bir görüş üzerinde ittifak edebilmek, herkesin kendi doğrusuna yapışıp kalmasından hayırlıdır.” diyor.

Takvim Kongresi, Ruyet, Hesap ve Ramazan

Faruk Beşer / Yeni Şafak

Geçtiğimiz pazartesi günü sona eren üç günlük muhteşem bir kongrede yer alma şerefini yaşadık. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kıskandıracak seviye ve güzellikte bir tedbir ve düzenleme ile gerçekleştirdiği kongrede altmış küsur ülkeden, Allame Karadawi dâhil, fıkıh ve astronomi âlimleri ümmetin birliği için bütün güçlerini ortaya koydular ve kanaatimce hayırlı bir sonuca ulaşıldı.

Önce fakirin dile getirme fırsatı bulduğum görüşlerimi özetleyeyim.

Aynı günde oruca başlamak ve aynı günde bayram etmek İslam milletinin yeniden ümmet olabilmesi için kazanmak zorunda olduğu ilk imtihanıdır. Camide saflar düzgün olmasa da namaz caiz olur ama Rasulüllah Efendimiz, saflarınız düzgün olmazsa kalpleriniz de düzgün olmaz, yani ihtilafa düşersiniz buyuruyor. Bu mesele de bir safları düzeltme meselesidir.

Böyle içtihadi/zannî meselelerde hatalı olma ihtimaline rağmen bir görüş üzerinde ittifak edebilmek, herkesin kendi doğrusuna yapışıp kalmasından hayırlıdır. Rasulüllah Efendimiz (sa): “Oruca başlama gününüz herkesin başladığı gün, bayramınız herkesin bayram ettiği gün, kurbanınız da herkesin kurban kestiği gündür.” anlamındaki hadisi şeriflerinden, ilk hadis şarihi/yorumcusu Hattabî şu sonucu çıkarır: 'Demek ki, bu konularda önemli olan Müslümanların beraber hareket etmesidir, tespitte hata edilmiş olsa bile bu zarar vermez'.

Bu konuda ayrı düşmenin biri siyasi diğeri ideolojik olmak üzere iki önemli sebebinin var olduğunu gördük. Bazı ülkeler ille de bizim dediğimiz olacak diyebiliyor, bazı bireyler de aynı şeyi kendi grupları için yapabiliyorlar. Kongre tebrike şayan bir şekilde bu her iki tavırdan uzak bir yol izledi ve bunun için iyi bir sonuca ulaştı.

Bizce konunun anlaşılmasını zorlaştıran asıl sebep; ruyet/hilali gözle görme hadisindeki 'görerek oruca başlayın, görerek iftar edin' cümlesine odaklanıp, başka delilleri, şeriatın maksatlarını ve hadisi şerifleri bir bütün olarak görememektir. Gömleğinizin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz doğruya artık asla ulaşamazsınız. Oysa ruyet, Kameri günleri tespit yollarından sadece birisidir ve bizatihi maksut/taabbudi bir mesele değildir. Maksut olan Ramazan’ın ve diğer günlerin doğru tespitidir. Rasulüllah kendi zamanı için buna üç farklı çare göstermiştir: Ruyet, önceki ayı otuza tamamlama ve takdir. Bunların son ikisi zaten hesap anlamına gelir. Ruyetin yegâne yol olmadığını, hesabın da bulunması gerektiğini aslında Kur’an-ı Kerim'den öğreniyoruz. Orada mesela hilali gören, denmiyor da, Ramazan'a şahit olan, yani Ramazan’ın girdiğinden haberdar olan oruç tutsun, deniyor. Ayrıca 'Güneş de Ay da çok dakik bir hesapla hareket eder.', 'Güneş ve Ay senelerin sayısını ve hesabı bilmeniz için birer ayettirler.' buyruluyor. O halde bulunduğunuz şartlarda meselenin tespitini en isabetli yapabileceğiniz yol neyse, uyulması gereken yol da odur. Rasulüllah'ın gösterdiği üç farklı yol kıyamete kadar değişmeyecek yollardır. Biz şahsen bugün, onlardan biri olan hesabın en kesin yol olduğu ve İslam'ın bunu reddetmesi şöyle dursun, kesin sonuç veriyorsa emrettiği kanaatindeyiz. Söylediklerimizin ilmi izahını ehline yapabiliriz.

'Emir var, vücup ifade eder, o halde ruyet şarttır.' gibi bir bakış eksik ve kendi içinde tutarsızdır. Aynı emir kipi namazların vakitlerini Güneş'in hareketleriyle tespitte de vardır. Oysa herkes gölge boyuna değil, takvime bakar.

Allah (cc) Ehlikitab'ı kınarken Kur’an-ı Kerim'in dört yerinde, “Kendilerine ilim geldikten sonra ihtilafa düştüler.” buyurur. Bunda bize de bir ders bulunmalıdır. Kitaptaki bilgilere ilim dendiği gibi, fizik varlığa, kâinata ilişkin bilgilere de ilim denir. Sanki; hadi Güneş’in ve Ay'ın hesabını bilemediğiniz zamanlar ayrılığa düşüyordunuz peki, bunun bilgisine ulaştıktan sonra artık ne diye ihtilaf ediyorsunuz denir gibidir. Rasulüllah da zaten ruyeti söylerken, 'Çünkü biz hesap kitap bilmeyen bir milletiz.' buyurmuşlardı. Çok açık bir şekilde bu ifade, bunları bildiğimizde durum değişebilir demektir.

Sonuç olarak ilgili komisyonların uzun çalışmaları sonucunda ikiye indirilen takvim yolları ulemanın oylarına sunuldu ve 'Birli Takvim' dedikleri sistem büyük çoğunlukla kabul edildi. Bunu bütün dünya Müslümanlarına duyurmayı Diyanet İşleri Başkanlığı üstlendi. Yani astronomik hesaplarla bir yerde Ay'ın görülebileceği tespit edildiğinde artık bütün dünyada Ramazan başlamıştır ve sahur imkanı bulan her yerde ertesi gün Ramazan’dır. Bendeniz burada sadece kavuşumun esas alınmasının yeterli olduğu kanaatindeyim ama sonuç değişmeyeceği için oyumu birli takvimden yana kullandım. Herkesin buna uyması, siyasi ve ideolojik davranmaması İslam'ın tevhit esasının gereğidir. Bu başarı Diyanet İşleri Başkanlığı eli ile ümmetin başarısıdır. Sevinçliyiz, hayırlı olsun.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim