Aynanın karşısına geçip geçip

08.11.2011 13:28

Melih Altınok

Okuma yazmaları olduğundan şüphemiz yok elbette. Çarpıtmaları yazdıklarımızı anlamamalarından değil, fena sıkıştıklarının farkında olmalarından kaynaklanıyor.

Biri çıkıyor, analizlerimizle muhalifle muktediri, güçlüyle güçsüzü, ezenle ezileni eşitlemeye çalıştığımızı, çünkü bu işe kendimizi memur ettiğimizi söylüyor; evet kendimizi...

Diğeri ise Kürtlerin en temel haklarının iadesine karşıymışız ve yaptığımız PKK’yi kınamaktan ibaretmiş gibi, niçin enerjimizi Kürtlerin hak mücadelesine vakfetmediğimizi, neden hükümetten talep etmediğimizi soruyor.

Bunlardan topu alan klavye kalemşorları ise yukarıdaki çarpıtmaları bir de kendi prizmalarında kırıp işimizi “KCK operasyonlarının danışmanlığına” kadar vardırıyor.

Kürt sorunu ve PKK üzerine yapılan tartışmaların taraflarını homojen iki kutba ayırıp konuşmak, bu arkadaşların şimdilerde sarıldıkları can simidi olabilir ama artık hakikaten kabak tadı vermeye başladı.

Demokratların, sol liberallerin ya da özgürlükçü solcuların Kürt sorununa yaklaşımını, hükümete çok ama çok yakın “paralel merkez medyanın” tutumuyla eşitlemenin ne büyük bir haksızlık olduğunu görmüyor olamazlar.

Yazdıklarımız, çizdiklerimiz, haberlerimiz ortada işte. Bir gün olsun, hükümete açılım için “yeter, daha ne yapacaksın” mı demişiz. Zaten ne haddimize de, Kürtlere ya da haklarını geri isteyen her hangi birilerine “elinizdekiyle yetinin” diye serzenişte mi bulunmuşuz? Askerî çözümün, sınırötesi operasyonun felaket olacağı şerhini düşmeden herhangi bir analiz mi yapmışız?

E o halde derdiniz ne?

Bir yandan KCK’nın anti-demokratik yapısını, işlevini ve amaçlarını ortaya koyarken, öte yandan düşünce özgürlüğünü sınırlandıran ceza kanunlarının değiştirilmesi için hükümeti ve parlamentoyu göreve çağıran yazarlarla, Akit gazeteciliğini eşitlemek neye memur edilmektir, merak ediyorum?

Barış için, insanlar ölmesin diye, PKK’nin caniliklerini ve BDP’nin basiretsizliğini eleştirmek, anadilde eğitim ve Kürtlerin diğer kültürel hakları için hâlâ yeterli adımlar atamayan hükümetin ağırkanlılığına destek vermek anlamına mı gelir, daha çok merak ediyorum?

Israrla kısır bir düzleme çektiğiniz bu tartışmada sizin yöntemlerinizi mi kullanalım istiyorsunuz. Siz nasıl, silah kullanmakta ısrar eden kim olursa olsun eleştiren yaklaşımımızı, “Kandil’e bayrak dikelim” diyenlerle eşitlemekte kararlıysanız, bizler de sizi, PKK’nin öldürdüğü asker sayısıyla övünen örgütün medyasıyla ya da internette asker cenazelerine yaptıkları işkenceleri ballandırarak anlatan ruh hastalarıyla bir kefeye koyup mahkûm mu edelim?

Hiç işimiz olmaz. Çünkü derdimiz tartışma yürüttüklerimize bel atı vurmak, zarar vermek değil. Bireysel pozisyonlarını korumak uğruna çözümün önünü tıkayanların ısrarının nelere mal olduğunu göstermek. Silahın ve devrimci şiddetin mazlumun isyanının yegâne “enstrümanı” olduğu şeklindeki güzellemelerin şiddet sarmalını daha derinleştirdiğine işaret etmek.

PKK’yi eleştiriden azade tuttukça, şahin milliyetçi camianın saldırılarına maruz kaldığınızı tahmin edebiliyorum. Ama bunu, egemen Kürt siyasal hareketinin karşı milliyetçiliğiyle absorbe edebileceğinizi düşünüyorsunuz büyük hata yapıyorsunuz.

Madem yazdıklarımızı, “peşin satan- veresiye satan” tablosundaki tuzu kurunun ürünleri olarak görüyor ve okumuyorsunuz. O halde dönün kendinize bakın bari.

Ne istediğini, istediği zaman yaptığı katliamlardan, saldırılardan çıkarttığımız PKK’nin mücadelesini, eşitlik, demokrasi, barış ve refah talep eden Kürtlerin mağduriyetiyle eşitleyen sizlersiniz.

PKK’ye muhalif Kürtlerin ya da “aradakilerin” yaşadığı baskıları görmezden gelip, Kürt sorununu, egemen Kürt siyasal hareketinin ulus inşası yolunda yaşadığı “sıkıntılar” gibi sunan da başkası değil.

Evet, biliyorum, fetişleştirdiği ancak hiçbir zaman kullanamadığı şiddeti layıkıyla gerçekleştiren PKK’nin kuyruğuna takılmış (aslında tek kalemde) Stalinist soldan, PKK’den ve ona destek veren Kürtlerden başka alıcınız kalmadı.

Ama inanın yazılarınızı, bu “anlaşılabilir” kaygınızı taradığınız aynaya bakıp bakıp yazdığınız fena halde fark ediliyor dostlarım.

Che nedir, ne değildir?

Ne biçim solcuymuşum, Nagehan Alçı’nın Che üzerine söylediklerine bir şey demeyecek miymişim?

Cevap: Totemleri olamayan o biçim solcuyum bu yüzden hiçbir şey demeyeceğim.

Üstelik konu, politik görüşlerini ve yöntemlerini sorgulasam da serüvenciliği ve karizmasından ötürü kahramanım dediğim Che olsa bile. Kızdığınız biliyorum ama ne yapayım, Che ile ilişkim tamamen duygusal işte.

Nagehan’ın Che hakkında yazdıklarının içeriğini tartışmıyorum bile. Yazılarında tonla sorunlu nokta olmasının da hiçbir önemi yok. Çünkü ne kadar kutsallık varsa üzerine kelam edilmesinden, tartışılabilmesinden haz alıyorum.

Sizler de bırakın bence mezar bekçiliğini artık. Yoksa bugünle günden güne açılan aranızı, haklarında gık dense hopladığınız solun kırkları, yedileri dirilse de kapatamayacak.

melihaltinok@gmail.com

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim