AYM parlamentonun 'lala'sı mıdır?

21.06.2008 03:53

Kürşat Bumin

Anayasa Mahkemesi'nin internet sitesinde yer alan “Tarihçe” bölümünde son derece enteresan bir bölüm var.

Mahkeme'nin varlık nedeninin de söz konusu edildiği bu sayfa şu cümle ile son buluyor:

“Anayasa Mahkemesi'nin, siyasal kurumların, özellikle Parlamentonun yetkilerini kötüye kullanması durumunda bir denge oluşturacağı ve bunu engelleyeceği düşünülmüştür.”

Bu cümle ülkede “kuvvetler ayrımı” adı verilen medeni ilkeden –aslında- ne anlaşıldığını çok güzel açıklamaktadır.

Demek ki, Anayasa'nın Başlangıç bölümünde “kuvvetler ayrımı” bahsiyle ilgili olarak söz edilen “kuvvetler arası medeni bir iş bölümü” ilkesinden kasıt, asıl olarak, yetkilerini her zaman “kötüye kullanması” mümkün bir Parlamento'yu Anayasa Mahkemesi'nin sürekli gözetim altında tutmasıdır. Yani bir bakıma eğitilmekte olan bir “çocuk” (parlamento) ve bu eğitim işinden sorumlu bir “lala” (Anayasa Mahkemesi) ilişkisinden söz edilmektedir.

Söyleyin lala'ya dikkatli olsun, çünkü çocuğun (çocuktur çünkü) ne yapacağı belli olmaz... Bir de bakarsınız ki genel seçimlerin 20 yılda bir yapılmasına karar verivermiş...

“Anayasa Mahkemesi” ya da benzerlerini icat eden medeni dünyada kurumun görevi “parlamentoya lalalık yapmak” biçiminde anlaşılmamış ve anlaşılmamaktadır.

Mahkeme'nin kendi eliyle kaleme aldığı “Tarihçe”de yer alan bu bölümün tek başına bir ”skandal” oluşturması, tabii ki, cümlede yer alan “yetkilerini kötüye kullanmak” ifadesinden kaynaklanmaktadır.

Parlamento yasama faaliyeti çerçevesinde hata-yanlış yapabilir. Anayasa Mahkemesi de bu hata-yanlışları tarif edilmiş yetkileri çerçevesinde düzeltici kararlar alabilir. Ama daha baştan, parlamentonun “yetkilerini kötüye kullanması”ndan söz etmek kuvvetler arasında yer etmiş olan şiddetli bir güvensizliğe işaret eder ki, baştan sona yanlıştır. Bunun Başlangıç'ta sözü edilen “medeni iş bölümü” ile ne ilgisi vardır? Baştan itibaren “güvensizlik” üzerine kurulu bir iş bölümünün “medeni” olarak nitelenmesi mümkün müdür?

Ayrıca unutmayalım ki, yine Başlangıç bölümü, kuvvetler arasında bir hiyerarşinin olmadığını, yani aralarında bir “üstünlük sıralaması”ndan söz edilemeyeceği bildiriyor. Dolayısıyla, “Tarihçe”nin Anayasa Mahkemesi'ni “lalalık” göreviyle donatması bu hükmün de ciddiye alınmadığının bir göstergesidir.

Hiç şüphe yok ki, “Tarihçe”nin bu derece “açık sözlü” biçimde kaleme alınmış olması, ülkedeki siyaset-yargı dengesinin birinci terim aleyhine ne derece bozuk kurulduğunun bir işaretidir.

Bir tarafta fırsat buldukça “yetkilerini kötüye kullanmak”tan geri durmayan bir siyasal iktidar ve yasama-yürütme, karşısında ise “yetkilerini kötüye kullanmayı” aklından asla geçirmeyen ve kendisini her fırsatla aldatmayı âdet haline getirmiş bir parlamento karşısında her zaman tetikte bekleyen bir Anayasa Mahkemesi.

Bu şekilde anlaşılan bir “kuvvetler ayrımı”, tarifi gereği, “siyaset”i her zaman, varlığı ancak belli sınırlar içinde kabul edilebilecek –hatta ancak “tahammül edilebilecek”- bir “kötü niyet”, hatta doğrudan bir “kötülük” alanı olarak görüp öyle anlayacaktır.

Kötülükten uzak, temiz yüksek yargıçlar karşısında her zaman gözetim altında tutulması gereken bir parlamenterler grubu...

Ama biliyoruz ki bu şekilde anlaşılan bir sistem, her türlü sorununa çare olarak her türlü araçtan önce siyasete yönelen, onu düşünen yetişkin bir toplum oluşumunun önündeki en büyük engeldir.

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim