Aydınlar bildiri yazmış

29.01.2014 18:04

Etyen Mahçupyan

Başbakan’ın kimseden esirgemediği sert oklar geçen hafta da TÜSİAD’a yönelmişti. Başkan Muharrem Yılmaz’ın mealen ‘hukukun hâkim olmadığı ülkeye yabancı sermaye gelmez’ şeklindeki sözlerini Erdoğan ‘ihanet’ olarak değerlendirdi.

Bu olay siyaset konusunda anlaşamayan iki kesimin varlığına bir gönderme daha yapmış oldu. Liberal ve sol aydınlar Yılmaz’ın sözlerinde yanlış bir şey olmadığının ve Başbakan’ın tepkisinin kabul edilemez olduğunun üzerinde durdular. Gerçekten de o cümleye içerik olarak itiraz etmek mümkün değil. Bugün Erdoğan dâhil AKP parlamento grubunda bir anket yapsak, muhtemelen herkes bu cümlenin doğruluğunu onaylayacaktır. Ama ‘siyaset’ önermenin içeriğinden değil anlamından neşet eder ve anlam da her zaman bir bağlam içinde şekillenir. TÜSİAD zaten geçmişteki tutumundan ötürü fazlasıyla handikaplı bir kurum. Ama öyle olmasaydı bile, söz konusu önermenin bugün, yani hukukun hakemlik niteliğinin belirsizleştiği bir dönemde yapılması, işlevi içeriğin önüne geçiriyor. Dolayısıyla herkesin nötr bir ortamda katılacağı, hatta basmakalıp bulacağı o cümle, günümüz ortamında yargının sorunlu olmadığını, bütün sorunun yürütmede yoğunlaştığını ima eden bir çıkış olarak algılanıyor. TÜSİAD Başkanı’nın bu algıyı öngörmeyeceğini söylemek ona hakaret olur… Bu da söylenen sözün ‘bilinçli’ olduğunu, yani TÜSİAD’ın bir ‘taraf’ olduğunu ortaya koyuyor. Böylece Başbakan’ın karşı çıkışı da siyaset içinde yer bulabiliyor…

Liberal ve sol aydınların genelde siyasetle sorunları olduğunu artık biliyoruz. Normatif konular tartışılırken, doğru olanın ne olduğu konuşulurken eleştirilecek bir yanları yok. Bu alanda çok önemli bir işlev gördüklerini de inkar etmemek lazım. Ama bu tutumun alınması maalesef ‘siyaset’ değil ve onlar bunu siyaset sanabiliyorlar. Siyaset sözün belirli bir bağlam içerisinde anlam kazanmasını gerektiriyor ve öyle oluşuyor. Yani aynen TÜSİAD meselesinde olduğu gibi, söylenen sözün doğruluğu kendi başına bir şey söylemiyor. İnsanlar o doğrunun ‘niçin’ o şekilde söylendiğini soruyorlar, çünkü bu karar bilinçli bir iradeyi, dolayısıyla tutumu, duruşu, kısacası siyaseti yansıtıyor.

Geçen hafta çok sayıda aydının imzaladığı ‘Yetti artık! Yolsuzlukları da Ergenekoncuları da AK’lama’ başlıklı bildiri de laik kesimde zaten var olan kırılmayı daha görünür kıldı. Birçokları bildiriyi imzalamadıkları gibi eleştiren yazılar yazdılar. Mesele içerik değildi… Bildirinin bazı cümlelerine itiraz edenler de oldu ama asıl konu bağlamdı. Doğru bir şey söylediğinizde gerçekliğin bir yönüne işaret edersiniz. Ancak eğer bunu yaparken gerçekliğin tümünü kuşatmadığınızı kabullenen bir şerh koymazsanız, ‘işlev’ olarak o sözün gerçekliğin tümünü ifade ettiğini önermiş olursunuz. Oysa birçok kişi gerçekliğin tümünü ele almayan bir sözün yanlı olduğunu düşünecek, yazanların belki de ‘nötr’ saydıkları cümleleri bir tarafın desteklenmesi olarak okuyacaklardır. Nitekim tam da öyle oldu… O kadar ki yaşamakta olduğumuz siyasi kavganın tarafları doğal olarak bu bildiriyi kendi meşreplerine göre işlevlendirdiler. Bildirinin sözü araçsallaştı. Bir taraf bildiriyi tümüyle itibarsızlaştırıp içinde hiç doğru olmadığını söylemeyi tercih ederken, diğer taraf da bildirinin sözünün tüm gerçekliği kapsadığını, doğrunun o sözden ibaret olduğunu varsayan bir yaklaşım sergiledi.

Bildiriye imzalarıyla destek veren liberal ve sol aydınların hiç böyle bir derdi olmayabilir. ‘Biz sözümüzü söyleriz, kimin işine geldiğine, kimi rahatsız ettiğine bakmayız’ diyebilirler. Eğer sonuçlarından rahatsız olmuyorlarsa sorun yok. Hele sonuçlarından memnun olmuşlarsa daha da iyi… Ancak bu tutum siyasetin içinde araçsallaşmayı kabul ettiğiniz anlamına gelmekle kalmaz, giderek kendi dar ajandanıza kapanmayı ve siyasetin dışında kalmayı ima eder. Bu son olayda olduğu gibi sözünüz nesneleştiği, kullanım değeri üzerinden ele alındığı ölçüde, sizler de özne olmaktan çıkar ‘vitrin’ muamelesi görmeye başlarsınız.

Nedense liberal ve sol aydınlar artık klasikleşen bu ‘sterilliğe yaslanma’ kolaycılığından kurtulamıyorlar. Oysa söylenen şeyler esas olarak doğru ve de doğru söylenebildiği takdirde etkisi de çok daha güçlü olabilir. Mesele doğru söylemin sadece içerikle ilgili olmayıp bir siyasi bağlama oturduğunu ve bu bağlamın analizine dayanması gerektiğini kavramakta. Daha açıkçası mesele yaşanan siyasi gerçekliğin içinde sorumluluk almakta… Herkesin doğru bildiğini tekrarlamak maalesef fazlasıyla naif… Hele doğru sizin söylediğinizden fazlasını içeriyor ve siz ‘oraya bulaşmama’ dürtüsüne sahipmiş gibi gözüküyorsanız.

Zaman

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim