1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Aydın Doğan’a haciz… Çalma kapımı, çalarlar kapını!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Aydın Doğan’a haciz… Çalma kapımı, çalarlar kapını!

A+A-

“Aydın Doğan’dan maaşlı” yazarlar, bizim “AK Parti iktidarından güç alarak” yazdığımızı; iktidarın da, bizim yazı ve haberlerimiz üzerine, “Aydın Doğan’ın üzerine yürüdüğünü” zannediyorlar…

Hatta, bazıları açık açık yazıyor bunları…
Onlara göre, biz, “yandaş medya”yız ya; iktidar, bizim bir dediğimizi iki etmiyor…
Açık ve net söyleyeyim: Bu iddiaların hepsi, “kuruntu”dan ibarettir… Böyle bir “iddia”yı ispatlayanın alnından öperim… Ama iddia edip de ispatlamayana “müfteri” demekle kalmaz, “alçak oğlu alçak” derim… Çünkü biz; bugüne kadar hiçbir iktidardan “işaret” veya “talimat” alarak yazı da yazmadık, haber de vermedik!.. Ama, bir “kör”ün “dolma”ları “çift çift” götürüp de, diğer körün de aynısını yaptığını sanması gibi; kendileri “bir yerlerden talimat alarak” yazıyor da, bizi de öyle sanıyorlarsa ona bir şey diyemem!..
DÜN DE DİNÇ BİLGİN’İ YAZIYORDUK!
Çünkü biz, bugün Aydın Doğan’ı yazıyorsak, dün de Dinç Bilgin’i yazıyorduk!..
“Etibank”ını yazıyorduk, “usûlsüzlük”lerini yazıyorduk… “Tutuklandığı” zaman bile peşini bırakmamıştık… Çünkü, beyefendi “basur” şikâyeti ile hastaneye yatmış ama ne hikmetse, güya “göz”ünden ameliyat olmuştu!..
Allah’ın işine bakın ki;
“Göz”ünden ameliyat olduğu halde, hastanedeki odasında “televizyon” seyrederken yakalanıp, fotoğraflanmıştı!..
Bunları da yazmıştık!..
Hatta, “rapor”ları da yayınlayıp, hastalığının ne kadar “uyduruk” olduğunu belgelemiştik…
Bugün de; Mehmet Haberal başta olmak üzere “Ergenekon Terör Örgütü sanıkları”nın çoğunun hastalıklarının “uyduruk” olması gibi!..
Neyse, diyeceğim o değil!..
Herhalde bilirsiniz;
Dinç Bilgin’in, “Dinç Bilgin” olduğu zamanlar, yani “güçlü, kudretli, erişilmez ve dokunulmaz” olduğu zamanlar, “3 Nisan 2001 öncesi”dir!.. Çünkü o tarihte tutuklanmış ve Kartal Cezaevi’ne konulmuştu!..
Peki o zaman, yani 2001’de AK Parti iktidarı var mıydı?.. Elbette yoktu!..
Peki, o halde biz kime güveniyor, kimden güç alıyorduk?
Elbette “Hak”tan ve “halk”tan!..
Bugün de olduğu gibi!..
Bunu ifade etme gereği duydum ki;
“Aydın Doğan’dan maaşlı yazarlar”ın “safsata”larına kimse inanmasın!..
Çünkü biz, dün de “iktidar”lardan güç almıyorduk, bugün de alıyor değiliz!..
İnanmayan, “tarih”lere baksın!..
Herhalde, o zaman “iktidar” olan “Anasol-Mee”den destek aldığımızı iddia edemezler!..
Ederlerse, ayıp ederler!..
Çünkü, “Anasol-Mee” iktidarı, elinden gelse; “bir kaşık suda boğacak” kadar öfkeliydi bize!..
İnanmayan, şu an “tutuklu” bulunan “MHP eski Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt”a sorsun!..
Her neyse, onu da geçelim…
Dinç Bilgin; biraz önce de ifade ettiğim gibi, “güçlü, kudretli, erişilmez ve dokunulmaz” olduğu günlerde, “sadece benim hakkımda” 25-30 dâvâ açmıştı!..
HAKİM BEYİ GÜLÜMSETEN SÖZLER!
Bir defasında, çıktığım “duruşma”lardan birinde hakim beye açık açık dedim ki;
“Şu an benim bulunduğum sanık sandalyesinde asıl oturması gereken Dinç Bilgin’dir!.. Biliyorsunuz, ben, Etibank’a dikkat çeken bir yazımdan dolayı yargılanıyorum… Peki, Dinç Bilgin’in sağlam dediği Etibank şimdi nerededir?..
Bu bankadan kaç para hortumlanmıştır?..
Hortumlanan bu paralar kimlerin cebinden alınmış, kimlerin cebine pompalanmıştır?..
Hortumlanan bu parada benim de payım var, siz mahkeme heyetinin de!.. Bu parada, tüyü bitmemiş yetimin de hakkı var!.. İşin garibi; devletin üzerine binen bu borcu, millet olarak yine bizler ödeyeceğiz!..
Söyleyin hakim bey;
Etibank’ın hortumlanacağını 2 yıl önceden yazmam mı suçtur?..
Etibank nerede şimdi?..
Dinç Bilgin nerede?!?”
Hiç unutmuyorum;
Hakim bey, bu son cümleden sonra çaktırmadan gülümsemişti…
Nasıl gülümsemesin; Etibank batmış, Dinç Bilgin hapse atılmış ama; Dinç Bilgin’in “Etibank’ın çok sağlam olduğunu” iddia ederek açtığı dâvâ devam ediyor!..
O zaman Dinç Bilgin’e de söylemiştim;
“Benimle uğraşacağınıza kendinize çekidüzen verin!.. İşlerinizi düzgün yapın ki, ben de sizlerle uğraşmak zorunda kalmayayım!..”
Ama o ne yaptı?.. Başlattığı “Dâvâ bombardımanı” ile bizi “susturmayı” tercih etti!..
Bugün Aydın Doğan’ın yaptığı gibi!..
İKİ İSMİ BİRLİKTE TELÂFFUZ EDİNCE!
Ne garip tecelli değil mi;
Aydın Doğan’ın gösterdiği “teminat”ların kabul edilmeyip, mal varlığına “ihtiyati haciz” konulduğu gün, yani önceki gün Bakırköy Adliyesi’nde bir duruşmam vardı… Evet, Aydın Doğan’ın açtığı bir “ceza dâvâsı”ndan dolayı!..
Aydın Doğan, “hapsedilmemi” istiyordu!..
Dolayısıyla, “susmamı!”
Ben hapsedilirsem, ben susarsam, sanki başkaları “kral çıplak” demeyecek!..
İşin garibi;
O kadar “dandik bir mesele”den dolayı dâvâ açmışlardı ki, gülmemek elde değil!..
Hatırlarsınız… 10 Mayıs 2008 tarihli Ayna’da, bir “eleştiri” yapmıştım… Çünkü, o günlerde, “Vakit’e saldırı kampanyası” başlatan Hürriyet, kendisinden “görüş” aldığımız Prof. Dr. Süleyman Uludağ’ı diline dolamış, “Vakit gazetesinin görüş aldığı Prof. Dr. Süleyman Uludağ…” deyip, onun bir “kitabından” alıntılar yayınlıyorlardı… Böylece, “bir taşla iki kuş” vurduklarını sanıyorlardı… Yani, Vakit’e saldırırken, Prof. Süleyman Uludağ’ı da aşağılamaya çalışıyorlardı!..
Ama, bizim elimiz armut toplamıyor tabiî…
Bu “saldırı”ya şöyle cevap vermiştik;
“‘Senin hedefin Süleyman Uludağ mıdır, Vakit mi?’
‘Uludağ’ ise, araya Vakit’i sokuşturmanın âlemi ne?
Yoook;
Hedefin Vakit ise, Prof. Dr. Süleyman Uludağ gibi bir ilim ehline niye saldırıyorsun?..
Diyelim ki, amacın ‘Süleyman Uludağ’ın kitabı’na saldırmak!.. Tamam, saldır saldırmasına da, ‘O kitabın aynısı’nı bir zamanlar okuyucularına kupon karşılığı ‘promosyon’ olarak veren sen değil miydin?..
Dahası, o kitabı ‘Büyük Klasikler’ olarak takdim eden ve bir anlamda Hürriyet okurlarını gaza getiren sen değil misin?..
Aradan geçen yıllarda ne değişti ki; o zamanlar ‘Büyük Klasikler’ olarak, ‘500 bin okuyucu’na övgüyle sunduğun kitap, bugün birdenbire ‘tu kaka’ oluverdi?..”
İşte bunu deyip, eklemiştik;
“Vakit’in görüş aldığı insan, sadece Prof. Süleyman Uludağ değil ki!..
Biz, ‘gündemdeki konu’ya göre, ‘konunun uzmanı’ veya ‘muhatabı” olan hemen herkesten ‘görüş’ alırız!..
Okşan’dan da görüş alırız biz, Sisi’den de...
Hatta Aydın Doğan’dan da!..
Haaa, Okşan veya Sisi bir ‘travesti’ imiş, bizi hiç ırgalamaz!..
Demek ki, o günkü gündemde, bir ‘travesti’nin görüşlerine ihtiyaç duyulmuş!.. Ama biz, zaman oluyor, Aydın Doğan’dan da ‘demeç’ alıyoruz... ‘Hakkınızda şöyle şöyle iddialar var, ne diyorsunuz?’ diye, Aydın Doğan’a da soruyoruz... O da, yazılı veya sözlü cevaplar veriyor!..
‘Aydın Doğan’dan demeç’ alırken, ona, meselâ ‘Frikikçi patron’ demiyoruz!..”
Dâvâ konusu yazı, işte bu!..
Hani; “Okşan ve Sisi’den de görüş alırız, Aydın Doğan’dan da!” demişiz ya; vaayyy, “Aydın Doğan” ismini Okşan veya Sisi ile birlikte nasıl telâffuz edermişim!
Bu yazıdan dolayı “hapsedilmemi”, dolayısıyla “susturulmamı” istiyorlar!..
Eee, “basın özgürlüğü” nerede kaldı!..
Hani, “sansüre hayır” edebiyatı?..
“4.8 katrilyonluk vergi cezası” için “özgür basına darbe” diyen sen, benim hakkımda “hapis cezası” isterken ne yapmaya çalışıyorsun?..
Senin yaptığın da “özgür basına darbe” değil mi?.. Senin yaptığın da “sansür ve susturma” değil mi?..
Kaldı ki;
Maliye, “vergi kaçakçılığı”ndan dolayı senin “şirket”lerini hedef alıyor!..
Ya sen?.. Sen ise, “özgür bir kalem”e karşı doğrudan “sansür” uygulamaya çalışıyorsun!..
Şunu bilin Aydın Bey;
Bunları yazarken, sizden bir şey beklediğimi filan sanmayın… Sadece, içine düştüğünüz “yaman çelişki”yi gözler önüne sermeye çalışıyorum!..
Yoksa, sizi eleştirmeye devam edeceğim!..
Yazı yazmamı; hakkımda açtığı 25-30 dâvâ ile Dinç Bilgin önleyemedi ki, Aydın Doğan önlesin!..
AYDIN BEY’İN KEBAP YEDİĞİ O GÜN!
Geçenlerde de hatırlatmıştım;
Bu dünya, “etme-bulma dünyası”dır!..
Kim ne ekerse, onu biçer!..
“Öfke” ekip de “sevgi” devşiren hiç kimse yoktur!..
Demiştim ben size;
“Bugün bana, yarın sana!”
“Çalma kapımı, çalarlar kapını!”
“1 trilyon 350 milyarlık tazminat dâvâsı” veya “ceza dâvâsı” açıp, Vakit’le uğraşacağına, keşke kendi işlerini düzgün yapsan, “vergi”ni düzgün ödesen ve “katakulli” yapmasaydın!..
Aha, n’oldu şimdi?..
“Vakit’in mallarını haczettirmek” için gönderdiğin haciz memurları, şimdi senin kapına dayanacak!..
Niye?.. Çünkü gösterdiğin “teminat”ları yeterli bulmamışlar!.. “Dahasını” istiyorlar!..
Peki, n’aapacaksın?..
Ya “yeni teminatlar” göstereceksin, ya da “daralan çember”de iyice sıkışacaksın!..
Bakın Aydın Bey;
Ben “sert mizaçlı bir adam” gibi görünsem de, aslında son derece “yufka yürekli” ve “manyaklık derecesinde duygusal” biriyimdir!..
“Sulugözlü” değilsem de “merhametli”yimdir!..
Çok çabuk etkilenirim!..
“Acıma hissim” o kadar çoktur ki; bir zamanlar, hakkımda “25-30 dâvâ” açmış olmasına rağmen, düştüğü “acınası durum”dan dolayı Dinç Bilgin’e bile üzülmüşümdür!..
Hatırlar mısınız Aydın Bey;
Bir gün, odanıza çekilmiş “kebap” yiyordunuz!..
Sizi “dışarıda bekleyen” biri vardı!..
“Hapisten yeni çıkmış”tı!..
“Çok zor durumda”ydı!..
Biraz “maddî destek” isteyecekti sizden!..
Eğer maddî destek verirseniz, Sabah’ı toparlayacak, “daha güçlü bir gazete” yapacaktı!..
Artık, size “rakip” de olmayacaktı!..
“Dostluk eli”ni uzatacaktı!..
Ama siz, o anda, odanızda “kebap” yiyordunuz.
O adam, umurunuzda bile değildi!..
“Randevulu” gelmiş olmasına rağmen, hem de Dinç Bilgin gibi bir adamı “kapının dışında” bekletiyor, “buyur gel” bile demiyordunuz!..
Dinç Bilgin, süklüm-püklüm oturuyordu!..
“Kebapçı”nın girdiği odanıza, Dinç Bilgin giremiyordu!.. Kapıyı açıp, “gelin” demenizi bekliyordu!..
Ama siz, kebap yemeye devam ediyordunuz!..
Tek başınıza!..
Bu olayı duyduğumda;
Yüreğim “cızz” etmişti!..
Dinç Bilgin’e acımıştım!..
Hakkımda 25-30 dâvâ açtığı halde acımış ve “yazık” demiştim!..
“Dinç Bilgin’e yapılır mı bu?”
Ama siz, yapmıştınız!..
“Kapınızı çalan bir adam”a tepeden bakmış ve hatta elinde-avucunda ne varsa, “ölü eşek fiyatına” almaya kalkmıştınız!..
BU “HAN”DAN KİMLER GEÇMEDİ Kİ!
Eee, n’ooldu şimdi?..
Dün, kapınızdaki “aciz”lere sırtını dönen siz, bugün “haciz”le karşı karşıyasınız!..
Merak ediyorum;
Bir gün;
Siz de birinin kapısını çaldığınızda, “destek” istediğiniz patron, “kebap” yiyor olabilir mi acaba?!?
Ne demiş eskiler;
“Ne oldum deme, ne olacağım de!”
Uzun lâfın kısası Aydın Bey;
“Ne olacağınızı” hiç düşündünüz mü?..
Bakın, kapınızı çalıyorlar;
“Tak tak!.. Kim o?.. Maliye!”
İşte, şimdi de sizin için üzülüyorum!..
Ama dedim ya; eden, bulur!..
Haaa, beni hiç merak etmeyin!..
Ben, “yazmaya” devam ediyorum!..
Dün Dinç Bilgin, bugün Aydın Doğan!..
Bu “han”dan kimler geçmedi ki?!?
==================
Uzan’a gaz verenler!
Hey gidi günler hey... Bundan 6 yıl öncesinde Can Ataklı, Star televizyonunda “Kırmızı Koltuk” programını sunuyor, Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş’ı programına konuk ediyor, Vural Savaş da, daha sonraki günlerde “Cem Uzan’a destek ziyareti”nde bulunuyordu!..
Sadece Vural Savaş da değil, bugün “Ergenekon Terör Örgütü” sanığı olanların çoğu “Cem Uzan’a destek kuyruğu”na girmişlerdi!..
“Gaz” veriyorlardı Uzan’a; “Sıranı bekle!”
Çünkü, bir süre sonra “AK Parti iktidarı” devrilecek, Tayyip Erdoğan Başbakanlık’tan indirilecek, yerine Cem Cengiz Uzan oturtulacaktı!..
Sizin anlayacağınız, Genç Türkiye’yi Genç Parti yönetecekti!..
Malûm, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven!..
“Uyanık” bildiğimiz Uzan, bu “Ergenekon masalları”na maalesef inandı ve kendini bir şey zannetti!..
Eee, şimdi?.. Öyle bir “savrulma” yaşadılar ki, “sonbahar rüzgarı”nın sürüklediği sararmış yapraklar bile bu kadar savrulmazdı!.. Uzan’a gaz verenleri şimdi ara ki, bulasın!.. Allah bilir hangi deliğe gizlendiler!.. Cem Uzan deseniz; Türkiye’yi terketmekle kalmadı, Fransa’ya “sığındı!”
Şunu söylemeye çalışıyorum:
“Gaz verenler”e aldanıp da kendini bi matah zannedenler, “kullanıldıklarının” farkına varmazlar!..
Cem Uzan, herkese ibret olsun!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT