1. YAZARLAR

  2. Beril Dedeoğlu

  3. Avusturya’dan ders almak
Beril Dedeoğlu

Beril Dedeoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Avusturya’dan ders almak

A+A-

Avusturya’daki seçim sonuçları, üzerinde uzun uzun düşünmeye değecek kadar geniş bir arka plana sahip.

Yaklaşık bir buçuk yıldır koalisyon hükümetiyle yönetilmeye çalışılan ve sonunda yönetilemeyen Avusturya, AB’nin en zengin, esasen en az derdi olan ve az nüfuslu ülkelerinden birisi. Temel sorunlarından birisi ‘göçmenler’ ve içerdeki yabancılar olsa da, meselenin ekonomik daralma kaynaklı bir zemini bulunuyor. Bu zeminin yeniden düzenlenememesinin sorumluluğunu başkalarında arayanlar, seçmenleri ikna etmiş görünüyor. İkinci Dünya savaşından beri Avrupa’daki en yüksek aşırı sağ oranı artık Avusturya’da. Eski Nazilerin kurduğu Özgürlük Partisi ile yeni Hitler diye anılan Haider’in liderliğindeki Avusturya’nın Geleceği için Birlik Partisi’nin toplam oyları % 30’a ulaştı. Halk Partisi, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller ise, ciddi oranda oy kaybına uğradılar.

Avusturya’daki alışılmış refahın sürdürülememesi endişesi ile sosyal katmanlar arasındaki dengenin sağlanamaması, aşırı sağ partiler tarafından iki temel nedene bağlanarak açıklanıyor. Bunlardan biri ve esas sorumlu olarak AB gösteriliyor. Brüksel merkezli kararların Avusturya’yı boğduğu, merkezi ekonomik düzenlemelerin hatta Avusturya’ya göre fazla liberal olan modellerin yapısal sorunlar oluşturduğu ileri sürülüyor. Dolayısıyla hayat pahallılığı ve işsizlik eğiliminin sorumlusu olarak AB gösteriliyor. Sekiz milyonluk Avusturya, ortak pazarın dışında kalsa daha iyi olacak mıydı, bunun hesabı yapılmadan seçmene Avusturyalıların ‘dış düşman’ı olarak AB gösteriliyor. Tabii bu durumda AB’nin insan hakları, eşitlik, adalet gibi kavramları da bu düşmanlık algısının içinde olumsuz bir yer bulabiliyor. Bu eğilim Avusturya’da kendisini aşırı sağda ifade ederken bazı ülkelerde sosyalist, sosyal demokrat, halkçı parti gibi partilerde pekálá görülebiliyor, hatta resmi politika bile olabiliyor.

Aşırı sağ partilerin oy toplarken hasatından yararlandıkları ikinci tarla ise ‘yabancı’lar, yani iç düşmanlar. Yabancı derken Türkler daha doğrusu Müslümanların en yabancı sayıldığı hatırlatılmalı. Sosyal ve ekonomik sorunların büyük ölçüde koyu tenli yabancılardan, dini ve etnik kökeni çoğunluk olduğu varsayılandan farklı olandan kaynaklandığına toplumu inandıran aşırı sağcılar, özlerine dönerek Alplerin beyaz Avusturya ülkesini kurmayı vaat ediyorlar. Halk da oy veriyor. Bu arada, bu politikalarını göçmenleri de korumak için yaptıklarını ileri sürüyorlar. Yani ayrımcılığa maruz kalmamak için ya Avusturyalılaşacaklar ya kendilerine başka yurtlar arayacak ya da köken ülkelerine geri dönecekler. Ya sev ya terk et gibi. Ne yazık ki bu eğilim de başka ülkelerde sadece aşırı partilerde görülmüyor. Neredeyse devletlerin resmi ideoloji olarak benimsenmiş ve kabullenilmesi emredilmiş ‘farklılık yok’ anlayışının her siyasal partide gözlendiği ülkeler var.

Aşırı milliyetçilik Avrupa, Avusturya ve Avusturya’daki ‘öteki’ler için tehlikeli bir tırmanışta. Bu duruma gelinmesinde gayet tabii sosyal demokratların ve hükümet uygulamalarının sorumluluğu çok büyük. Bununla birlikte ne yapılmadığında ne tür sonuçların ortaya çıktığını görmek bakımından Avusturya iyi bir örnek. Böyle giderse, Türkiye’nin girmek için uğraştığı AB’ni ilk terk eden Avusturya olabilir. Hani insanın, ‘onlar çıksın biz girelim’ diyesi geliyor; geliyor gelmesine ama acaba benzer eğilimler Türkiye’de yok mu ve benzer hatalar yapılmıyor mu diye sorası da geliyor. Avusturya’daki ‘öteki’ler için endişe duyanların kendi ‘öteki’leriyle yüzleşmemesi halinde, kendileriyle hesaplaşmak zorunda kalacakları ortada.

Avusturya gerçekten izlenmesi gereken bir örnek.

Star

YAZIYA YORUM KAT