1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Avrupa’da Anti-İslamizm ve İslamfobi; Korku mu, Nefret mi?
Avrupa’da Anti-İslamizm ve İslamfobi; Korku mu, Nefret mi?

Avrupa’da Anti-İslamizm ve İslamfobi; Korku mu, Nefret mi?

Müslümanlar heryerde olduğu gibi Avrupa’da da ilk etapta kendi kimliklerini oluşturmak zorundadırlar. Zaman ve mekan tanımayan bir İslami kimlik Müslümanı koruyacaktır.

A+A-

Murat Kurt

Avrupa’da Anti-İslamizm ve İslamfobi; Batı Korkuyor mu Yoksa Nefret mi Ediyor?

Müslümanlar tarihte yüzyıllardır Batı-Hristiyan dünyasının şiddet uygulamalarına sürekli muhatap olmuşlardır. Batı dünyasının farklı projeler çatısı altında Müslüman toplumları yeniden şekillendirme meselesi yeni bir mesele değildir. Tarihe bakacak olursak, Avrupa’nın İspanya’sında müslümanların 15. ve 16. yüzyılda tedhiş, zulüm ve sürgün hadiselerinin kökünü belki 1311-12 yıllarında Papa V. Clemens isteği üzere Viyana’da toplanan Konsil’de bulmak mümkündür. Hristiyan topraklarında yaşayan Müslümanların dini gayeler üzere bir araya gelmeleri ve camilerinin minarelerinden ezan okumaları sorun olarak ele alınmış ve halen aktüalitesini yitirmemiş şöyle bir tartışma gündeme gelmiştir: Müslümanların din değiştirmelerini sağlamak için alternatif yolların aranması, din değiştirmeyi düşünmeyenlerin ise örnek teşkil edecek cezalara çarptırılması konusunda prenslere baskıları artırmaları emrinin verilmesi.(1) Söz konusu gelişmeler modern Avrupa’nın oluşumunda son derece önemli açılımlara yol açmış ve İslam dünyasına mesaj vermiştir.

Batı her zaman kendisini tarihin merkezinde görmüş, insanlığın son tekamül aşaması olarak tanımlamış, ahlaktan bilime her şeyin en iyisini ve doğrusunu kendisinin yaptığına inanmıştır. Afrika kıtasının, Latin Amerika’nın ve son olarak da İslam dünyasının evrim sürecinin alt basamaklarında kalan topluluklar olduğunu “medenileştirilmeye” muhtaç, dolayısıyla sömürülmeyi hak eden ilkel topluluklar olarak bakmıştır. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin sarf ettiği “Batı uygarlığı İslam’dan daha üstündür onun için Batı, yani üst kültür olarak müslümanlara öğretmeliyiz” sözü nereden ve nasıl bakıldığını görmek için önemlidir. Avrupa'nın en özgürlükçü ve en demokrat ülkelerin bilinen Danimarka Kraliçesi II. Margrethe ise 2005 yılında şöyle diyebilmiştir: “Son yıllarda küresel ve yerel düzeyde İslam’ın meydan okumasıyla karşı karşıyayız. Ciddiye almamız gereken İslam’ın bu meydan okuyuşunun uzun süredir bu şekilde sürüp gitmesinin sebebi bizleriz, çünkü İslam’a karşı sürekli hoşgörülü davrandık. Artık İslam’a karşı muhalif olduğumuzu göstermeli ve bu konuda zaman zaman bize karşı bir takım suçlamaların atfedilmesi riskini de göze almalıyız.“

Kitapları yakan daha sonra insanları da yakar.!

ABD’de bir rahibin geçen senelerde toplu olarak Kur’an yakma eylemi tepki toplasa da bu tür eylemlerin hukuki olarak engellenmesi güç idi. İfade özgürlüğü kapsamı adı altında Müslümanlara hakaretler yağdırılmakta ve bu tür ırkçı eylemlerle müslümanlara karşı toplumun şiddete başvurması meşrulaştırılmakta. Yine tarihe bakacak olursak, Monarşi ile beraber hareket eden İspanya’nın Toledo Başpiskoposu Gonzales Ximenez de Cisneros tarihten okuduğumuza göre Endülüs müslümanlarının zorla din değiştirme eylemlerinin uzun sürdüğünden memnun kalmayarak kitlesel vaftizlerin yapılmasını emretmiştir. Tarihte ifade ve din özgürlüğü diye bir şey tanımayan Batı şimdilerde ise Müslümanların kutsal kitabının yakılmasını “özgürlük“ olarak değerlendirmektedir. Cisneros şehirlerde hristiyan olmayan kimsenin kalmamasını ve bütün camilerin kiliseye çevrilmesi emrini verdikten sonra Kuran ve diğer Arapça kitapları yaktırtmış ve müslümanlara karşı halkta kin ve nefret duygularının doğmasına neden olmuştur. Almanya’nın en meşhur edebiyatçılarından biri olan Heinrich Heine bu konuyu 1821’de yazdığı “Almansor“ trajesinde gündeme almış ve karakterlerine şöyle dedirtmiştir:

Duyduk ki vahşi Ximenes Gırnata meydanında

Dilim söyleyemiyor;

Kur’an’ı ateşlerin içine atmış!

Orada oynanan oyunun başlangıcı idi,

Kitapları yakan

Sonunda bir gün insanları da yakar!(2)

Heinrich Heine sanki geleceği görmüşçesine karakterlerine anlattırdığı olayı Almanya çok geçmeden Hitler döneminde yaşadı. Kitaplarla alev alan ateşe başta yahudiler olmak üzere çingeneler ve diğer muhalifler atılarak yakıldı. Sinagog ve kutsal mekanlar tahrip edildi ve bir kaç gün içinde çoğu yerde küller kaldı.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT