1. YAZARLAR

  2. Madeleine Bunting

  3. Avrupa ırkçılığa özgürlük peçesi giydiriyor
Madeleine Bunting

Madeleine Bunting

Yazarın Tüm Yazıları >

Avrupa ırkçılığa özgürlük peçesi giydiriyor

A+A-

Fransa'daki peçe yasağını özellikle rahatsız edici kılan şey, Avrupa'da görülen belirli bir paranoya şablonuna uyması. 'Yaşam tarzımızı korumak' adına kimliğimizi dayatarak 'ya sev ya terk et' demek ırkçılıktır. Kadınların, cinselliği her yere yayan Batı kültüründen uzak durma hakkı korunmalı.

İnsanın tüylerini diken diken ediyor. Fransız parlamentosunun alt kanadı, kamusal alanda yüzü de örten İslami giysiyi yasaklayan yasayı kabul etti. Fransız danıştayının böyle bir yasağın anayasal hakları ihlal edeceğine dair uyarıda bulunduğunu ve önleme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde meydan okunabileceği düşünülürse, bu sıradışı kararın diğer kanunların yayında yerini alamayabileceğini umabiliriz. Belçika ve Fransa da peçeyi yasaklamayı düşünüyor. Fransa’daki kararı bu kadar rahatsız edici kılan şey, Avrupa’da ortaya çıkan belirli bir paranoya şablonuna uyuyor olması.
Peçe tartışması, az sayıda kadını kıyafetleri temelinde teşhir edip küçük düşürmeyi meşru kılıyor. Fransız politikacılar vücudu ve yüzü tümüyle örten giysiyi ‘ayaklı tabut’ diye niteledi; internet yorumlarında ‘battaniye altına saklanmak’ veya ‘kafanızda bir kağıt torbayla dolaşmak’ gibi hakaretler ve alaycı ifadeler kullanılıyor. Fransa’da, beş milyon Müslüman arasından sadece 2 bin kadının yüzlerini burka veya peçeyle örttüğü tahmin ediliyor. Verilen yanıtsa tümüyle orantısız.
Açık konuşalım: Peçe ve burka mütevazı giyime dair İslami yükümlülüklerin aşırı yorumları; bu giysilerin kullanımını savunan pek az sayıda İslam âlimi var ve pekçoğu kadınları bunları giymemeye teşvik ediyor. Bu giysiler Batı kadar birçok Müslüman kültüre de yabancı. Ve evet, bazı kadınların kocaları veya babaları tarafından tümüyle örtünmeye teşvik edildiği, hatta zorlandığı vakalar var. Fakat genellemeler geçersiz. Giderek artan sayıda genç kadın, kimliklerinin güçlü bir ifadesi olarak gördükleri burkayı giyiyor.
Devletin kamusal alandaki giyim kurallarını denetlemek için bütün ağırlığını koyması, devlet gücünün genelde bireye mahsus addedilen bir alana görülmemiş biçimde genişletilmesi anlamına gelir. Bir miktar giyinmeniz koşuluyla, Batılı kamusal alan herkese açıktır ve bu durum Avrupa başkentlerinde çarpıcı biçimde görülür. Ufacık mini etekli kadınlar, otobüslerde sari veya Asyalı tarzı pantalon üzerine tunik giymiş diğerleriyle yanyana oturur. Giyimle ifade edilen bu kültürel kodların hiçbiri devletin işi olarak görülmez. Görülmemeli de. Batı’da kamusal alan kentsel hoşgörü kültürünün oluşması açısından hayatidir; burası, yabancıların bazen coğrafi alandan başka hiçbir şeyi paylaşmadığı bir yerdir.
Bu tartışmanın içine işleyen ırkçılığı görmek zor değil. Bu, ‘kendi yaşam biçimimizi’ korumak adıyla kimliğin dayatılması anlamına geliyor ve bir tercihi zorunlu kılıyor: Var mısın, yok musun? Ya sev ya terk et. Fakat bu tür tercihler güvenilemezlikleriyle ünlüdür. Bizim yaşam biçimimizin tam manasıyla nasıl bir şey olduğuna kim karar verecek?
Britanya’da peçenin yasaklanmasını öneren Muhafazakâr vekil Philip Hollobone, ‘sokakta insanlara gülümseyip merhaba demenin’ Britanyalı hayat tarzının parçası olduğunu söyledi. Ülkede kaç sokak bu pembe nostaljiyle uyuşuyor? Bu durum, siyasetçilerin idealize edilmiş bir geçmişi yeniden hayata geçirmeye çalışan yasalar çıkarmasının saçmalığını ifşa ediyor.

‘Sanal kimliksizlik’ çağında ironik
İroni şu: Bu yasaklar daha çok sayıda insanın internet üzerinden kimliklerini açık etmeden ilişki kurmaya her zamankinden çok vakit ayırdığı bir zamanda, kimlik ve yüze yönelik bir saplantıyı ortaya koyuyor. Estetikle yüzlerimizi değiştirebiliyoruz veya sanal hayatımız için tümüyle yeni bir imajı benimseyebiliyoruz. Kentsel kamusal alanda dolaşan çoğu insan göz göze gelmekten tümüyle kaçınıyor. Bununla birlikte, bu yasakları savunanlar yüzün gösterilmesinin etkileşim için hayati önemde olduğunda ısrar ediyor.
Küçük bir azınlık da olsalar bazı kadınların, Batı kültürünün her tarafa yayılmış seksüalizasyonunu niçin rahatsız edici bulduğunu ve bu durumdan uzak durduklarını giysileriyle göstermeyi isteyebileceğini anlamak zor değil. Kendilerine ‘beğenilmeyen’ veya ‘arzulanan’ diye not verecek Batılı gözlerin yüzlerinde gezmesini istemiyorlar. Fakat Fransa’daki erkek siyasetçiler (parlamentonun alt kanadındaki vekillerin yüzde 20’den azı kadın) bu tercihi ortadan kaldırmayı seçti. Fransız politikacılar kadınların tümüyle örtünmekten özgürleştirilmesi gerektiğini savundu. İnsanları özgür olmaya zorlamanın uzun ve sönük bir tarihi var. Fakat çeşitli dönemler defalarca kendi önyargılarıyla körleşmiş ve özgürlüğün asla dayatılamayacağını unutmuştur. (15 Temmuz 2010)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT