Avcı 'kahraman' olma niyetinde

01.10.2010 08:12

Adem Yavuz Arslan

Hanefi Avcı'nın kitabı gündem belirlemeye devam ediyor. Kitap yazıldığında medyanın bir kesimi 'yaşasın cemaate çakacak bir malzeme bulduk' deyip atladı.

Düne kadar uzak durdukları Avcı'ya sarılıp 'efsane' ürettiler.

Doğrudur, Avcı emniyette bir ekoldür, hatta efsanedir. Fakat onu efsane yapan da çetelerle mücadelesi ve 28 Şubat'taki duruşuydu.

Bugün ise bambaşka bir tablo var. Oluşturulan havaya bakarsanız 'Avcı cemaatle ilgili bir kitap yazdı, başına gelmeyen kalmadı.'

Peki gerçekte öyle mi? Avcı kitabı yazdığı için mi bunlar başına geliyor yoksa başına gelecekleri gördüğü için mi kitap yazdı?

Bu sorunun cevabını bulabileceğimiz üç ana kaynak var. Birincisi kitap, ikincisi basına yaptığı açıklamalar, üçüncüsü de mahkeme safahatındaki sorular.

Sadece kitabı incelemek bile sorunun cevabını bulmaya yetiyor. Daha önce detaylı analiz ettik. Kitap iki bölüm; birinci bölümü anılar, ikinci bölüm cemaat.

Birinci bölüm her emniyetçinin yazacağı türden. Çarpıcı bölümleri var. İkinci bölüm ise sanki 'sonradan eklenmiş' gibi.

Üslup farkları dikkat çekici. Hatta Avcı'nın kitapta da üstü kapalı yazdığı şekliyle ikinci bölüm hazırlanırken bazı gazetecilerden ciddi destek almış. (syf 464, 472, 473, 509, 556.)

O meslektaşlarımızı da tahmin etmek zor değil.

Avcı'yı cemaatle ilgili bir şeyler yazmaya iten 'arkadaşım' dediği ve örgüt üyeliğinden tutuklanan Nejdet Kılıç'ın dinlendiğini öğrenmesi.

 Tabiri caizse orada 'kırılıyor.' NTV'deki ifadesine göre herkese durumu anlatıyor fakat çözüm bulamayınca kitabı yazıyor.

İşin püf noktası burada. Avcı, söz konusu iki telefonu Mart 2009'da alıyor. Nejdet Kılıç'ın mahkeme kararıyla dinlenilmeye başlanması 7 Kasım 2009. Avcı dilekçeleri Ocak 2010'da vermiş. Kitabın piyasaya çıkışı ise Ağustos 2010. Dediği gibi komplo olsa kitap çıktıktan sonra örgüt bağı bulunmaya çalışılırdı.

Eğer Avcı, Kılıç'ın dinlendiğini görmeseydi bu kitap 'anılardan ibaret' kalacaktı.

Kılıç'ın dinlenmiş olması Avcı'yı çileden çıkarmış çünkü yasak aşkı ortaya çıkıyor.

Sonrası herkesin malumu. Önce 'beni yasa dışı dinlediler ' diyerek herkesin hassas olduğu bir alandan girdi. Oysa yasal takipte tesadüfen dinlemeye takılmıştı.

 Açıklamalarını zekice kurguladı. 'Devrimci Karargah uyduruk bir örgüt' diyerek soruşturmanın altını boşalttı.

Kitabında kimsenin duyarsız kalamayacağı iddiaları sıralayıp 'cemaatin kendisine cehennemi yaşatacağını' söyledi. Hem yasak aşkını kamufle etti hem de bir terör örgütüne yardım yataklık etmesini unutturdu.

Gitmezse zorla götürüleceğini bildiği halde ısrarla savcıdan kaçarak kendini zorla gözaltına aldırdı. Her aşamada medyayı bilgilendirerek de 'mağdur' rolünü oynadı. Hapse atılmak için çaba sarf etti. Bir yandan da savcıları 'simon' olmakla suçlayıp hukuki süreci de tartışılır hale getirdi.

Bulunacağını bile bile sahte pasaportları evde bıraktı. Normalde emniyetçilerin yurtdışı görevi yoktur. Bu yetki MİT'te. Ayrıca emniyetçiler yurtdışı göreve hizmet pasaportu ile gider. Eğer bu bir kamu görevi içinse açıklanmak zorunda.

Avcı böylece 'mağdur' imajına katkı sağlamış oluyor. Böylece gönül ilişkisini ve terör örgütüne yardım ettiğini unutturuyor.

Bir yandan da cezaevinden 'kahraman' olarak çıkmaya çalışıyor.

Seçim temmuza kalacak gibi

Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz hafta sonu seçimin 'okullar kapanmadan bir ay kadar önce' yapılabileceğini söylemişti. Yani 17 Temmuz 2011'de yapılacak seçimler haziran başı ya da mayısın son haftasında yapılacak(tı).

Fakat bazı teknik ayrıntılar ve hukuki tartışmalar seçimi temmuz sıcağına bırakabilir.

Şöyle ki; 17 Temmuz 2011 seçimin yapılabileceği son tarih. Seçimin mutlaka bu tarihten önce yapılması gerekiyor.

Hükümet seçim kanununda değişiklik yaptı; düzenleme de 10 Nisan'da yürürlüğe girdi. Yeni yasa özellikle seçim güvenliği için hayati öneme sahip.

Artık polis ve jandarma sandık başına kadar nezaret edebilecek. Sandıklar şeffaf olacak, oy kabinleri kurulacak.

Seçim kanunundaki değişiklikler bir yıl içerisinde uygulanamadığı için bu değişikliğin yürürlük kazanacağı tarih ise 11 Nisan 2011.

Burada yeni bir tartışma başlıyor. Eğer Yüksek Seçim Kurulu; bu süreyi seçim tarihi ile seçim takvimi arasında farklı yorumlarsa işler değişiyor.

Çünkü YSK seçim tarihini baz alırsa seçimler 11 Nisan 2011 sonrası herhangi bir tarihte olabilir. Fakat seçim takvimini baz alırsa 11 Nisan'a 90 gün ekleneceği için seçimler 17 Temmuz'a kalıyor.

Bu durumda hükümet seçimi bir ay kadar öne çekmek isterse seçim kanunundan feragat etmek zorunda kalacak.

AK Parti seçim kanunundaki değişikliği uygulamak istiyor. Fakat YSK seçim kanunundaki düzenlemeler için seçim tarihini değil de seçim takvimini baz alırsa yaz sıcağında seçime gidebiliriz.

İşin uzmanları YSK'nın seçim tarihini baz alması gerektiğini söylüyor. Fakat YSK daha önce birçok kararında kanunları farklı yorumlamıştı. Bu kez de olursa şaşırmamak lazım.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim