1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Ateşkesin Gölgesinde Ateş
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Yazarın Tüm Yazıları >

Ateşkesin Gölgesinde Ateş

A+A-

Moskova’da ilan edilen ateşkeste IŞİD ve Nusra Cephesi’nin müstesna tutulmasının gerçekte IŞİD’e karşı savaşı sürdürme değil ihtiyaç duyulduğunda saldırabilmek için bir açık kapı bırakma amacı taşıdığını daha önce muhtelif yazılarımızda dile getirmiştik. Nitekim Cenevre’de muhalif tarafın hizaya sokulması yani katil Beşşar’ın iktidarının devamına ikna edilmesi konusunda istenenin alınamaması üzerine saldırılar yeniden başladı. Bahane IŞİD gerçek hedef ise Beşşar sultasını istemeyen sivil halk ve direnişti. 

Hazırlanan raporlar ve ortaya konan rakamlar da işgalcilerle onların himayesi altında saltanatını sürdüren katil Beşşar Esed’in ateşkes maskesinden yararlanarak gerçekleştirdiği katliamların ateşkes ilanı öncesine nispetle daha fazla olduğunu gösteriyor. 

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın yayınladığı son rapora göre Esed güçleri ve onu himaye için Suriye’de bulunan işgal güçleri ateşkes ilanından sonra gerçekleştirdikleri saldırılarda varil bombaları kullanmaya devam ettiler. 

Rapora göre 2016’nın ilk altı ayında toplam 6016 varil bombası atıldığı tespit edildi. Yani aylık ortalama bin varil bombası. Sadece Haziran ayında atılan varil bombası sayısı ise 1506’yı yani aylık ortalamanın bir buçuk katını bulmuş. Bu da göstermelik ateşkes maskesi kullanılarak gerçekleştirilen saldırılarda ateşin çok daha fazla yağdırıldığını gösteriyor. 

Varil bombalarıyla gerçekleştirilen katliamlarda 185 sivilin katledildiği onların da 54’ünün çocuk 26’sının kadın olduğu raporda ifade ediliyor. 

Varil bombalarının neden olduğu maddi hasarı tespit etmek ise şimdilik mümkün değil. Sadece çok büyük miktarda hasar olduğu söyleniyor. 

Burada dikkat çeken bir husus varil bombalarıyla yapılan saldırılarda da öncelikli hedeflerin insanlara hizmet temin etmeye çalışan merkezlerin ve kurumların olması. Bu da saldırıyı gerçekleştirenlerin insanî değerlerden tamamen soyutlanmış olduğunu göstermesi açısından düşündürücü. 

Varil bombalarıyla yapılan saldırılarda camiler başta olmak üzere dinî hizmetlerde kullanılan merkezler de öncelikle hedef alınıyor. Bunun sebebi ise oraların vurulması durumunda daha çok insanın katledileceğinin düşünülmesi. Bu tutum da saldırılarda yıldırma politikasından ziyade toplu imha politikasının öne çıktığını ve tam anlamıyla bir insan avcılığı yapıldığını gösteriyor. Böyle bir politikanın izlenmesi de saldırganların sahip olduğu vahşi ruhu açığa çıkarması açısından dikkat çekici. 

İnsanları toplu halde katletme politikası okulların da özellikle hedef seçilmesinde kendini gösteriyor. Yani toplu imhada küçük büyük ayrımı yapılmıyor. Mümkün olduğu kadar çok sayıda insanın katledilmesi amaçlanıyor. Okullar da bu açıdan onlar için önemli hedefler arasında yer alıyor. 

Sosyal kurumlar içinde baş sıraya konanlar ise sağlık kurumları. Çünkü katiller buraları vururken, öbür tarafta saldırılarına hedef olmuş ama yaralı olarak kurtulmuş insanların canlarının kurtarılması için verilen hizmetleri engellemeye yani buraları hedef alırken bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyorlar. Hem katlediyorlar hem de başka yerde vurulmuş ama katledilememiş insanların kurtarılması çabalarına engel oluyorlar. 

Sağlık kurumlarının öncelikli hedef seçilmesi doğal olarak bu alanda hizmet verenlerin sahayı terk etmesine yol açıyor. Çünkü başkalarının canlarını kurtarmaya çalışırken kendi canlarını tehlikeye atabilenlerin sayısı çok değil. Bu alanda çalışan kişi elbette bir insan olarak insana değer veriyor ve hizmet etmek istiyor. Ama bir yandan da hayatta kalmayı, mümkün olduğu kadar uzun süre bu hizmeti sürdürmeyi arzuluyor. Doğrudan hedef alındığı, hayatının yüzde yüz riskle karşı karşıya olduğu noktalarda hizmet vermekten doğal olarak çekiniyor. Halep’te hizmet veren son çocuk doktorunun bir sahra hastanesinin vurulması olayında öldürülmesi haberi sanıyoruz henüz zihinlerden silinmemiştir. 

Özetle söylemek gerekirse Suriye’de bütün insanlığın sessiz kalmaktan dolayı utanç duyması gereken korkunç bir savaş veriliyor. Bütün bu korkunç saldırıları uzaydan gelenler düzenlemiyor. Onlar daha önce de bu dünyada yaşıyorlardı. Hatta biz onları insan sanıyorduk. Meğer ki değillermiş. Biz bunlara canavar desek canavarların zoruna gider. Ne diyeceğiz öyleyse bu yaratıklara?

Yeni Akit

YAZIYA YORUM KAT