1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Atatürk’süz Atatürk...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Atatürk’süz Atatürk...

A+A-

Beş altı yıl oluyor, bir vesileyle Konya’ya giderek bir hafta kadar kalmıştık... Bakkal vitrinlerinde yer alan bakkalcıların kendi el yazısı ile yazılmış köfte ilanları dikkatimi çekmişti.

Bir kilo İnegöl köftesi, İkibuçuk milyon...

Karı koca bu köftesiz köfte icadına bayılmıştık... Bilahare gazetelerde okuduk. Konya Belediyesi halk yararına çalışan bu icadkar mucidleri ödüllendirmek istemiş ve cümle bakkaları birer plaket ile onurlandırmıştı...

Şimdilerde de yumurtasız omletçilere nazire köftesiz köftede kilosunun iki liraya yok sattığı vatan köşesi Bursa... Tane hesabıyla satış yapan bakkalcı dükkanları da var... Yüz köfte elli kuruşa sebil gidiyor...

¥

Atatürk’süz Atatürk de, Türkiyelinin kendine has mucitliklerinden birisidir... Bu icadın daha derli toplu ve mantıklı ifadesi şöyle olmalı.

Atatürk’süz atatürkçülük...

Bu niteleme nereden geliyor derseniz, laiksiz laiklikten... Açalım isterseniz...

Atatürk denildiğinde ilk akla gelen laiklik oluyor, cumhuriyet oluyor, çağdaşlık oluyor, aydınlanma oluyor, vs., vs. oluyor...

Cami imamlarının devlet memuru olması, laikliği, laiksiz laikliğe çeviriyor. Bütün dünyanın ittifak ettiği, Atatürk’ün atatürkçülüğe basan iki muhkem ayağından birinin cumhuriyet diğerinin de laiklik oluşu...

İmamlar taşıdıkları devlet memuru sıfatı sırtlarında, memur grevlerine katılarak devletin şimendifercileriyle, öğretmenleriyle, hastane doktor ve müstahdemleriyle ve hatta tayyarecileriyle birlikte devlet hizmethanelerinin kapısını halka kapatınca, kitap okuyanlar bir de bakıyorlar ki, kanuni veya kanunsuz, bu hengame anaforunda laikliğin de ipi kaçmış...

Laikliğin olmadığı yerde, Atatürk de yer almaz... Atatürkçülük Atatürk’ten mülhem ise, o zaman ortaya çıkan, özsüz özsüzlük olur. Yani,

Atatürk’süz Atatürk veya Atatürk’süz atatürkçülük...

¥

Şimdi durduk yerde al sana bir bayram tartışması... Diyecekler ki, ‘Müslümanlıkta grev olur mu, hele hele imam kişiye, para pul adına mihrap kaçkınlığı yakışık alır mı’...

Şurasını gözden kaçırmayalım. Düzenimiz laiktir. Öğretmene yakışan, tapu katibine yakışan, maliyenin dosya memuruna yakışan, laik hukuk düzeninde devletin imamına da yakışır. İmamların diğerlerinden nesi eksik, boynuzu kulağı mı...

Aslında imamlar, mihrap kaçkınlığında, sendikal görevlerini İLO kriterlerine göre tam yerine getiremediler...

Camiler, şeriattaki yeri ayrı, laik devletin hizmet üreten çeşitli işkollarından birisinin hizmet birimleridir. Müftü efendileri sanıyor musunuz kendi başlarına buyrukturlar... Onlar da, işveren devletin vekili sıfatıyla imamların bir üst sırasında, birer emir kulu olarak puantörlük yapan kamu çalışanı...

Şimdi bir işyerinde greve kalkışılmış, önlükler giyilmiş davul zurnalar da peşreve başlamış ise, grev gözcüleri gözlerini dört açarlar.. Bizim imamlar, bu işlerin daha çaylaklık safhasında bulunuyorlar. Pişmek için bir fırın ekmek yemeleri gerekiyor... Bakıyoruz imam işçi, gömlek giyip grev gözcülüğüne soyunmuş, amma grev kırıcılarıyla gül şeker... Tecrübesizlikten...

Olur mu yahuuuu...

Bir yoğurthanede grev yapılsın da, işveren kalkıp dışarıdan grev kırıcı işçi getirip yoğurt çanaklarına maya çaldırsın... Oluk oluk kan akar...

Grevci imamlar ise, boş bıraktıkları mihraptaki yerlerini cemaat arasından dolduran grev kırıcı kişilerin arkasında amin çekmişler...

Atatürk’süz atatürkçülüğün sırrına eremiyenler, grev kırıcılığına alkış çektirten grevciliğe de akıl erdiremezler...

¥

Türkiye bir acaip memleket... Eşitsizliğin eşitliği de burada... Danıştay eşitlikte eşitsizlik bulmuş ve sanat mekteplerini bitirenleri ömür billah destere çekiç kullanmaya mahkum etmiş... Aralarından çıkabilecek nice sürgülü hesap cedvelini, takeometre, neşter ve osilaskop kullanıp termodinamiğin umanında sinüs kosiniüs küreklerine asılabilecek kişileri mahrecinde boğuntuya getirmiş...

Eşitsizliği eşitlemek veya, eşitliği eşitsizlemek için...

Geçen akşam da Ataol Behramoğlu, bu acaipliklere bir eklemede bulundu...

Ailesinin ve kendisinin pek dindar olmadığını, yatak odalarında Kur’an’ı Kerim asılı ise de okuyanın bulunmadığını söyleyen bir marksist kişi olarak, şu meşhur 367 için ilginç bir meşruiyet tanımlaması yapmıştı...

Hukuk için bir buluş...

Sallasan icad sahibi mucidlere değecek amma, gel velakin Türkiye,

Neyse daha ileriye gitmeyelim, mal meydanda...

Bayramsız bayramlarınız kutlu ve mutlu olsun...

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT