1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Atatürk ve Din Üzerine…
Atatürk ve Din Üzerine…

Atatürk ve Din Üzerine…

Hanioğlu: Atatürk’ün din alanındaki fikirleri 19. yüzyıl bilimciliğinden etkilenmişti. Dönemin Sovyet liderlerinden farklı olarak dini ıslah etme fikrini savunuyordu ve bu, siyasi programının ayrılmaz bir parçasıydı.

A+A-

Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Programı Direktörü ve Türk Araştırmaları Bölümü Başkanı. Yakın dönem Osmanlı tarihi alanında dünyada bir numara. Özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınıyor.

Princeton Üniversitesi yayınları arasından İngilizce olarak yeni çıkan “Atatürk: An Intellectual Biography” (Atatürk; Entelektüel bir biyografi) çalışması ise çok önemli bir ilk çalışma. Kitap, Atatürk’ü çevresinden bağımsız bir 'mucize' olarak anlatmak yerine, tarihi bir çerçevenin içine yerleştiriyor ve onun fikrî yanını etkilemiş olan akım ve düşünürlerle birlikte Osmanlı'dan çağdaş Cumhuriyet'e geçişin izini sürüyor.

Atatürk: An Intellectual Biography, Türkiye’nin içinde debelenip durduğu bir fikri patinajdan, kültleştirilmiş Atatürk ve Kemalizm tartışmasından çıkmasına, bu alanda ihtiyaç duyduğu güvenilir kaynağa sahip olmasına ve elbette bir büyük boşluğu doldurmasına yardımcı olacak nitelikte. Türkçeye bir an evvel çevrilmesi ise zaruri.

Şükrü Hanioğlu ile biz de Atatürk’ün entelektüel dünyasının nelerden ve nasıl oluştuğunu konuştuk.

RÖPORTAJ: FADİME ÖZKAN

İngilizce olarak yayınlanan “Atatürk, Entelektüel Bir Biyografi” adlı çalışmanız, benzeri olmayan bir ilk çalışma. Çünkü Atatürk’ü Atatürk kılan, değerlerini ve hatta politikalarını belirleyen entelektüel geçmişinin izini sürüyor. Amacınızı, nasıl bir ihtiyaca binaen bu çalışmayı yaptığınızı sorarak başlamak isterim.

Bu çalışmayı hazırlamaktaki amacım, sizin de sorunuzda değindiğiniz gibi, üzerine yüzlerce kitap yazılan –ki “Atatürk ve Meteoroloji" başlıklı ve konulu bir çalışma bile var- bir devlet kurucusunun düşüncelerinin köklerine ulaşarak, bunların onun dünya görüşü ve temel fikirlerini nasıl şekillendirdiğini ve uyguladığı siyasî program üzerinde ne gibi tesirler icra ettiğini ortaya koymaktı. İlginçtir ki hayatının değişik cepheleri üzerine çok sayıda eser kaleme alınan Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerin kaynakları üzerine kapsamlı bir analiz yapılmamıştır.

BİLİMCİ, ELİTİST, SOSYAL DARWİNİST

Atatürk’ün fikri beslenme kaynakları aynı zamanda çağdaşı diğer Osmanlıların da kaynağıydı. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişi sağlayan da bu kuşak oldu zaten. Onları belirleyen temel unsurlar nelerdi?

Atatürk bu kuşağın bir üyesiydi. Kendisi aynı zamanda harekette çok önemli roller oynamamış olmakla beraber ikinci kuşak bir Jön Türk ve karar alıcı mevkilerde bulunmamakla birlikte bir İttihad ve Terakki üyesiydi. Dolayısıyla Atatürk, Jön Türklük düşüncesi ve İttihad ve Terakki’nin İkinci Meşrutiyet’in ilk yıllarında benimsediği tezlerin bir bölümünü paylaşan bir kişiydi. Bu çerçevede 1903-1907 yılları arasında Kahire’de yayınlanan Türk dergisinin savunduğu türde bir Türkçülük, Jön Türk düşüncesinin temel dayanaklarından birisi olan bilimcilik (scientism), gene bu düşüncenin fazlasıyla etkilendiği Gustave Le Bon elitizmi, dönemin Osmanlı entelektüellerini derinden etkileyen Sosyal Darwinizm benzeri düşünceler Atatürk’ün de dünya görüşünü belirleme alanında önem taşır.

Mustafa Kemal dönemdaşlarından farklı olarak başka bir şeylerin etkisinde kalmış olabilir mi? Farklı bir okuma vesaire yapmış olma ihtimali var mıdır?

Hayır, böyle bir etkiden bahsedebilmek mümkün değil. Zaten kimse çağdaşlarından farklı etkilerin altında kalamaz. Mustafa Kemal Atatürk de çağdaşları gibi 19. Asır sonu 20. asır başı dünyasının ve Osmanlı toplumunun ürünüydü.

ESKİ-YENİ ÇATIŞMASINI ÇOK ÇETİN YAŞADI

Onun da entelektüel alt yapısı kuşkusuz herkes gibi ilk olarak çocukluğunda oluştu. Çocukluğunun geçtiği Selanik ve Selanik’in o dönemdeki düşünce iklimi, ailesini, sosyal çevresini ve onu nasıl etkilemiştir?

Mustafa Kemal Atatürk Avrupa-yı Osmanî’de doğmuş, orada sosyalleşmiş ve orta öğrenimini de orada tamamlamıştı. Daha sonra yüksek eğitimini payitahtta yapmıştı. 1905 yılında Suriye’ye görev ile gitmesine kadar tüm yaşamı imparatorluğun Avrupa topraklarında geçmişti. Bunun kendisinin dünya görüşünün şekillenmesinde ciddî etkisi olmuştur. Bunun ötesinde Selânik, Tanzimat sonrasında ortaya çıkan eski-yeni çatışmasının en belirgin biçimde yaşandığı şehirlerden birisiydi. Burada yeni, modern ve seküleri; eski ise geleneksel ve dinîyi temsil ediyordu. Mustafa Kemal böyle bir dünyada doğmuş ve büyümüştü. Annesi ile babası arasında hangi okula gideceği konusundaki tartışmadan itibaren de kendisini fiilen bu çatışmanın içinde bulmuştu. Kendisinin bu alanda tercihini modern ve seküleri temsil eden “yeni” için yaptığı şüphesizdir.

HAYATI EFSANELEŞTİRDİ

Aslında Atatürk’ün hayatının diğer bölümleri gibi çocukluğu da Türkiye halkına yaygın olarak masal klişeleri içinde ve bir sürreel tüle sarılarak gösterildi hep. Siz bize o döneme ilişkin ayrıca ne söylersiniz, reel anlamda?

Bu dönem Atatürk’ün dünya görüşünün şekillenmesinde çok önemli rol oynamıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet kurucusunun hayatının bu dönemini de genel olarak Tanzimat sonrası Osmanlı İmparatorluğu, özel olarak da Rumeli ve Selânik bağlamlarında değerlendirmek lâzımdır. Bunu efsâne haline getirmek, bize açıklayıcı bir çerçeve sağlamaz. Ama bu efsâneleştirmenin Atatürk’ün hayatının çocukluk dönemiyle sınırlı kalmadığını belirtmek gerekir.

SUBAYLARIN AYRI BİR SINIF OLDUĞUNA İNANDI

Hayatının akışı üzerinden ilerleyelim yine. Askeri okulda aldığı eğitim onda nasıl bir zihniyetin oluşmasını sağladı? Asker, bir siyasetçi, devlet adamı ve nihayetinde insan olarak bu eğitimden nasıl etkilendi Mustafa Kemal Atatürk?

Bu eğitim, bilhassa Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne’deki eğitimi, Atatürk’ün dünya görüşü üzerinde önemli bir tesir icra etmişti. Bu alandaki en önemli etki kendisinin Freiherr von der Goltz’un 1883-1884 Harbiye reformu sonrasında Osmanlı subaylarına aşılanan “kendilerinin ayrı bir toplumsal sınıf oldukları” fikrini içselleştirmesidir. Bunun yanı sıra kendi neslinin diğer subayları gibi Atatürk de Goltz’un endüstri devrimi sonrası dünyada savaşların sadece ordular arasında değil milletler arasında yapılacağı, bu nedenle bu yeni “millet-i müsellâha”ları (silahlı milletleri) idare etmekte subaylara daha fazla rol düşeceği düşüncesinden fazlasıyla etkilenmişti. Bu fikrin dayandığı “savaşın kaçınılmaz” olduğu yolundaki Sosyal Darwinist tezin de Jön Türk düşüncesiyle uyum halinde olduğunu belirtmek uygun olur.

ÖNCE ‘SİYASİ SAVAŞ’I KAZANDI

Onun pragmatik biri olduğu, Kurtuluş savaşındaki asıl başarısının askeri olmaktan önce siyasi olduğu düşüncesine katılır mısınız?

Atatürk’ün pragmatik bir devlet adamı olduğu herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konudur. İstiklâl Harbi siyasî, diplomatik ve askerî cepheleri olan bir mücadeleydi. Ben de bunlardan en zorunun siyasî cephe olduğunu düşünüyorum. Savaşan orduları ortaya çıkartmak dahi ciddî bir siyasî örgütlenmeyi gerekli kılıyordu ki, Mustafa Kemal’in bu alandaki başarısı bence diğerlerinden daha önemlidir. Bu pek tabiî diğerlerinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Burada söz konusu olan göreceli bir önem farklılığıdır.

HALKI ÖNEMSER AMA GÜVENMEZDİ

Atatürk halka, yönetici erke nasıl bakıyordu?

Atatürk, dönemin pek çok entelektüeli ve Enver Paşa ve İsmail Hakkı Paşalar gibi askerî lideri gibi Gustave Le Bon elitizminden etkilenmişti. Günlüklerinde kullandığı bazı ifadeler bu etkiyi ortaya koymaktadır. Bu nedenle Atatürk “halk”ı kendisi için çalışılması gereken bir kategori olarak görüyor, ama onunla beraber iş yapmayı, yâni halkın karar alma sürecine katılmasına ihtiyatlı bir biçimde yaklaşıyordu. O halkın yararına olacak yeniliklerin halkın muhalefetine rağmen gerçekleştirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyordu ki, bu alanda Le Bon’un Atatürk tarafından okunan eserleriyle ciddî paralellikler kurmak mümkündür. Le Bon’un da Atatürk’ün uygulamalarını övmesi ve onun bir “dahi general” olduğunu düşünmesi ilginçtir. Atatürk radikal karakterdeki siyasî programını uygulayabilmek için iktidarı tamamen kontrol altında tutmak istiyordu.

DİNİ ISLAH ETMEK İSTEDİ

Din de özellikle kontrol etmek istediği bir alan mıydı? Atatürk’ün dine ‘gerçek’ bakışı neydi?

Din alanındaki fikirleri 19. asır sonu bilimciliğinden fazlasıyla etkilenmişti. Bununla beraber, meselâ, dönemin Sovyet liderlerinden farklı olarak dinî de ıslâh etme fikrini savunuyordu. Bu ilk bakışta çelişkili görülen yaklaşım, İkinci Meşrutiyet Garpçıları’nın “din avamın ilmi, ilm havassın dinidir” vecizesine uygundur ve Atatürk’ün siyasî programının da ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

ANTİ-KLERİKAL LAİKLİK

Atatürk’ün laiklikten anladığı neydi tam olarak?

Atatürk pek çok çağdaşı gibi Üçüncü Cumhuriyet Fransası’ndaki laikliğin, laikliğin saf hali ve “tanımı” olduğunu düşünüyordu. Bu anti-klerikal vurgusu güçlü laikliğin 1905 yılındaki zaferi pek çok Osmanlı entelektüelini derinden etkilemişti. (Anti-klerikalizm: Kilisenin ayrıcalıklarına, mülklerine, toplumsal ya da siyasal nüfuzuna karşı çıkan, ruhban sınıfını hedef alan akım ve eğilimler. F.Ö)

HEDEFİ ‘ULUSÇU DEVLET’Tİ

Milliyetçilik kavramına da bilhassa önem atfediyordu değil mi?

Atatürk, Türkçülük fikirlerinden derin biçimde etkilenmiş bir devlet adamıydı. Bu etki de toplumda liderlik rolleri oynamasından çok evvel gerçekleşmişti. Dolayısıyla inşa edilmesinde başrolü oynadığı ulus-devleti de milliyetçi temeller üzerine oturtmak başlıca amaçlarından birisi oldu.

Türklerin tüm ırklardan üstün olduğu fikri, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi kimlerin etkisiyle nasıl oluşuyor peki?

Bu fikirler dönemin yaygın antropolojik kuramları (bilhassa Alman yayılmacı –diffusionist- antropoloji ve diğer fizikî antropoloji teorileri) ile Freud'un psikolojik analizlerinden esinlenerek seslerin sembolizmini vurgulayan popüler Alman dil teorileri çerçevesinde üretilmişlerdi. Bilhassa milliyetçiliğin, bu dönem sonrasında antropoloji üzerinden yapılmasının ne denli ehemmiyetli olduğunun altını çizmek gerekir.

BAZI TEZLERİ DÖNEM İÇİN BİLE FAZLA İDDİALI

Tüm bunlar, bu iddialar gerçekten ama gerçekten inandığı şeyler miydi sizce yoksa yeni kurulmuş bir devletin, oluşturulmaya çalışılan yekpare mermer bütünün çimentosu olsun diye ihtiyaç hissettiği şeyler mi?

Bu konuda kesin bir kanaat ileri sürebilmek zordur. Burada bu fikirlerin oluştukları bağlamda, yâni 1930’lar dünyasında, bugünkünden oldukça farklı görüldüğünü unutmamamız gerekir. Ancak “Türklerin tüm uygarlığın kurucusu oldukları” benzeri tezler dönem için dahi fazla iddialı olarak değerlendirilebilinir.

Hiç şüpheye düşmüyor mu iddialarından, inandıklarını hiç sorgulamıyor mu?

Kendisinin ve çevresindeki entelektüellerin Türk Tarih Tezi’ni sonuna kadar savunduklarını söyleyebilmek mümkündür. Nitekim 1938 yılında Türk Tarih Tezi’nin “kat’i zaferi” resmen ilân edilmişti. Buna karşın Türk Dil Tezi ve dil reformu konusunda bir takım kuşkular 1936 sonrasında dile getirilmeye başlanmıştı.

DİNDE RADİKAL BİR REFORM YAPMAK İSTEDİ

Mevcut şartlarda olabildiği kadarıyla devrimlerle uygulamaya geçirdiğiyle, yapabildiği ile onun kafasındaki ideal arasındaki fark çok mu büyüktü peki?

Bunu bilebilmek de çok güç, çünkü “onun kafasındaki ideal”i tam olarak bilemiyoruz. Ama bazı alanlarda Atatürk’ün daha radikal değişimler arzuladığını yazılarından ve ifadelerinden çıkartmak mümkün olabiliyor. Dinde reform bu alanların en başta gelenidir.

KEMALİZMİN YARATICISI ATATÜRK DEĞİL

Kemalizm Atatürk’e rağmen oluşmuş bir ideoloji midir?

Bizatihi Kemalizm Atatürk’ün ürettiği bir ideoloji değildir. Zaten Atatürk’ün bir ideoloji üretmek gibi bir amacı da olmamıştır. Ayrıca kendisinin yazıları, vecizeler ve söyledikleri kapsamlı bir ideolojinin altyapısını oluşturacak nitelikte değildir.

Türkiye’de Atatürkçülük dönem dönem ihtiyaç duyuldukça cilalanıp yeniden dolaşıma sokulmuş. Atatürkçü düşünce, Atatürk ilkeleri, Atatürk milliyetçiliği gibi kavramlarla bir siyasi düzen oluşturulup yürütülmekte… Bu kavramlar aracılığıyla ‘oluşturulan’ın Atatürk ile, onun yapmak istediği ile alakası ne?

Kemalizm/Atatürkçülük değişen şart ve ihtiyaçlar çerçevesinde sürekli biçimde yeniden üretildiğinden bugün getirildiği noktada Atatürk’ün fikirleriyle bağlantısı oldukça az bir ideoloji haline gelmiştir. Kemalizm 1930’lu yıllarda farklı biçimlerde (sağ ve sol Kemalizm) olarak üretilmişti. Daha sonra bunların değişik yorumları da ortaya çıktı. Ancak Atatürk bu ideolojinin yaratıcısı değildir. Zaten böyle bir amacı da yoktu.

STAR 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum