Atatürk Portresini Koruma Seferberliği

08.02.2016 05:35

Kenan Alpay

Sadece ilke ve inkılaplarıyla değil portreleriyle de vazgeçilemez bir ulu önderin ülkesinde yaşamanın talihsizliği bir türlü yakamızı bırakmıyor. Kamusal alanı zaten hücrelerine kadar kuşatmış olan Atatürkçülük özel alanlarda da en küçük bir boşluğa tahammül edemiyor. Garip ve insanı çileden çıkaran şey ise bu işi Kemalistler kadar Kemalizmin hasım belleyip mağdur ettiği Müslüman kesimlerin de siyaseten kullanmakta pek bi heveskârlık sergilemeleri.

Atatürk ilke ve ilkelerinin geçerli olmadığı bir siyasal zemin, Atatürk heykel, büst ve portrelerinin şekillendirmediği mekânlar tahayyül edemeyen saplantılı, sadist ve faşist bir ideoloji ve kadrolarla karşı karşıyayız. Ne mutlu ki bu dönemde daha kolay bir biçimde lüzumsuz, saçma hatta ahmakça bir hegemonya kurma biçimi olduğunu ifade edebilecek durumdayız. Ancak her ne olursa olsun CHP milletvekili Aylin Nazlıaka marifetiyle ispiyonaj mı, dedikodu mu, halüsinasyon mu olduğu hali hazırda belirsiz olan “Atatürk portresini duvardan indiren CHP’li vekil” gündemi karşısında alınan kimi pozisyonlar hakikaten yüz kızartıcı nitelikteydi.

Nasıl İndirirsin O Mübarek Portreyi?

CHP’de liderlik düzeyinde seyreden siyasal seviyesizlik bütün katmanlara sirayet etmiş durumda. Bu durumun politik irsiyetten mülhem olduğu da ifade edilebilir elbette. Mesele herkesin malumu ama kısa bir hatırlatmada fayda olur. Nazlıaka’nın kamuoyuna önce dolaylı sonra da doğrudan beyan ettiğine göre CHP’li bir milletvekili Meclis’teki makam odasının duvarından Atatürk portresini indirmiş. Ancak günden güne tartışmalar büyümeye başladı. Öyle ki indirilen portre iddiası bütün meselelerin önüne geçti, üstüne çıktı. Ne var ki iddia sahibi inatla portreyi indiren ismi açıklamamakta, şüpheler üzerine odaklanan bazı vekiller de ‘suçlarını’ itiraf etmemekte bilakis hep birlikte reddetmekteler.

İndirilen portre tartışmasıyla birlikte bütün kadrolar üst üste Atatürk’e ne kadar büyük bir sadakat, portrelerine ne büyük bir saygı içerisinde olduklarını beyan yarışına girdiler. Bütün bunlara rağmen portre krizi büyüdükçe büyüdü. Nihayet Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun talebiyle iddia sahibi Nazlıaka “asılsız ve gerçeğe aykırı iddialar ortaya atarak partiyi yıpratma” suçlaması ve kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildi. Fakat bu süreç parti içinde yönetimden tasfiye edilen daha ulusalcı kesimlerin Kılıçdaroğlu’na yönelik yıpratma hamleleri için bir fırsat oluşturdu. İlaveten CHP’yi hırpalamak isteyen AK Parti’ye yakın kimi medya organlarında da “Kılıçdaroğlu ve ekibi gerçek Atatürkçü değil” söylemleri için uygun bir vasat oluşturdu. Eee ne de olsa fırsatın kazası olmazdı ve siyasal mücadelede rakibi yıpratmak içim her türlü fırsat ganimete çevrilirdi.

Oysa tartışmanın bir gerçeğe tekabül ettiğini düşünelim. Bir vekil veya başka bir temsil düzeyinde bulunan bir insanı Atatürk portresi asmaya zorlayan kanun veya yönetmelikler neden var. Nasıl olur da Atatürksüz bir hayat hakkı meşru tercihlerden çıkarılıp dayatılır? Atatürkçü değer ve sembollerden arındırılmış bir hayatı devletin, kanunun, partinin bir insana veya bütün bir topluma haram etmesi faşizmin dik alası değilse nedir? İnsan iradesini esir eden, sevme-sevmeme hakkını özgür iradesine bırakmayan, birey ve toplumun inancalarını, tercihlerini hatta zevklerini tanzime soyunan Atatürkçülük isimli modern totemizmle yaşamaya mecbur ve mahkûm değiliz.

Kim Hakiki Atatürkçü, Bize Ne!

Odasına kimin portresini asacağına, hangi portreyi indireceğine dahi karar veremeyecek bir acziyetin değil milleti kendini temsil etme hakkı yoktur ve olamaz da. Ne Atatürk ne de onu sembolize eden siyasal söylem ve pratikler hayatın temeli, anlamı ve vazgeçilmezi olarak dayatılabilir. İsteyen sevmekte, saymakta, sadakat duymakta serbesttir elbette. Ancak hiç bir kişiye ve topluma hele hele devlet ve kanun zoruyla böyle bir dayatma yapılamaz. Kemalist siyasal sembolizm İslami ve ahlaki değerleri boğmakta, siyaset ve topluma başından itibaren biçim verilecek bir nesne muamelesi yapmaktadır.

İndirilen portre krizinin vurduğu asıl aktörlerse Kemalistlerin dışındadır. Son derece garip hatta tutarsız bir biçimde salt CHP’yi yıpratma maksadıyla “Atatürk’ün portresi nasıl indirilir duvardan?” tarzı haberlerin AK Parti’yi destekleyen medyada bolca yer bulması hakikaten üzücüdür. Şahin Mengü, İhsan Özkes gibi kifayetsiz muhterislerin söylemlerine yer verilerek güya CHP eleştirisi yapılıyor fakat esasen Kemalizm tahkim ediliyordu. Niteliksiz bir muhalefet, tutarsız bir eleştiri kendi kalesine gol atmaktan farksızdır. CHP’nin daha çok Atatürkçü olmasına yönelik bir baskının mantıklı bir izahı nasıl olur, merak ediyorum.

Ne olursa olsun CHP’yi Atatürkçülük imtihanına tabi tutmayalım. Portre krizini kronikleştirmek, kangrenleştirmek için yapılacak bir takım girişimler uzun vadede bütün bir toplumun aleyhinedir. CHP’ye karşı DP’nin ‘hakiki Atatürkçülük’ çıkışlarının ağır faturalarını unutmuş gibi davrananlar farkında olmadan hepimizin başına yeni yeni çoraplar örüyorlar. Kim hakiki Atatürkçü kim sahte Atatürkçü sorgulamasına soyunmak yerine bu resmi ideolojik dayatmanın nasıl tasfiye edileceğine kafa yormak mecburiyetindeyiz.

Yeni Akit

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim