1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Aslan Değirmenci’den İmralı Süreci Kitabı
Aslan Değirmenci’den İmralı Süreci Kitabı

Aslan Değirmenci’den İmralı Süreci Kitabı

Özgür İrade Aslan Değirmenci’yle Çıra Yayınları’ndan okurlarıyla haftaya buluşacak olan yeni kitabı “Zorlu Yol - İmralı Süreci” vesilesiyle hem kitabını hem de PKK’nın çekilmesi, Kürt meselesi ve çözüm sürecini konuştu…

A+A-

Özgün İrade Dergisi, Milat Gazetesi Ankara Temsilcisi Gazeteci-yazar Aslan Değirmenci’yle Çıra Yayınları’ndan okurlarıyla haftaya buluşacak olan yeni kitabı “Zorlu Yol - İmralı Süreci” vesilesiyle hem kitabını hem de PKK’nın çekilmesi, Kürt meselesi ve çözüm sürecini konuştu…

İşte Aslan Değirmenci ile gerçekleştirilen o söyleşi:

HER ZORLUĞU BİR KOLAYLIK İZLER

Kürt sorununun çözümünde tarihi bir dönemeçten geçiyoruz. Bu sırada çözüm sürecine ilişkin “Zorlu Yol” isimli çalışmanız okurla buluştu. Kitabınıza niçin “Zorlu Yol” ismini koydunuz? Sürecin zorlukları nereden kaynaklanıyor?

Zorlu Yol, çünkü savaşmak kolay barışmak zor olandır. Barışa giden her yolda mayınlar döşelidir. Açıktan savaştığın yapıların dışında pusuya yatmış gizli güçler ortaya çıkar. Bu güçler kandan beslenir ve statükoları bitmesin diye her yolu dener. Bu gizli düşmanların tek silahı top, tüfek ya da mayın değildir. Bazen kalemleri, bazen sözleri, bazen gizli provokasyonları ve özel psikolojik harp teknikleri ile karşımıza çıkarlar. Aralarında derin lobilerin temsilcileri de vardır, istihbaratçı ve ajan gazeteciler de… Aynı şekilde siyasetçi, kurumlar içersine gizlenmiş üniformalılar, yargıya gizlenmiş yapılar ve üniversitelerde akademik kadrolar vardır. (Çete davaları ile bir kısmı ile tanışma şansı bulduk!) Kimisi de iş dünyasının karanlık temsilcileri ve taşeron yapıların öncüleridir. Bunların tümünün izini aramak isteyenlere adres basittir: Dağlıca, Hantepe baskını, Oslo sürecini deşifre edenler, Roboski katliamı, Paris suikastının organizatörleri, üniversiteleri son süreçte kaosa sürüklemek isteyenler, skandal yargı kararları ve hain Reyhanlı saldırısı… Bu olayların ardından harekete geçen yapılar ve dezenformasyonlar. Tüm bunlar incelendiğinde barış için yola çıkanların ne kadar büyük risk aldığını anlayacaksınız. Ama iç riskler çok ciddi çalışmalar sonucunda azaltıldı. Şimdi bu işin uluslararası boyutu var. Asıl zorluk burada ama aşılmaz değil. İstihbarat paylaşımında kurum milliyetçiliği yapılmaz ve Ortadoğu’daki yapıların iyi analizi (ki yapılmıştı) yapılırsa bu da aşılır. Batı Gladiosu da dikkate alınmalıdır. Bu yapının işi gücü silahtır. Dünyadaki silah lobilerinin özel hizmetkârları Batı Gladiosudur. Her şeye rağmen niyet temizse her zorluğu bir kolaylık izler. Şu anda da öyle bir sürecin içerisinden geçiyoruz.

BARIŞA DEĞİL ÇATIŞMAYA DİRENMELİYİZ

Bu zorlu sürecin sonunda kolaylık, aydınlık var mı? Nihai ve kesin barışa ulaşacağımıza inanıyor musunuz?

Barış için kaybedecek zaman yok. Elbette aydınlık günler yakın. Ama buna yürekten inanmak ve çatışmaya direnmek lazım. Taraflar artık empati yapmak zorunda. Şimdi gönüllere sevginin tohumlarını ekme zamanı. Bu tohum boy verdiğinde kardeşlik hukukumuz pekişecek ve topraklarımız bereketlenecek. Bereketin olduğu toprakta huzur ve kardeşlik daim olur. Özetle; iç ve dış güçler ve çıkar çevrelerine rağmen süreç beklendiğinden çok daha hızlı gidiyor. Beklentim yılsonuna doğru PKK’nın silah bırakması yönünde… Tabi devletin de eşit yurttaşlık için atması gereken adımlar ve sorunun kalıcı çözümünü sağlayacak reformlar yapması gerekiyor. Doğuştan verilen haklara kimsenin müdahale etmeye hakkı yoktur. Ama bunlar pazarlık konusu edilemez. Hiçbir silahlı mücadele ile hak aranmamalıdır.

OSLO’DA HÜKÜMET SIRTINDAN VURULDU

Oslo Süreci ile son İmralı Süreci arasında yapısal farklar hissediliyor. Oslo’da İngiltere’nin arabuluculuğu vardı mesela. Ayrıca Oslo Sürecinde müzakere edilen konularla şimdi ortaya çıkan sonuç arasında da farklar görülüyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekir?

Önce şunu söylemeliyim: Oslo süreci devam etseydi bugün risklerin ötesinde sadece barışı konuşuyor olacaktık. Birçok kayıp vermeyecek, anaların yüreğine kor ateşin düşmesini engelleyecektik. Ama olmadı. Çünkü süreci yönetenler hazırlıksız yakalandı. İçeride ve dışarıda yanlış yapılara güvenildi. Ve açıkça söylemek gerekirse; süreci yönetenler ve özellikle hükümet sırtından vuruldu. Ama ciddi bir deneyim oldu. Olmasaydı keşke… Oslo ile yapısal farklılıklar var çünkü yeni süreçte Batı ve liberaller direkt olarak yok. Ayrıca bugün bir müzakere değil görüşme var. Görüşmenin tarafları devlet, hükümet, Öcalan, Kürtler ve Türkler… Öcalan da bir yandan sıkı bir şekilde Kandil ve BDP ile temas halinde. Yabancı aracılar sürecin dışında ve onlar bile Türkiye medyasından birçok şeyi öğreniyor. Olay Oslo gibi değil yani, sınırları da önceden belirlenmiş.

Süreci tam olarak yönetenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Kimileri bunu şeffaf olmayan süreç olarak yorumluyor. Oslo süreci deşifre olduğunda bunu diyenler hükümeti hainlikle suçluyorlardı. Akan kanı sorgulamak, yüz yıldır süren bir meseleyi konuşmak yerine bölünmeden söz ediyorlardı. O zaman İmralı Süreci neden şeffaf bir şekilde yürütülsün? Bakın şu da unutulmasın: Oslo’yu deşifre edenler ile İmralı tutanaklarını sızdıranlar arasında da mutlaka bir bağ vardır. Bu bağ fazla sürmez ortaya çıkar. Bugün çok farklı yapıları, kırk yıl düşünseniz bir araya gelmesine yüzde bir ihtimal vermeyeceğimiz ideolojileri süreç karşıtlığında birleşmiş görüyoruz. Kimisi sürece destek verir gibi görünerek milletin sinir uçlarına dokunacak hamleler yapıyor kimisi de açıktan sorunun çözümüne karşı çıkıyor. Ama çözüme yaklaşıldıkça ellerindeki materyaller bir bir alınıyor, maskeler bir bir düşüyor.

BDP ARTIK TÜRKİYE PARTİSİ OLMALI

BDP ve Öcalan’ın, daha doğrusu tüm tarafların barışa sadık kalacağını düşünüyor musunuz?

Sadık kalmayan sorgulanır. Bu sorgulanma onları çıkmaza sokar. Geri dönüşü olmayan bir yola gireceklerini sanmıyorum. Çünkü en fazla barışa destek verenler Kürtler. Sonuçlar ortada. Bölgede yaptığım izlenimler var. Kimse silahlı mücadeleden yana değil. BDP ya da Öcalan çark ederse halka verecekleri tek cevap yok. Ben açıkçası BDP’nin riskler dışında Türkiye partisi olma yoluna girdiğini düşünüyorum. Eksiklerine rağmen kimlik siyasetinden yavaş yavaş çıkacaklarını düşünüyorum. Böyle olursa BDP’nin toplumsal siyaset desteği artar ve marjinal tüm yapıların aşırı milliyetçi oyunları sona erer.  BDP artık bir bütün olarak ülke meselelerine hatta dünya sorunlarına yönelik söylem ve politik projeler ortaya koymalıdır.

EMEKLİLİK ZAMANI GELDİ

Bundan sonra örgütün rotası nedir sizce? Dağ kadrosu ile lider kadrosunun bundan sonraki meşguliyetleri ne olacaktır? Ayrıca dağda silahlı mücadele yerine şehirde halk devrimi konsepti gelişebilir mi?

Bu halk devrimi tezi olayı sulandırmak ve konuyu manipüle etmek isteyenlerin ürettikleri bir paranoya… Devrim bence kendi içlerinde gelişecek. Hızlı ve köklü değişimler önce PKK sonra BDP ve bölgedeki tüm siyasi algılarda yaşanacak. Kürtlerin barışa olan inancı ve iradesi PKK ile BDP’yi yeni açılımlara zorlayacak. Ve bu hayra sonuçlanacak inşallah. Örgütün lider kadrosu zaten yaşlandı. Emeklilik zamanı geldi. Birkaç bölge dışında bu kadroların çekilmeye direnç göstermediklerini de biliyoruz. Sıkıntılı bölgelerdeki kadrolar da Öcalan eliyle ikna edilmiş görünüyor. Yüzde ellisi 13 ile 18 yaşlarında olan silahlı gücü daha fazla ölüme göndermek o kadroların kendiliğinden tasfiyesine neden olacak bir aşamadayız. Dağ kadrosu ile karşı karşıya gelmek lider kadronun işine gelmez. PKK lider kadrosunun İskandinav ülkelerine gitmesi gündeme gelebilir. Dağ kadrosu açısından bir şey söylemek henüz erken… Yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Pişmanlık yasası, Terörle Mücadele Kanunu'nda değişiklik, insan hakları düzenlemeleri ile çözüm aranabilinir.

KISKANÇLIK BENCİLLİĞİN GÖSTERGESİDİR

“Akil Adamlar”ın rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sürece olumlu bir katkısı var mı?

Çok zor bir görev ile karşı karşıyalar. Türlü yapıların hedefi olmalarına rağmen geri adım atmadan barış elçiliği yapıyorlar. Göreve başladıkları günden bu yana aslında gidip anlatmaktan çok halkın arasına karışıp algı taraması yapıyorlar. Yani bundan sonraki süreçte atılması gereken adımları tespit edip, ulaştıkları kritik bilgileri hükümet ile paylaşarak barışın daim olması için mücadele veriyorlar. Çok daha önce böyle bir organizasyon hayata geçirilebilirdi. Sürece medreseler ile birlikte kanaat önderleri de dâhil edilebilirdi. Ama bu bir karşı koyuş değil. Ve geç kalınmış bir öneri de değil. Sonuçta her birey bu sorunun aşılmasına kendi yüreğiyle katkı sağlayabilir ve sağlamalıdır da. İlla akil insanlar listesinde yer almaya gerek yok. Çoğu isim var listede kendi adını görmeyince sürece desteğini askıya aldı. Bu isimlerin çoğu yıllar önce Kürt sorununu sürekli gündemde tutar, düzenledikleri paneller ile çalışmalar yürütürlerdi. Sonuç bildirileri incelendiğinde bugün atılan adımların çok daha ötesinde öneriler sundukları görülecektir. Ama kendilerini aşamadıklarını anlıyoruz. Hatta bazılarının süreç içerisinde örgüte silah bırakmaması yönünde tavsiyelerde bulunduklarını görüyoruz. Böyle aydın mı olur? Yazıktır. Gün, barışa destek olmanı zamanıdır, bencillik ve kıskançlık ile bir yere varılamaz. Aslında kıskançlık anlatıldığı gibi sevginin değil bencilliğinin göstergesidir.

ARTIK KAPILAR ÇALINMALI

Şimdi medyada halkın çözüm sürecine katkısıyla ilgili bazı oranlar, anketler yayınlanıyor? Bunlar ne derece anlamlı?

Anketler yapılmasa da olur. İlla bir kamuoyu yoklaması yapılacaksa vatandaşın evlerine misafir olunabilir. Kapısı çalınan bu halk asla sürgüye ihtiyaç duymaz. Sıkılan yumruklar bile olsa yüreklerin yumuşaması sağlanır. Yıllardır siyasetin, bürokrasinin, sivil toplum örgütlerinin ve gazetecilerin yapmadığı bu. Ve bu çok büyük bir eksiklik. Bu gelenek bugünlerde bozuluyor. Ama yine de anketler de önemli. Unutulmamalıdır ki amaç olmadan anket için harcanan çabalar çok farklı, hatta zıt alanlara yönelebilir. Bugün ise amaç Kürt sorununu çözmek. Onun için verilere harcanan zaman önemlidir. Veriler toplum mühendisliğine değil halkların ihtiyaçlarına göre kullanıldığı sürece itirazım yok.

YÜZLEŞME SANCILI OLACAK

Süreç herkesin beklediği gibi ilerler de nihai barışa ulaşırsak, o takdirde geriye bakıp, son 30 yıllık dönemi nasıl değerlendirmek gerekir? Bu dönem tarihe nasıl mal olacak?

Devlet geçmişiyle yüzleşecek, örgüt 75 milyon ile. Yüzleşme ağır ve sancılı olsa da sonucunda sağlanan huzur her şeye değecek! Çatışmalı dönem elbette tarihin karanlık sayfalarında yerini alacak. Ama yeni tarih sayfalarının açılmasına, yeniden inşa sürecinin başlamasına neden olacak.

M. Zahit Böcek-Özgün İrade Dergisi

HABERE YORUM KAT

1 Yorum