Askerî yargı, umut kapısı mı?

29.01.2010 09:44

Bülent Korucu

Poyrazköy iddianamesi gecikmeli de olsa İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Anayasa Mahkemesi, askerî yargının görev alanını daraltan kanunu iptal edince umutlananlar hayal kırıklığına uğradı.

Sivil mahkemenin kararı sürpriz olmadı. AYM'de iptal hükmü açıklandığı gün 'Çiçekgiller fazla sevinmesin' demiştik. Ama bazıları akıntıya karşı kürek çekmeye devam etti. Askerî mahalde işlenmeyen, askerî görevle ilgisi bulunmayan, asker olmayan kişileri de hedef alan ve sivil kişilerle iştirak halinde bir suç olmasına rağmen, konunun hâlâ askerî mahkemeye gideceğini iddia edenler var. Hem de yüksek yargıdan emekli olmuş kişiler. Bu kadarına pes artık demek gerekiyor.

Sadece emekli başsavcılar değil, Ergenekon Terör Örgütü suçlamasıyla yargılananlar ile onların resmî ve gönüllü avukatları da bu koroya katılıyor. 'İlle de askerî mahkeme' diye tutturmaları, mahkemeler üzerindeki eleştiri bulutlarını yoğunlaştırmaktan başka işe yaramıyor. Beraat istermişçesine bıkıp usanmadan aynı talebi tekrarlıyorlar. Kamuoyu bu ısrara bakarak, askerî yargı ile ilgili tenkitlerin haklılığına ikna olabilir. Türkiye'deki tartışmalardan habersiz yabancı bir uzmana, "Bir grup sivil sanık askerî mahkemede yargılanmak için can atıyor" desek, adamın kafası karışır. Askerî mahkemeler, hukuk teorisinde kerhen kabullenilmiş bir olgu. İdeali hiç olmaması, ancak ille olacaksa diye dar bir alana hapsedilmiş. Bizdeki hali, kışla içinde bulunmasından, özlük haklarından emir komuta zincirine bağlılıklarına varıncaya kadar pek çok kalemde eleştiri konusu. Söz konusu eleştiriler, dayanağını imza attığımız uluslararası sözleşmelerden aldığı için göz ardı edilemeyecek türden. Avrupalı hukukçulara, çift başlı yargımızı ve askerî mahkemelerin yetkilerini anlatamadığımız gibi, orada yargılanmak için can atanları da izah edemeyiz. Aslına bakarsanız, bırakın Avrupalıları, Türk halkına da tatminkâr bir gerekçe sunamıyorlar.

Bu arada balyoz gürültüleri, poyraz esintileri arasında unutulmaması gereken bir kozmik maceramız var. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evinin etrafında yakalanan Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli iki subayla ilgili soruşturma diğerleri kadar önemli. Kurumun kozmik odalarında yapılan incelemenin sonuçlarını henüz bilmiyoruz. Yalnız iki gelişme yaşandı. Birinde Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu, suç unsuruna rastlanmadığını ama deşifre olan bilgilerden dolayı belgelerin yakılacağını açıkladı. Böyle bir açıklamaya yetkisi olmaması bir yana, süren soruşturmaya müdahale ve adaleti engelleme gibi suç isnatlarıyla bile karşılaşabilir. Tuğgeneral Çubuklu, açıklamalarıyla Karargâh'ı zora sokuyor. Daha önce de 'Meçhul Subay' imzasıyla ihbar mektubu gönderen kişi hakkında açıklama yaparken baltayı taşa vurmuştu. İnternet üzerinden yapılan provokatif yayınları sahiplenmiş ve hatta Başbakanlık'ın emriyle yapıldığını savunmuştu. Söz konusu emir ortaya çıkarılamadı. Kendini andıçlatan bir hükümetin varlığına da kimse inanmadı. Konuyla ilgili ikinci gelişme, suçlanan subaylardan birinin yaptığı suç duyurusu. Bilgisayarında 80 kişilik liste çıktığı iddia edilen Binbaşı İ.G., 'devlet sırrının ifşa olduğu' gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. İtiraf gibi bir şey. Bu aklı ona Çubuklu mu verdi, bilmiyorum. Ama söz konusu müracaat, haberleri ve iddiaları doğrular nitelikte. Liste haberi ve ileri sürülen nitelemeler doğru ise Binbaşı İ.G.'nin ve onu savunan yetkililerin işi çok zor demektir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim