1. YAZARLAR

  2. Rasim Ozan Kütahyalı

  3. Askerî vesayetin kölelik düzeni
Rasim Ozan Kütahyalı

Rasim Ozan Kütahyalı

Yazarın Tüm Yazıları >

Askerî vesayetin kölelik düzeni

A+A-

Türkiye’de “askerî vesayetin artık bittiği” söylemi palavradır. Türkiye’de şu an itibariyle “askere her türlü dokunulabiliyor”, “askere artık vuran vurana” söylemi palavradır...

Geçmişe oranla durumun iyileşmekte olduğu kesin ama hâlâ çeşitli sebeplerle aleni suç işlemiş askerlere dokunulamıyor.

Neşe Düzel’in tarihe geçen Ergun Babahan söyleşisiyle yeniden hatırladık... 28 Şubat’ta defalarca alenen suç işlemiş Çevik Bir, İsmail Karadayı ve dönemin tüm generalleri hakkında hâlâ hiçbir işlem yapılmıyor. Bu darbeci general bizzat kendi elyazısıyla Şemdin Sakık’ın ifadelerini değiştirdi... Birand, Çandar, Altan Kardeşler ve Akın Birdal’ın hayatını tehlikeye attı. Bu insanları hedef gösterdi. Resmen cinayeti teşvik ve tahrik etti... Bu andıç operasyonu neticesinde Akın Birdal ölümden döndü. Ama bu ülkede hâlâ bu konuda hukuk hiç bir şey yapmıyor...

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt kaç yerde 27 Nisan bildirisini bizzat ben yazdım dedi. Bir darbe girişimi niteliğinde olan o muhtırayı yazdığını ilan etti. Bu konuda da hâlâ hiçbir soruşturma açılmadı... Büyükanıt’ın suçları bununla da bitmiyor. Şemdinli bombacılarını açıkça himaye etti bu general. Şemdin Sakık’ın sonradan içeriği bazı gazetecileri yok etmek için değiştirilen sorgusunda Büyükanıt da vardı. Bunlar hakkında da yapılan hiçbir şey yok... Büyükanıt meselesinde hükümet de çok suçlu. “Dolmabahçe mutabakatı” denen şey “Büyükanıt’a özel dokunulmazlık zırhı anlaşması”ndan başka bir şey değil. Başbakan’ın ve AK Parti’nin böyle bir hakkı yoktur. Bu yapılan siyasi ahlaka da aykırıdır. Büyükanıt bu halka karşı suç işlemiştir, birçok kişinin canını doğrudan yakan birçok olayda parmağı vardır ve artık hukuken gereken yapılmalıdır...

Ve İlker Başbuğ... Yasemin Çongar’ın dün yazdığı “Başbuğ suç işliyor. Başbakan susmamalı” yazısını tüm hükümet üyeleri ve AK Parti mensupları okumalıdır. Yazının sonundaki çok haklı sorulara başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm hükümet üyeleri dürüstçe cevap vermelidir. General Başbuğ resmen suç işliyor. Başbuğ da diğer halefleri gibi göstere göstere yapıyor bu işi. “Terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılanan bir orgenerale arka çıkıyor. Alenen yargı yetkisini kullanan mercilere gözdağı veriyor... Büyükanıt’ın Şemdinli davasında yaptığının aynısını yapıyor. “Nasıl olsa yaptığım yanıma kâr kalır, bana dokunamazlar” diye düşünüyor İlker Başbuğ... E ne de olsa “devlet memuru” değil “devlet adamı” General Başbuğ. Bu ülkede Başbuğ’a “devlet memurusun” diyenlere tek talimatla “hakaret” davası açılıyor...

Kısacası, bu ülkede askerî vesayet hâlâ sürüyor... “Basında askere her söz söyleniyor” lafı da aslında büyük bir palavra. Muhafazakâr/dindar kalemlerin neredeyse tamamı hâlâ Başbuğ’a direkt sert eleştiri yapamıyor. Muvazzaf bir orgeneral söz konusu oldu mu hâlâ sözünü sakınıyor birçok İslami kalem. Çünkü hâlâ korkuyorlar. Bu psikolojik bir vesayet bir bakıma... “İlker Başbuğ demokrasiden yana tavır koyuyor” gibi riyakârca sözler etmek zorunda kalıyorlar. 2010 Türkiye’sinde hâlâ böyle bu...

Bunun sebebi şu. Bu devlet, tarihi boyunca “makbul yurttaş” kimliği dışında kalanlara o özelliklerini sürekli hatırlattı. Kendi tarafına devşirdiklerini de “Bana bak, ters bir şey yaparsan gerekeni yaparım” diye de tehdit etti... Mesela Zafer Mutlu’nun Alevi-Kürt kimliği hep statükonun elinde “koz”du. Bunu daha evvel de yazmıştım. Ergun Babahan da söyleşisinde bu durumu belirtiyor. 28 Şubat darbesi sırasında Zafer Mutlu’nun “demokrat” durma ihtimaline karşılık bu “Alevi-Kürt kartı” sık sık dönemin darbecileri tarafından kullanıldı... DYP’den zorla istifa ettirilen kimi bakan ve vekillere de Alevi, Kürt ya da İslami geçmişleri hep bu bağlamda hatırlatıldı... Ailesinde Hıristiyan ya da Yahudilikten İslam’a dönmüş biri olan isimler de aynı bağlamda tehdit edildi...

Kemal Kılıçdaroğlu da yarın statüko-karşıtı demokrat çıkışlar yapmaya kalkışsa Dersimli, Alevi ve Kürt kimliği ona da hatırlatılır... Bu ülkede öyle ahlaksız bir devlet düzeni, öyle ırkçı bir zihniyet atmosferi var ki, milyonlarca yurttaşımızın üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırılıyor bu “kimliksel tehdit” mekanizmaları...

Nagehan Alçı’nın gayet güzel yazısını Yıldıray Oğur’un aleyhine sinsi bir şekilde istismar eden Ahmet Hakan da bu sinsilikle hayatta kalabiliyor. Bu alçak mekanizma onu da tehdit ediyor çünkü... Tam anlamıyla bu ahlaksız düzenin karşısında bir adam olsa şu anki yaşam tarzına rağmen tüm “İslamcı geçmiş”ini Ahmet’e yedirirler çünkü... O sebeple bulunduğu yeri korumak için hep denge kurmak ve itirafçılık yapmak zorunda... Aksini düşünse bile açıklayamaz...

Bu düzen herkesi köleleştiriyor. Devşirilerek kendini “beyaz” zannedenler de hâlâ köle maalesef...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT