Askerî cumhuriyet Kore'yi kalkındırırken Türkiye'yi neden çökertti?

02.11.2009 00:05

İbrahim Öztürk

Siz bu yazıyı okurken ben bir dizi araştırma için Kore hükümetinin davetlisi olarak Seul yolunda olacağım. Cumhuriyet'in 86. yılını kutluyoruz; ancak Türkiye yeni bir yüzyılın başında hâlâ yana yıkıla kendi ordusunun tasallutundan kurtulmaya çalışıyor.

Hazindir ki; artık darbelerle neyin olamayacağı görülmüş olmasına rağmen üniversitesi, yargısı ve anamuhalefeti açık açık darbe çağrıları yapıyor. Kalkınma yolunda Türkiye bu vesayetçi ve militarist cumhuriyetle nereye kadar gidebilir?

Görsel ve yazılı medyada 'kalkınma ve rejim tipi' konularında az da olsa bazı tartışmalar yaşanıyor. Kore ile Türkiye kalkınmasını mukayese eden bazı uzmanlar, 'onlar otoriter rejimle kalkındılar, biz ise demokrasi avuntusu içinde kalkınamadık' demeye getiriyorlar.

Benzer görüşler, Türkiye'de sözde kalkınma iktisadı yapan, Kore uzmanı geçinen birçok bilim adamının ortak kanaatidir. Bu, üniversitenin içine düştüğü içler acısı ideolojik körlüğün apaçık göstergesidir.

Anlamak isteyenler için gerçek soru şudur: Kore, darbecileri ile kalkınırken, Türkiye, darbecileri tarafından neden ve nasıl çökertildi?

Esasen Türkiye'nin demokrasi fantezisi içinde olduğu tezi doğru değildir. Türkiye kısaca demokrasiyi 'gözetim altında açık seçim, gizli tasnif' olarak başlatmış, sonunda 'rey halktan, mutabakat ve yönetim elitlerden' noktasına gelmiştir. Bu halen böyle sürdürülmek istenmektedir. Aldığı reyi, arkasındaki halk iradesini ciddiye alan, gerçekten bir parlamenter irade olduğunu zanneden iktidarlar darbelerle yerlerinden edilmiştir.

Kore'de 1950'den 1990'ların başına kadar darbelerle idare edilmiştir. II. Dünya Savaşı'nın yıkımından uzak kalmayı başaran Türkiye'yi o yılların Kore'si ile mukayese etmek imkânsızdır. (Kore-Türkiye mukayesesi için bkz. http://www.ibrahimozturk.org/linkler.asp) Kore 1950'lerde tam bir sefalet içinde idi. Güney-Kuzey Savaşı ülkeyi darmadağın etmişti. Türkiye o yıllarda ancak Japonya ile mukayese edilebilirdi. (Türk-Japon kalkınması makalem için bkz., http://www.ibrahimozturk.org/sayfa.asp?id=64) İkisi de koptu gitti.

Kore, darbeci General Park Chung Hee liderliğinde 1980'de ithal ikameci sanayileşmeyi başarmış, sanayisini rekabet edebilir ve bu nedenle de dışarı açılabilir bir aşamaya taşımıştı. 1980'lerde bu dışa açılma başarıyla test edildi. 'Demokrasi için uygun kıvam' 1990'larda yakalandı. Şimdi Kore bu alanda bir hayli yol almış durumda.

Konunun çok boyutu var. Ancak iki husus bu yazının özünü oluşturur. Sanayileşmenin bizatihi kendisi bir 'rant' oluşturmaktır. Her ülkede çeşitli politikalarla belli bir kesim için böyle bir rant oluşturulmuştur. Ve bu rant milletin kıt kaynaklarına dayanır. Süreç zorunlu ancak büyük bir sorumluluk gerektirir. Yapamayan altında kalır. Atatürk dönemi de 'yerli burjuva' üzerinden kalkınma adına bu kayırmacılığın tavan yaptığı bir dönemdir. Esas olan, bu rantın hangi takvim ve politikalar eşliğinde istihdam, ihracat, döviz girişi, yüksek kalite, ileri teknoloji kısaca refah artışı olarak halka döndürüleceğidir.

İkinci nokta da şu: Türkiye de Kore gibi darbelerden ve cuntalardan başını kaldıramadı. Ancak Kore'nin darbecisi ile bizim darbecinin farkı şurada: Kore'deki adam, 'böyle gitmez, Kore'yi adam edeceğim' idealizmine baş koyarken, Türkiye darbecisi sermayenin taşeronu ve gardiyanı olmuştur. Sendikaları yok etmiş, nazarlık olarak kurulanları ise Ergenekoncu denetime vermiş, bu yolla dahi sermayeye çalışmıştır. 28 Şubat sürecindeki 'mahşerin beş atlısının' kimler olduğunu unutmayın. Dünyada postal yalamak sadece Türkiye sendikalarına nasip olmuştur. (28 Şubat'ın ekonomiyi çökertme operasyonu için özellikle bkz. 'Bir "Ulusalcı" Söylem Olarak 28 Şubat Süreci ve Sonuçları' http://www.ibrahimozturk.org/sayfa.asp?id=56)

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim