‘Askere daha fazla yetki’, çözümü daha da güçleştirir!

08.10.2008 01:07

Selahaddin E. Çakırgil

TSK, son kanlı baskını izah edemiyor.. Başbuğ, Koşaner ve Iğsız başka alanlarda esaslı nutuk çekiyorlardı, ama, bu konuda ya susuyorlar, ya da doğru olmayan bilgiler veriyorlar..  

300’den fazla kişi, günortası  bir bölük askerin bulunduğu yere ulaşıyor; termal kameralar, vs.. hiçbir istihbarat değerlendirmemesi yapılmamış.. Saatlerce silahlı mücadele oluyor ve 17 asker can veriyor.. Yedek güçler ve hava desteği saatlerce ulaşamamış..

En önemlisi de, bir bölük en azından 200 kişiden oluşur, başında en azından bir yüzbaşının olur.. Hürriyet’in 6 Ekim günü yazdığına göre, 5 komutan vurulunca, askerler başsız kalmış.. Komutanlar,  2 astsubay ve uzatmalı çavuş konumundaki birkaç asker.. Astsubaylar da gencecik.. Hattâ, birisi 21 yaşında.. Harbokullarında savaş san’atı tahsil eden veya komando eğitimleri gören subaylar neredeydi? Onlar, Dağlıca Baskını sırasında bir eğlencede olan Yarbay Dirik gibi bir konumda mıydılar?

Bölgeden bir dost diyor ki: ‘PKK sempatizanları bile, ‘termal kameralardan sadece eşşekler korkar..’ Çünkü, onlar  naylon giymeyi bilmezler.. Naylon giyindin mi veya ıslak bir pardösü veya yağmurluk geçirdin mi üzerine, o kameralar seni göremez..’ diyorlar.. Bu esprili izahı orada bilmeyen yok.. Bir diğer konu: Bölgenin isimleri değiştirilmiş.. Yahu, bu isimler, ayrı bir halkın isimleri değil.. O yörelerin yüzlerce, binlerce yıldır ismi.. Bunları değiştirmenin mânası ne? Askerler, mahallî isimleri değil, yeni isimleri biliyorlar..  PKK’lılar, kendi aralarında mekanları asıl ismiyle telefonda bile konuşuyor ve askerler onları anlamıyorlar.. O yerin adı, ‘Aktütün’ değil, ‘Bezele’dir.’ Diğer yerlerin adı da değiştirilmiş hep..

Pekiy, bunu komutanlar nasıl bilmezler? Em.Gen. Büyükanıt, bir milyon YTL’lik bir zırhlı aracın içinden çıkıp da, halkın karşısında bunun cevabını verebilecek midir?

TSK, yeni yetkiler istiyor.. Olağanüstü Hal istiyor, vs..

Bu talebler, bir çarpıtmadır.. Bu son saldırı da, Dağlıca Baskını da, yetkisizlikten değil, daha başka etkenlerden kaynaklandığı, gün gibi ortada.. 

TSK, ayrıca, yapılacak operasyonlar için Vali’den (sivil bir makamdan) izin alınması mecburiyetinin bile kaldırılmasını istiyor.. Hâlâ, ‘sen-ben, asker-sivil’ güç gösterisi, yani!

Efendim, sorgulamalar ânında, avukatlar bulunmasınmış; haber uçuruyorlarmış örgüte.. Bunlar olabilir de, bunun başka tedbiri yok mudur? Sen kimseye güvenmezsen, sivil güçler de, komutanlara aynı şüpheli yaklaşımı mı sergilemez mi?

Ayrıca, bazı yayınların bölgeye girmesi önlenmeli imiş..

Bu çağda, bu kafa!?. O zaman, bütün cep telefonlarını, televizyon ve radyoları yasaklayın..

Unutulmasın, askere verilen her yetki, geçmişte, milletle askerin arasını soğutmuştur..

Evvelki gün, istihbarat uzmanı Ali Nihat Özcan,  CNNTürk’de, ‘Gümüşhane’deki bir operasyon sırasında yanlışlıkla birçok köylüyü öldürten bir üsteğmenin 25 yıla mahkûm olduğu’ndan  yakınıyor ve ‘Bu durumda, hangi subay operasyon yapabilir?’ diyordu..

Mantık bu.. Yani, vatandaşlar da kazaen öldürülebilir.. Önemi yok!. Bunu Güneydoğu’nun tamamına teşmil ediniz, yıllardır olan bu.. Halk durup dururken soğumadı..

Askere, yeni yetkiler verilmemelidir.. Bu, askerin değil, her insanın içindeki tahakküm arzusunu daha bir azdırır.. Kendilerine verilen vazifeleri, mevcud kanunlara göre yapmayı kabullenenlemeyenler istifa ederler, ayrılırlar.. Yerine, yapacak olanlar gelir.. Ama, ellerindeki silahları yaptırım mekanizması olarak Meclis’e karşı da kullanamamalıdırlar..

Dün Bahçeli, ‘yapamıyacak olan siyasî sorumlular gider, yapacak olanlar gelir..’ diyordu..

Ama, ‘siyasî sorumlular’ı  bilhassa vurgulayarak.. ‘Siyasî olmayan sorumluların gitmesini’ de isteyiniz de göreyim.. Siyasî ekipler mi sürdürecekler, silahlı mücadeleyi?

Bahçeli dün, ‘Irak topraklarında tampon bölge oluşturulması’nı da istiyordu.. Ama, Türkiye topraklarında ‘tampon bölge’ oluşturmayı akledemiyordu.. Sen kendi ülkende başarılı olamıyorsan, orada garantin nedir ya da, meselâ Tunceli de, sınırda mıdır?

Ve tekrar edelim, Irak’daki muhatabımız kolu kanadı kırık ve ancak Amerika’nın emrine göre hareket etmek zorunda kalan merkezî veya mahallî hükûmetler değil, işgalci Amerika’dır..

Halkımız yanıltılmamalıdır.. Bu oyunlar içinde, asıl plan, Amerikan planlarıdır..

KEŞMİR’E İHANET, ZERDARÎ’Yİ DE YUTABİLİR:

 Keşmir, ingiliz emperyalizminin, Hindistan’dan -siyaseten- çekilirken, geride Hindistan ve Pakistan diye iki ayrı ülke ortaya çıkardığı andan, 1947’den beri, daha bir kanayan bir yara..

Pakistan taa baştan yaralı olarak dünyaya getirilmişti; emperyalizmin entrikalarına uygun olarak.. Çünkü, iki parçadan oluşturulmuştu; Doğu ve Batı Pakistan diye.. Doğu Pakistan Bengal Körfezi’ndeydi; Batı Pakistan ise, Pencab Vadisi’nde.. Bu iki parçanın arasında 2000 km.’yi aşan bir mesafe vardı, karadan.. Ve bu mesafeyi bütünüyle Hindistan dolduruyordu.. İki Pakistan arasındaki irtibat ancak, Hind Yarımadası’nın güneyinden dolaşarak ulaşılan ve binlerce km.’yi bulan deniz yoluyla kurulabiliyordu. Bu iki parçalı, garib devlet 25 yıl bile yaşayamadı ve Bengal Körfezi’nde, Şeyh Mucib-ur’Rahman liderliğinde, 1 milyon kadar insan kaybına yol açan bir iç-savaş sonunda 1971’de Bangladeş diye bir ülke ortaya çıktı..

Ve bu iki parçalı Pakistan oluşurken, Keşmir’in hemen tamamı müslüman olan halkı da, Pakistan’la birleşmek istedi, yapılan plebisit / referandumla.. Ama, o zamanki Keşmir Sadrâzamı Şeyh Abdullah, şahsî dostu Mahatma Gandhi ve Pandit Nehru gibi Hind liderleriyle el ele verip, halkın iradesini tanımayıp, Keşmir’i Hindistan’a bağladığını ilân etti.. Keşmir müslümanlarının mücadeleleri, o zamandan beri kanlı şekilde devam ediyor..

Keşmir’in ‘Nara (Âzad-Hürr) Keşmir’ denilen  bir küçük bölümü Pakistan’a bağlı bugün.. Hindistan’da kalan büyük bölüm ise, ‘Pakistan’la birleşme tarafdarı olanlar, Hindistan’la birlikte olma tarafdarı olanlar ve bağımsızlık tarafdarı olanlar’ olmak üzere, üç farklı görüş etrafında şekilleniyor. En güçlü grup, bağımsızlık tarafdarı olanlar ve mücadelede kararlılar..

Keşmir Mes’elesi, 60 yılı aşkın zamandır kanlı bir büyük buhran halinde sürüyor.. 13 milyon kadar nüfusun yüzde 90’ından fazlası, müslüman..  Ve Keşmir için bu zamana kadar verilen çetin mücaledeler, Pakistan’ın içsiyasetini devamlı etkiledi ve birçok lideri de yuttu..

Ancak, bu mücadelelerin özünden ve mânasından uzak bir kişi olarak bilinen ve uluslararası platformlarda ‘Mr. %10’  diye yolsuzluklarıyla ünlü ve geçen ay, Pakistan cumhurbaşkanı seçilen Âsıf Ali Zerdarî’nin, Amerikan ‘The Wall Street Journal'e geçen hafta yayınlanan mülâkatında, Keşmir'deki ‘müslüman savaşçı’ları ‘terörist’ olarak nitelemesi ve keza, Hindistan'ın bir tehdid olmadığını, ABD'nin Pakistan'ın aşiret bölgelerinde El’Kaide ve Tâlibân hedeflerine füze saldırılarında bulunmasına izin verdiğini’ söylemesi Pakistan'da kabul edilecek cinsten değildir ve ülkeyi karıştıracak mahiyettedir. Ve Keşmir, birçok lideri yuttuğu gibi, muhtemeldir ki Zerdarî’yi de yutacaktır..

  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim