1. YAZARLAR

  2. Atilla Özdür

  3. Asker millet...
Atilla Özdür

Atilla Özdür

Yazarın Tüm Yazıları >

Asker millet...

A+A-

İlber Ortaylı, ‘asker millet’liğimizden bahsetmişler...

Peygamber Ocaklığı mı milleti askerleştiriyor, yoksa milletin ‘asker’liği mi, ‘ocağa’ bu özelliğini veriyor...
Prof. İlber Ortaylı hocanın Türkiyelinin niteliğiyle ilgili değerlendirmesi epeyi tenkit aldı... Bizim Hüseyin Öztürk de hatta yerli yersiz, bu değerlendirmesinden ötürü hocaya, ‘darbe yanlısı’ yakıştırmasında bulundu...
Milletin askerliği, Allah’ımızın (CC) seçkin kullarına peygamberlik vermesiyle başlıyor...
Peygamberlerimiz zaman zaman tebligatta bulunmuşlar, birer yol gösterici sivil mihmandar olarak... Zamanı gelince de fiilen kılıç kuşanıp ‘ocak erliği’ anlamında ümmet toplumlarını teşkil eden devletlerinin, savunma kumandanlığını üstlenmemişler...
Rasulullah Efendimiz, sivil disiplinin yanında elde kılıç savunma savaşlarında sevkülceyş planlarını tasarlayıp kıtaatını bölükler, takım ve mangalar halinde stratejik mevzilerde görevlendirmiş...
Bizim Türkiyelilerin de terkibinde yer aldığı ‘tek milletin’ asker milletliği buradan başlıyor... Yine bizim Türkiyelinin cephesinde frak smokini cübbeden, siper-i saikayı da sarıktan ayırdığı ve anayasasından da ‘Devletin dini din-i İslâmdır’ tarzındaki biçimlendirme ibaresini kaldırdığında, nihayete eriyor...
Pakistanlılar ile Afganiler de halen bizimle birlikte zahiren aynı milletten görünür olsalar da, asker milletliklerini hâlâ muhafaza ediyorlar mı, yoksa onlar da terk-i iklim mi ettiler, şahsen bilmiyoruz...

İnsanoğlu, kronik alışkanlıklarından, tutkularından, örf, adet ve töre esaretinden kolay kolay kopamıyor... İlahi disipline nefsini teslim etmek zor geldiği için, Türkiye canibinden olmak kaydıyla, kışlayı hâlâ peygamber ocağı imiş gibi algılamaya devam ediyor...
Bu yanlış algının insanlar üzerinde yarattığı self tatminin derinliğinden istifadeyle, durumdan vazife çıkarma sanatının usta politikacıları da, rejimin anti demokratik yapısının üzerine statükonun uzun solukluluğunu sağlama amacıyla, ‘asker millet’ kamuflajını çekiveriyorlar...
Böylece ‘Peygamber ocaklığı’ da yorum ve değerlendirmede muza benzer şahane bir esnekliğe kavuşuyor. Körün fil tarifine benzer bir şekilde birisi bakıyorsunuz, kışla için Peygamber ocağı plakasını çakarken, bir diğeri kışla Atatürk’ün kışlasıdır gibisinden bir değerlendirmeyi haykırıyor...

Bizim asker millet’liğimizin, bir varmış bir yokmuş’u hatırlatırcasına masala benzer bir söylem olduğu aşikar... Peki ya Afgani’ninkisi nasıl...
Afganiler, kadim ‘Peygamber ocağı’nın nitelikli eski ciddiyetini halen kendi sırtında taşıyor da olsalar, ya da o ciddiyetin ağırlığına tahammül edemediklerinden yükün baskısından kurtulmuş da olsalar, onlarla birlikte tuhaf bir işbirliğine koşulduk...
İki ayrı devletin tek ümmeti olarak bir kez daha tekleşerek, asker millet etiketleri altında, küffara karşı ümmetin selametini sağlamaya çalıştırılıyoruz...
Peki küffar kim...
Taliban mı, Pakistan’nın Karzai’lisiyle Karzai’sizinden hangi birisi...
Bizim ‘Asker millet’in askeri, küffarlığına şartlandığı düşmanının hangisine tetik çekse, yere devirdiği kişi de, ya kendisi gibi kendisinin ‘asker millet’tenliğine inandırılan bir kişi, ya da gerçekten asker millet’in inançlı bir neferi çıkacak...

Pratiklerimize baktığımızda nerelerden dönüp dolaşıp gelsek, bütün yolların Roma’ya çıkması gibi, hep aynı noktaya geri dönüyoruz...
‘Asker millet’in disiplinli topraklarında üretim faaliyetleri ihtiyaç gidermeye yöneliktir... Plan ve programa riayet esastır... Demokrasinin kapitalizminde ise üretim faaliyetleri, ihtiyaç yaratma çalışma ve endişelerini de üretim bandlarında birlikte ateşler...
Kanser uzmanları sağlıklı beslenme için balık tavsiyesinde bulunuyorlar. Prof. Erkan Topuz hoca bilhassa, balık da balık diye ter ter tepinir. ‘Balık amma, dip balığı olmasın’mış. Denizlerin dibini haddinden fazla ve zamanından çok çok önce ağır metal bataklığına çevirmişiz... Mesela mezgit, iskorpit, kefal be benzerlerini tavsiye etmiyor. Yiyecekseniz orta suların temiz fasulyası hükmündeki istavritten ayrılmayın diyor...
Niye derseniz, kapitalizmin durduk yerde insanların kafasını çelip yarattığı suni ve gereksiz ihtiyaçlarını gidertmek amacıyla fabrikalarını fayrap etmesinden...
Daha açıkçası,
Allah’ın ‘Tasarruflu, tutumlu dengeli gidiniz, israfa sapmayınız’ emrine karşı yalın kılıç savaşa kalkan kapitalizm, denizlerin dibini biyolojik hayat için tehlike kaynağına dönüştürmüş...
Asker milletin Peygamber ocaklı laik devlet yöneticileri, mesela Türkiye, derin ve yaygın işsizliğe çareyi, durduk yerde gereksiz ihtiyaç yaratarak gidermeye matuf üretim kararlarında ararken, diğer yandan da, vatandaşlarını gerçek küffar ile birlikte ve onun projelerine uyum sağlayarak azgelişmiş Müslüman toplumlarındaki dindaşlarına karşı gez göz arpacık hattında kapıştırmaya zorlanıyor...
Ahir zaman paradoksu, gel de kahreyleme...
Fax: (0212) 632 83 06

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT