Asker artık eski asker değilmiş, dağılabiliriz arkadaşlar

31.05.2011 13:06

Melih Altınok

AKP, Batı demokrasileri için naif olsa da YAŞ’ta ve referandum sürecinde ülkedeki yegâne patronun halk olması gerektiği mesajını bir çığlık sayılabilecek şekilde ortaya koydu.

“Aman AKP’li demesinler” kompleksinden yakasını sıyıran demokratlar da onca haksız ithamı göze alarak yiğidin hakkını vermekten geri durmadılar, durmuyorlar.

Ancak bu bir biat ilişkisi olmadığı halde Başbakan, aynı çevrelerin kendi meşreplerince hükümetin hatalarını ve eksiklerini dile getirmelerinden pek hazzetmiyor. Bunu da zaman zaman sert bir üslupla ifade ediyor.

Başbakan Erdoğan’ın son dönemde tahammül edemediği konuların başında ise bir süredir seçmene uygun gündemler vesilesiyle verdiği “artık muktediriz” şeklinde son derece tehlikeli mesajların eleştirilmesi geliyor.

Ben de konuyla ilgili olarak bu köşede pek çok yazı yazdım. Geçenlerde de “Mağdur da olabilirisin AKP, senden büyük halk var” başlığıyla, müdahil olmadığı alanlarda hükümete haybeden sorumlulukların yüklenmesine neden olan zamansız zafer ilanını eleştirdim.

Seçim sayılı günler kala Başbakan düzlüğe çıktık vurgunsunun dozunu daha da arttırdı. Son olarak da bazı yayın organları, Aydın ve Muğla mitingleri dönüşünde uçakta gazetecilerle konuşan Başbakan Erdoğan’ın “Asker konuşmuyor, görevini yapıyor, medya tahrik ediyor” sözlerini “Asker artık eski asker değil” şeklinde manşetlerine taşıdılar.

Kuşkusuz ki bir siyasi liderin, partisinin icraatlarının sonuçlarını abartmasında şaşılacak bir durum yok.

Ancak mevzu, yapılan duble yolların vatandaşlarda kendilerini pamuk çuvalının üzerinde seyahat ediyor hissi uyandırması falan değil.

80 yıllık Cumhuriyet tarihinde nice siyasinin kellesini almış, milyonlarca Türkiyelinin hayatını kaydırmış, parlamenter sistemi ve demokrasiyi katletmiş askerî vesayet rejiminin küçümsenmesi.

Kaldı ki demokrat Müslümanlar, Kürtler, Aleviler, solcular o duble yollardan cemselerle işkencehanelere taşınmayacaklarının garantisini henüz tam olarak, hissetmiyorlar.

Dolaysıyla Başbakan “Medya tahrik ediyor” diye yakınsa da AKP’nin bekasından çok çok öte, vatandaşlar için bir ölüm kalım meselesi olan darbe ideolojisinin kuyruğunu bırakmaya bu ülkenin demokratlarının hiç mi hiç niyeti yok.

Tamam, Erdoğan bu sözleriyle daha ziyade açık açık darbe kışkırtıcılığı yapan merkez medyayı ve Aydınlık darbecilerin Sözcü’sünü falan kastediyor olabilir ama demokrat basına da sitem ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Ayrıca Başbakan kadar iyimser olmamak da “gaflet” olmasa gerek. Yoksa tabloyu yanlış mı okuyoruz dersiniz?

Daha dün Balyoz davası kapsamında yargılan mensupları için Türkiye Cumhuriyeti’nin “bağımsız” yargısına resmî internet sitesinden “anlamıyoruz” mesajı gönderen Karargâh, Ruanda ordusuna mı ait?

Belki de 27 Nisan Muhtırası Genelkurmay’ın internet sitesinden silindi de bizim haberimiz yok.

Askerin, devletin mahkemelerinde yasalara uygun olarak yargılanan mensuplarının durumunu protesto etmek için tatbikatları iptal ettiği, yani bir nevi “kazan kaldırdığı” iddiaları da “kâğıt parçalarının” hüsnükuruntusu olmalı. Tıpkı askerî savcılıkta sonradan kabul edilenler gibi.

Yoksa, Referandum öncesi kurulan ve seçim arifesinde de hareketlendirilen beş benzemezden müteşekkil şer ittifakına teveccüh eden kitlelerin çoğunluğunun bir askerî darbeye “sıcak” baktığına dair anketler de hayalimizin ürünü mü?

Bu tartışmanın ne memleket savunmasını üstlenen kuruma güvenip güvenmekle alakası var ne de “düşmanlıkla”. Bizlerin tek talebi, dünyanın pek çok demokrasisinde olduğu gibi “asker bizi döveceğini söylemiyor” diye sevindiğimiz günlerin artık geride kalması.

Farkında mısınız, İspanya gibi darbe rejimiyle hesaplaşmasını bizimle kıyaslanmayacak şekilde kapsamlı kotarmış bir ülkenin eski Savunma Bakanı Narcis Serra bile Erdoğan kadar iyimser değil?

Serra dahi darbeyle hesaplaşma için, muhalefetin ve medyanın da dahil olacağı bir konsensüs oluşturulamadıysa işiniz zor yonca derken, darbeci zihniyetin hâlâ genişçe kesimler için alternatif olarak görüldüğü ve darbenin kurumlarının anayasal güvence altında olduğu bir ülkenin başbakanının çok ama çok rahat görünmeye çalışması size de tehlikeli gelmiyor mu?

“Benimle ordunun arasına girmeyin”

Tarih tekerrür etmez elbette ama bazen aymazlıkların benzerliklere neden olabileceği kanaatindeyim. İşte yakın tarihimizden ilginizi çekebileceğini düşündüğüm bir kesit.

Birkaç gün sonra, 27 Mayıs 1960’ta iki arkadaşıyla birlikte cunta tarafından idam edilecek Menderes makamında çalışmaktadır. Milli Emniyet Teşkilatı Başkanı Ahmet Celalettin Karasapan acil görüşme talebiyle yanına gelir ve “Efendim birkaç gün sonra darbe yapılacak” der. Başbakan sinirlenir. Cevabı da serttir: “Bana böyle ordu aleyhine haberler getirmeyin. Benimle ordunun arasına girmeyin!”

Menderes, kendisine benzer bir uyarıda bulunan Devlet Bakanı Celal Yardımcı’yı kolundan tutarak pencerenin önüne götürecektir daha sonra. Nöbet tutan askerleri göstererek “Bunlar mı bana darbe yapacaklar” diye soracaktır.

Keşke “bir daha asla” demekle asla olsaydı ama...

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim