Aşk ve nefret

28.10.2009 09:03

Mete Çubukçu

2008 Aralık’ta İsrail F-16’larının cehenneme çevirdiği Gazze’yi hakim bir tepeden izlerken, militan-sivil ayrımı yapmadan bölgeye ateş yağdıran F-16 pilotları arasında Konya’da eğitim gören olup olmadığını merak etmiştim. İsrailli pilotların neden olduğu yıkım inanılmazdı, Hamas da işin bahanesi; çoluk çocuk öldürülmüştü. Gazze’deki yıkım olduğu gibi duruyor. İsrail, Gazze’nin inşası için içeriye tek bir çivi bile girmesine izin vermiyor. Hamas’ı cezalandırmak isterken yeniden suç işliyor. Türkiye İsrail krizin ilk ayağında, bunu gerekçe göstererek İsrail ile hava tatbikatının ertelenmesi yatıyor. İkincisindeyse TRT’nin müsamere havasındaki, sorunlu dizisi Ayrılık var.

Evet İsrail, Gazze’de çocukları hedef aldı, çocuklar öldü. Bire bir karşılaştırılmayacak bile olsa Türkiye’nin bu konudaki sicilinin pek parlak olmadığı bilinir. Mardin’de öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın faillerinin bulunmadığı aşikâr, 14 yaşındaki Ceylan Önkol’un nemenem bir bomba ile öldüğü hâlâ bilinmiyor. Birileri de bu konuları filme alırsa “gerekli merciler” nasıl tepki gösterir? Nitekim, Haartez gazetesinden Zvi Ba’rel Türkiye ile İsrail’in arasının bozulmasının nedenlerini araştırırken minik bir hatırlatmada bulunmuş: “Türkiye bir melek değil, yüzlerce Kürt köyünün boşaltıldığı, bazı operasyonlarda hedef göstermeksizin ateş edildiği bir ülke. Belki de bu yüzden İsrail ile arası iyiydi. Ama neyin değiştiği bilinmiyor.”

Türkiye’nin yumuşak karnına çalışan İsrail, arada fark olsa da “biz bizi biliriz” demek istiyor gibi. İsrail’in bu gerekçesinin suç dosyasını hafifletmeyeceği kesin. Ama işin anahtarı son cümlede: “İki ülke arasında neyin değiştiği”.

Aslında değişen çok şey var. En başta 2003 sonrasında Irak’ın işgali ile Ortadoğu’daki dengeler ve eski paradigma. İsrail kendi kamuoyunu hâlâ sürekli tehdit algısı, düşmanlarla çevrili bir ada anlayışı ile ayakta tutmaya çalışıyor. Türkiye bir şekilde açılmaya çalışırken, İsrail içe kapanmaya devam ediyor. Kendi çevresinde değişen dengelerin ve Türkiye ile 1996’da imzalanan askeri işbirliği anlaşmasının dinamiklerinin geçerli olmadığının farkında değil. Farkında olmadığı bir diğer nokta, genel çizgisi bir yana, uzun yıllardır ilk kez bir Amerikan yönetiminin İsrail’e mesafeli durduğu. En azından şu an için Ortadoğu’daki Amerikan ve İsrail çıkarları tam olarak örtüşmüyor. ABD bundan son derece rahatsız. Bu son madde bizdeki İslamcı, ulusalcı, milliyetçi cümle âlem antisemit ve komplo severlerin “dünyayı İsrail yönetiyor” safsatasını da boşa çıkarmak için iyi bir örnek.

Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinde stratejik bir değişikliğe gittiğini söylemek için vakit erken. Türkiye’nin manevrası şimdilik taktik amaçlı. Bu taktik girişim, İsrail’i sadece kendi ekseninde hareket eden bir ülke olmaktan çıkarmayı amaçlıyor. Türkiye’nin buna gücü yeter mi bilinmez ama dönemsel olarak bu taktik bile İsrail’de büyük tepki ve şüphe ile karşılanıyor, Türkiye’nin İslamcı bir hükümet tarafından İslam eksenine kayrıldığı düşünülüyor. Şu anda iki ülke arasındaki “aşk ve nefret ilişkisinin” “nefret” yönü daha ağır basıyor. Ama şu açık: 1996’da en üst düzeye çıkan askeri stratejik işbirliğine konjonktürel açıdan Türkiye’nin ihtiyacı yok. O dönem ordunun iç politikadaki belirleyici gücü neticesinde ortaya çıkarılan “laiklik” kaygısı ile İran’a karşı oluşturulan havadan ve PKK, Abdullah Öcalan bağlantısı ile Suriye’ye yönelik düşmanlıktan artık eser yok. İki ülkenin ihtiyaç öncelikleri değişmiş durumda.

Bir hafta gibi kısa bir süreye sığdırılan Suriye, Irak açılımı, İsrail’le gerilen ilişkiler karşısında birçok kişinin kafası karıştı. Türkiye’nin eski stratejik çizgisinin değişip değişmediği yönünde kuşkular mevcut. Bunun yanıtını Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, birlikte gittiğimiz Suriye’de vermişti. Davutoğlu’na göre “Türkiye bölgede barışa hizmet edecek her girişimin yanında olacak ve elinden geleni yapacak”. Dışişleri Bakanı bölgede bu ılımlı havayı bozacak girişimlere karşı çıkacaklarını söylerken İsrail’i hedef alıyor. Suriye-İsrail arasındaki barış görüşmelerine aracılık eden Türkiye, tüm emeklerinin İsrail’in Gazze saldırısı ile heba olduğunu unutmuş değil. Yaşanan hayalkırıklığı hâlâ sıcaklığını koruyor.

Türkiye, komşuları ile arasını düzeltiyor. Suriye, Amerika’nın da onayı ile şer ekseninden çıktı. Türkiye’nin bunda payı büyük. Irak, İsrail için tehdit olmaktan uzaklaştı. Obama yönetimi Netanyahu hükümetine mesafe koyuyor. Çünkü Netanyahu hükümetinin barış için hiçbir çabası olmadığı gibi, Washington yönetimine yerleşimler konusunda direniyor bile. Tüm bu gelişmeleri “ABD, İsrail ile arasını bozarsa Türkiye’ye dersini verir” şeklinde yorumlayanlar da yanılıyor; an azından şu atmosferde. Tüm bunlar olurken Amerikan yönetimi, krizde Türkiye’den yana tavır koyuyor. Üstüne üstlük Başbakan Erdoğan, 29 Ekim’de Washington’a davet ediliyor.

Uluslararası gelişmelerin o anki dinamiğini yakalayabilen ve mantıklı davranan bir ülkenin attığı adımda korkulacak bir yan yok. İkincisi bölgesel ve uluslararası konjonktür, şu anda Türkiye’nin İsrail’e karşı olan tavrı açısından uygun. Bir yandan Gazze saldırıları sonrası gerilen ilişkiler, İsrail’in Gazze’de insani açıdan bir adım bile atmaması, BM İnsan Hakları Komisyonu’nda İsrail’in suçlanması (Hamas’la birlikte tabii) var. Diğer yandan ise Türkiye bölgede birçok girişimde bulunurken İsrail’in tam tersine uzlaşmaz bir tavır içinde olması, İran’a yönelik tehditlerini devam ettirmesi de Türkiye’nin şu anki dış politika çizgisine ters düşüyor. Türkiye’nin, İsrail ile mesafe koymasının bir başka nedeni ise İran. Ancak olası bir krizde Türkiye de İran’a karşı nasıl bir tavır alacağını belirlemiş değil. Türkiye, Arap ülkelerine ama daha çok Arap sokaklarına “Davos’ta başlayan süreçteki çıkışının devam ettiğini” gösteriyor. Yani bir mesaj da Arap dünyasına yönelik.

Tüm bunlar biraraya gelince İsrail’e karşı tavırda bir beis yok. İçeride ise tabana yönelik mesajlar var. Kürt, Ermeni açılımı derken gündemi biraz daha hoş karşılanacak bir mesele ile meşgul etmek istiyorlar. İsrail ile uğraşmak, Türkiye’de her daim destek görür. Ama bunu Yahudi düşmanlığına kadar götürmek, işin rengini değiştirir. Sınırı iyi bilmek, iyi çizmekte yarar var. Konu İsrail ve Yahudiler olunca nedense AKP ile ilgili bu şüphe hâlâ aşılabilmiş değil.

Özetle eskiden Türkiye, İsrail’i ürkütmemek isterdi, şimdi İsrail’in Türkiye’ye ihtiyacı var. Yine de temkinli olmakta yarar var: Çünkü burası Ortadoğu, yarın ne olacağını kimse bilemez. 

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim