Asit kuyusunda kemik olmak

17.03.2009 20:34

Mine Alpay Gün

Meğer iskeletlere ceket giydirip sandalyelere oturtmuşlar.

Hayaletleri evlerinde ağırlamışlar.

Kayıp çocuklarını annelerin.

Daha divan altlarında bebe patiklerinin bile kaldırılmadığı.

Sandıklarda saklanan zıbınların sahiplerini.

Bir annenin dünyada hazineleri, tırnağının kırığı ile bile değiştirmeye razı olamayacağı çocuklarını.

Öldürüp, daha da vahimi canlı canlı kuyuya atıp da.

Tıpkı Yusuf gibi.

Ne Yusuf'u.

Yusuf'un kuyusunda asit mi vardı.

Çöl rüzgârları ile efil efil, Yusuf'un kuyusu bir lüks konut.

Kayıp kuzularını kuyularda arayan annelerin dudaklarında kırık bir çığlık şimdi.

Önce yüzünü mü korumak istedi kızgın yakıcı asitten, kuyu duvarına yapışmış elinin bir boğumluk parmak kemiği.

Ya da eriyen etinden, kemiğinden geriye kalan en şanslı uzvu mu idi kuyu kirişine sarılmış altın renkli saçları.

Toprağın çürütemediği saçlarını, asitte örseleyememişti.

Ki ne kadar severdi annesi, yitik bebeğinin saçlarını.

"Ben ölem yavrum, anen sana kurban ola" derdi.

Ana da tasa dağ gibi; kuyuları açanlar acep iyice baktılar mı, kuyu duvarına yapışmış, asitten kaçmış bir göz, bir kirpik, bir çığlık duruyordur mutlaka orada.

Tanımışdır ana herkeslerden önce, son giydiği kot pantolonun parçasını.

O gün hâlâ dün gibidir.

Yitik nedir bilir misiniz?

Ölümden beterdir.

Bir tek gece acaba gözlerini kapatıp uyuyabilmişler midir?

Nerededir acaba can yitiği.

Hani getirseler cesedini.

Al kendi ellerinle göm deseler.

Bu kadar acı olmayacaktır belki.

Ama yavrularının cesetlerini de çalmıştır, katillerin en korkunçları.

Şimdi rüzgâr her dokunduğunda bacaya.

Köpekler uluduğunda telaşla.

Bahçe kapısına bir dal çarptığında.

Geldi diye sokağa koşmaları anaların.

Duydum geldi yavrum, kapıyı çaldı, "aç kapıyı anne geldim", o ses rüzgâr değildi, onun sesiydi.

Köpekler niye bu kadar telaşlı ulumuştu, gelmişti.

İyice katranlaşan bir acıda evlat beklemek.

Sağ ya da ölüsünü dilemek.

Şimdi o asit kuyularında dağlanmaktadır anaların yürekleri.

Akılları çıkarılan kemiklerdedir.

Acep çıkardıkları kendi canları mıdır?

Asitin eritemediği kumaş onun göğsüne yapışmış gömleği midir?

Ya da asitten kaçıp kuyunun karanlık duvarına yapışan o elmacık kemiği, yavrusunun mudur?

Toz olmuş kaval kemiklerinde nasıl DNA testi yapacaklardır.

Ah o anaların akılları nicedir o kuyulardaydı.

Silopi uyumuş, Şırnak uyumuş onların gözlerine uyku girmemişti.

Binlerce kez söylemişlerdi, gerçek olmasın diye dua etmiş ama "çağalarımızı o kuyulara attılar" diye acıyla dövünmüşlerdi.

Kimseler duymamıştı.

Şimdi açılmıştır da analarda yine o kaygı, geç kalındı, asit yapacağını yaptı kayıp yüzlerce gencin kemiğinin külü bile kalmadı.

Ya da kuyuları temizleyip de mi açtılar.

Yine mi bulunmayacaktır evlatları.

Bir ülkenin kaderi ile kuyu kadar karanlık adamların oynadığı.

Sularını zehirlenip, dağlarını asitle erittiği.

Çiçekli kırlarını havaya uçurup,

Yeşil yıllarını yaktığı.

Saçlarının altın örgülerini kestiği.

Kandan mücevher damıttığı.

Ölülerle, hayaletlerle, kemik külleri ile acılı anaların gözyaşı ile siz nasıl cennet kadar güzel bir ülkeyi mahvettiniz böyle.

MİLLİ GAZETE

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim