1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Asır-Der'de "Gaybi Konularda Ölçü" Semineri
Asır-Derde Gaybi Konularda Ölçü Semineri

Asır-Der'de "Gaybi Konularda Ölçü" Semineri

Küçükköy Asır-Der'de Musa Üzer'in anlatımıyla "Gaybi Konularda Ölçü" konusu işlendi.

A+A-

Asır-Der ve Özgür-Der’in Küçükköy’de ortak düzenlediği aylık seminerlerde bu ay; Musa Üzer, “Gaybi Konularda Ölçü” konulu bir konuşma yaptı.

Gayb’ın duyularımızla müşahede edemediğimiz alanı ifade ettiğini, bu temanın Kur’an’da sıkça işlendiğini ve gayba iman etmenin müminlerin belirleyici özelliklerinden olduğunu belirterek konuya giriş yapan Üzer, öncelikle,“gayb”ın belirlenmesinde kullanacağımız ölçüyü doğru seçmemizin neden önemli olduğuna dair, özetle şunları söyledi:

İlk olarak, Müslümanların gayb alanıyla ilgili algıları, tasavvurları doğrudan itikatlarıyla bağlantılıdır. İtikadımızı şekten ve şüpheden arındırmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlarsak, gayb alanın da doğru konumlandırılmasının ne derece bir öneme haiz olduğunu daha rahat anlayabiliriz. İkinci olarak, gayb tasavvurumuz; günlük hayatımızla, hareket metodumuzla, yaşam pratiklerimizle ciddi bir ilişki içindedir. Gaybe bakışımız sahihleştiği oranda, olaylarla, yaşananlarla ilgili doğru tavırlar almamız ve uygun pratikler geliştirmemiz mümkün olacaktır.

Esasen gaybe yönelik bir merak içinde olmak fıtri bir durumdur. İnsan, doğası gereği duyularıyla algılayamadığı alanlar hakkında bilgi sahibi olmak ister. Aynı zamanda insanın bu özelliği, Allah tarafından bir imtihan aracı tayin edilmiştir. Yani gayb alanında nasıl hareket edeceğimiz, Allah’ın bildirdiği kadarına inanıp inanmayacağımız, hakkında bilgi sahibi olmadığımız şeyler hakkında konuşup konuşmayacağımız, zanlarımız üzerine mi, sahih bilgilerimiz üzerine mi bir hayat süreceğimiz, bu imtihan sahasının bazı cüzleridir. Kur’an’ın yerdiği, eleştirdiği insan tiplerinden bir tanesini de, gayb hakkında bilgisi olmadığı halde ileri geri konuşan ve zanları üzerine hareket edenler oluşturur.

Üzer, buradan itibaren, gaybın çeşitlerini ve bu konuda neyi ölçü kabul etmemiz gerektiğini anlatarak konuşmasını sürdürdü:

Gayb konusunda üç farklı alandan bahsedebiliriz:

1) Mutlak gayb (Bu alan peygamberler dahil kimseye açık değildir. “Alemlerin Rabbi” terkibindeki alemlerin tam manasıyla mahiyeti, kıyametin ne zaman kopacağı, cennete kimlerin (isim vererek) gireceği gibi konular, Rabbimiz tarafından kimseye bildirilmemiştir.)

2) Vahiy yoluyla peygamberlere bildirilen gayb (Cennet, cehennem, ceza gününün mahiyeti, meleklerin bazı özellikleri gibi konular bu alanın içindedir.)

3)İzafi gayb (Bu alanda yaşanan, müşahede edilen hayat ile gayb alanı iç içe geçmiştir. Dolaylı yollardan bilgi edinebildiğimiz ve kişilerin yeteneklerinin belirleyici olabildiği alandır. Örneğin; anne karnındaki çocuğun cinsiyetini öğrenebilmemiz, ay ve güneş tutulmalarını önceden tahmin edebilmemiz gibi.)

Gayb alanı, her ne kadar salt inançla alakalı olup soyut düşünce sahalarını ilgilendiriyor gibi gözükse de yaşanan hayatla kopmaz bir bağ içindedir. Gaybe imanımız; yeri geldiğinde gücümüze güç katan, bizi zorluklara karşı destekleyen, korkumuzu ve hüznümüzü giderip imanımızı kuvvetlendiren bir ‘özne’ olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki, hem inanç hem de eylem alanında doğru konumlandırılması bu derece öneme sahip bir mesele hangi kaynağa yönelip öğrenilmelidir?

İtikadımızı oluştururken dikkat ettiğimiz şekten ve şüpheden arınmış olma hâli, gayb alanının belirlenmesinde de geçerlidir. Nasıl ki itikatta “subut-i kati” (varlığı tartışmasız, kesin olan) ve “delalet-i kati” (neyi işaret ettiği, ne demek istediği tartışmasız belli olan) kaynaklar üzerinden bir sistem kurmak zorundaysak aynı şekilde gayb alanında bu metoda göre hareket etmek durumundayız. Bu özelliklere sahip hangi kaynak, imkân ve araçlara sahip olduğumuzu düşündüğümüzde, karşımıza Allah’ın kitabı, kendisinde şüphe bulunmayan Kur’an çıkmaktadır.

Peygamberlerin, gayb alanında söz söylemek konusunda hangi konuma oturduklarını bize şu ayet açık şekilde bildirmektedir:

“O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak seçtiği resûller başka.” (Cin 26-27)

Bu ayete ve diğer birçok ayete (9;64,101 , 47;30, 63;8…) baktığımızda peygamberlerin kendi çabalarıyla ulaştıkları herhangi bir gayb bilgisine sahip olmadıkları, onların insanların kalplerinden geçenleri bilmedikleri, Allah’ın bildirmesi dışında bir bilgileri olmadığı açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Toplumda itibar gören geleneksel kitaplara baktığımızda ise Kur’an’da olmayan gayble ilgili konuların sıkça yer aldığını görüyoruz. Hz.İsa’nın tekrar dünyaya gelmesi, mehdinin gelip gelmeyeceği, ahretteki şefaatin mahiyeti, dünyanın yaratılışı gibi konularda Allah’ın bildirmediği şeyler söylenmektedir ya da bildirilen şeylere bir şeyler eklenmektedir.

Gayb alanını anlamlandırmada yaşanan bu sıkıntıların nedenini sorguladığımızda, başka inanç ve kültürlerden dinimize bulaşan yanlış anlayışlar olduğu gibi, insanların heva ve heveslerine uyarak açık nassları çarpıtmalarını görüyoruz.

Gayb alanınına merakın insan fıtratıyla alakalı olduğunu ve Allah tarafından bir imtihan vesilesi kılındığını belirtmiştik. İnsan sürekli gerçeğin kendisine bildirilmeyen kısmını merak eder, bunun peşinde çeşitli arayışlara girer ve tabir yerindeyse fotoğrafı tamamlamaya çalışır. Aynı zamanda gayb alanının bir cazibesi, bir çekiciliği de söz konusudur. Örneğin yürüyen, yemek yiyen, konuşan bir peygamberden/önderden ziyade uçan ve doğaüstü davranışlar gösteren bir peygamber/önder tasavvuru insanların duygularını harekete geçirebilmektedir.

Kur’an’a ve Rasulullah’ın ilk inen ayetlerden itibaren toplumuyla verdiği mücadeleye baktığımızda gayb alanının doğru anlaşılmasının ne derece bir öneme haiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Kur’an ilk inen ayetlerle birlikte siyasal, sosyal, ekonomik alana müdahele ederken cennet-cehennem, ahiret, Rab, melekler gibi konularla da ciddi manada ilgilenmiştir. Çünkü yaşanan hayatla gayb tasavvuru doğrudan bağlantılıdır.

Gayb alanını doğru konumlandırmak konusu sadece İslam alimlerince, mütekellimlerince sorun olmamıştır. Batı’dan düşünürler de bu konuyla yoğun bir biçimde ilgilenmişlerdir. Ancak gerek İslam felsefesinde gerek de Batı düşüncesinde -Batı’da belki Kant’ı istisna tutabiliriz- bu konu, birçok zaman doğru anlaşılamamış ve gereksiz spekülasyonlar üretilmiştir.

Günümüzde yaşanan bazı tartışmaları anlamlandırmak bakımından şu iki ayet yolumuzu aydınlatmaktadır:

Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık  ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.” (74;31)

(İnsanların kimi:) «Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir» diyecekler; yine: «Beş kişidir; altıncıları köpekleridir» diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) «Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir» derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme. (18;22)

Gayb alanının doğru anlaşılması açısından “bilginin mahiyeti ve kaynağı” da aydınlatılması gereken bir konudur.

Bilgiye ulaşma yollarını genel olarak üçe ayırabiliriz:

1) Bizzat yaşayarak, gözlemleyerek öğrenilen bilgi

2) Eserinden, işaretlerinden yola çıkarak kaynağa ulaşma şeklinde; örneğin, güneşin ışığından güneşin var olduğunun bilgisi

3) Kesin/yakıni şekilde haber verilen bilgi, Bu bilgi türünde vakıa ile irtibatlı herkesin vakıa hakkında aynı şeyi söylemesi esastır. Örneğin, Rabbimiz tarafından Kur’an’da açıkça bildirilen ayetler.

Gayb alanını doğru kurmamız için de üçüncü tür bilgiyi (muhkem Kur’an nasslarını) kullanmak durumunda olduğumuz anlaşılmaktadır.

Kur’an’ın bize bu konudaki telkinlerini de şu şekilde özetleyebiliriz:

Gaybi konulara yaklaşımda vahyi esaslar dikkate alınmalı, bu konudaki “ilim, yakin, zan, muhkem, müteşabih, te’vil, hars, şüphe, şek, heva, hikmet” gibi kavramların hem Kur’an’daki anlamları netleştirilmeli hem de lugat (terimsel) manaları kavranmalıdır.

Gaybi konularla ilgili “gaybe taş atmama” (34;53) bilincini kuşanarak muhkem nasslar dahilinde düşünmeli “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez” (5;116), “Hakkında ilmin olmayan bir şeyin ardınca gitme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunlardan sorumludur.” gibi ayetleri dikkate alarak inanç ve eylem dünyamızı şekillendirmeliyiz.

Program katılımcıların soru ve katkılarıyla son buldu.

Haksöz Haber - Mücahit Gökduman

kucukkoy_asirder-(3).jpg

kucukkoy_asirder.jpg

kucukkoy_asirder-(2).jpg

 

HABERE YORUM KAT

2 Yorum