Asır-der'de Emanet ve Sorumluluk Konulu Seminer

24.03.2014 12:50
Asır-der'de Emanet ve Sorumluluk Konulu Seminer
Gaziosmanpaşa Özgür-der girişiminin Asır-der ile orataklaşa düzenlediği, 'Kur’an-da emanet ve sorumluluk ilişkisi' konulu seminer Sinan Ön tarafından sunuldu.

Programda özetle şu konulara değinildi;

1.Kavramın anlam alanı ve kapsamı

Sözlükte emniyet ve güven içinde olmak, başkasının hukukuna riayet etmek, sorumluluktan kurtulmak gibi anlamlara gelir. Kişinin yapmakla sorumlu  olduğu vazifelerin şuurunda olmasıdır. Bu da genel olarak Allah’ın emir ve yasaklarına göre hareket etmektir. Sahip olduğumuz tüm maddi ve manevi değerler vazifeli olduğumuz tüm sorumluluklar emanet kapsamı içerisinde ele alınmalıdır. İlim, Kur’an, akıl, namaz, ölçü, aile, bedenimiz, mal, ömür birer emanettir. Mükellef kişi her emanetin korunmasından ve emrolunan yer ve biçimde kullanılmasından sorumludur.

Aslında emanetin kapsamını insanın Rabbine, nefsine ve eşyaya karşı sorumlu olduğu 3 husus vardır. Rabbine karşı; O’nu birlemek, ortak koşmadan ibadet etmek, her zaman O’nu görüyormuş gibi davranmakatır. Nefsine karşı sorumluluğu; Allah’ın emrettiği yerde kullanmak, yasaklardan uzaklaşmak, dünya ve ahiretteki tehlikeelerden uzak tutmaktır. Topluma karşı sorumluluğu ise; Toplumun hakkını gözetmek, insanları aldatmamak, eşyaya zarar vermemek,başkasının hukukunu zayi etmemektir.

Emanet kavramı emin, eman ve iman ile aynı kökten “emn” kökünden gelmekte olup güvenmek, güven vermek, emin olmak, emin kalmak anlamlarına gelir. Kavramın iki yönlü bir anlam boyutu bulunmaktadır. Tekil olarak incelendiği zaman; emin olmak, korkmamak, güvenmek ile emin etmek, korkutmamak, güven vermek anlamlarına gelmektedir.  Buna göre “emn” kökü hem korku hemde itimatsızlığın zıddıdır.  “onları korkudan güvenli kıldı.” Ayetinde olduğu gibi...

2.Emanet ayetleri ve yaklaşım biçimleri;

Emanete riayet etme özelliği felaha erecek müminlerin özelliklerindendir. ( Mearic 32) Emanet denilince akla gelen genel olarak somut eşyalar olmakla beraber Kur’an-da sadece Bakara suresi 283. ayette maddi kıymet ifade eden eşya anlamında kulllanılmıştır. “ Ehli kitaptan öylesi vardır ki; bir yük altın emanet etsen onu sana iade eder. Öylesi de vardır ki; kendisine tek bir dinar emenet etsen, başında dikilip ısrarla istemedikçe sana iade etmez.”  Bu ayet dışında Enfal 27, Nisa 58-59, Ahzap 72 ayetlerinde kastedilen emanet nedir hep beraber inceleyelim...

 “Ey iman edenler! Allah’a ve resulüne hiyanet etmeyin, aksi taktirde bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz” (enfal 27)

 Emanetin iman, emin ve eman ile aynı kökten geldiğine daha önce değinmiştik. Bunun yanında islamın beş temel hedefinin can, mal, namus, akıl ve inanç güvenliğini sağlamak olduğunu hatırlamalıyız.

İman, uhrevi azaba karşı sahibine emniyet telkin ettiği gibi, gerek imansızlardan gerekse müminlerden gelebilecek dünyevi tehlikelere karşı güven telkin etmektedir. İman eylemi iman eden kişiyle mümin toplumun emanlaşmasıdır. İman eden kişi mümin toplumun bir üyesi haline gelir. İman etmekle inandığı değerleri koruyacağı yönünde garanti vermekle beraber mümin toplumun iman edene eman vermesidir.  İmansızlara karşı kendini güvence altına alan mümin kendisi gibi müminlerle kardeş olmakta onlardan gelebilecek tehlikelere karşı emniyet altına girmektedir. Bunun yanında emanda sebat etmemesi yani topluma karşı had cezası gerektirecek bir fiil işlemesi durumunda bu eman kaldırılır ve gereken ceza uygulanır. Enfal 27’de iman ederek toplumla emenlaşanlara Allah’a ve resulüne ihanet yasaklanmış aksi halde bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz denilmektedir.

Bu ayetin konusu içerisinde “ahde vefa” kavramıda bulunmaktadır. Ahde vefa emanetle birbirini tamamlayan bir unsurdur. Kur’an-da Allah’ın bir vasfı olarak sunulmuş, “Allah’ın vaadi haktır. O vaadinden asla dönmez.” buyurulmuştur. Yine de ahde vefa 23/8 ayetinde şöyle ifade edilmiştir; “müminler emanetlerini ve verdikleri sözü yerine getirirler.” Müminin vasıflarından birisidir, emanete karşı sorumlu davranmak ki insanoğlu bu vasfı ile Allah’ın emanetini taşımaya ehil bir varlıktır. Bilir ki imanı emanetin korunması ve hassas olunmasını emreder.  Emanete ihanet etmek, emanetler konusunda titiz davranmamak ise münafıkların özelliklerindendir.

“Allah size emnetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmederken adaletle davranmanızı emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Allah gerçekten işitir ve görür. Ey iman edenler Allah’a peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Herhangi bir hususta çekişecek olursanız onu Allah’a ve resulüne arz edin.” (Nisa 58-59)  

Emaneti ehline vermek, genel bir ilke evrensel bir hüküm olmakla beraber ehli kitap bağlamında aktarılmıştır. Müşriklerin mi yoksa hz. Muhammed’in mi doğru yolda olduğunu soranlara ehli kitap alimleri, “bunlar iman edenlerden daha doğru yoldadır.” diyerek kendilerinde olan ilim emanetine ihanet etmişlerdir. Bu kişiler kendilerinde emanet edilen vahyi bilgiye uygun hareket etmeye çağırılmaktadırlar. Yani ayet her türlü emaneti kapsamakla beraber burada; “Allah emanetleri ehline vererek Muhammed’in peygamberliğin  tanımanızı ve hangisi hidayette hangisi dalalette aralarında hükmederken adil davranmanızı emreder.” denilmektedir. Nuzül ortamı ve diğer ayetlerin bağlamından çıkan sonuç bu olmakla beraber, bu ayet genel olarak yönetim ve yönetmekle alakalı olarak yorumlanmış ve uygulanmıştır.

Cemiyet yaşamanın asgari ölçüsü, insanların siyasi hukuki, iktisadi ve ahlaki ölçülere riayet etmeleridir. Siyaset en kaba tarifi ile iktidarı elde etmei iktidarı kullanma veya kullanma faaliyetlerine katılma olarak tarif edilebilir. İslam dininin siyaset hedefinde değişmeyen kaide insanların dünyevi ve uhrevi saadetlerine vesile olmaktır. Kendine sahip olamayan, ruhuyla bedeni, dünyasıyla ahireti, işiyle ibadeti arasında denge kuramayan hayatı sadece yeme içme, eğlenme, para kazanma çerçevesinde düşünen kişilerin ehliyet sahibi olamayacağı açıktır. Dolayısı ile siyasi tercih, hakimiyet ve iktidar meselesi hem itkadi hem ameli bir çok hükmü beraberinde getirir. İslamda hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’a aittir. İktidar emaneti, emanet sahibi insanoğluna verilen emanetlerden sadece birisidir. Bu yüzden hesap gününe inanan hazırlanan bir mükellefin zulme ve fesada sebep olan bir küfür ahkamına razı olması mümkün değildir.

Emaneti ehline vermek ayeti; biri açık ikisi zımmı 3 emri içerir. 1. ey emanet dağıtma makamında olanlar! Emaneti yandaşlarınıza, akrabalarınıza, dindaşlarınıza değil kim o işe ehil ise ona verin! 2. ey emaneti almaya aday olanlar! Emanete ehil değilseniz, emanete talip olmayınız. Emaneti istemeden önce ehliyet isteyiniz ve ehil olmaya gayret ediniz. Ehliyet sahibi olursanız o sizi bulur! 3. ey emanete aday olmayanlar! Emanete ehil olduğunuz halde emaneti üstlanmekten kaçınmayın.kaçtığınız için ehil olmayan ellerde zayi olursa sorumluluğa ortak olursunuz!

“işin gerçeği Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk;  onlar ona ihanetten korktular ve üstlenmekten kaçındılar. Nihayet onu insan yüklendi. Ne varki oda zalim ve cahil biri olup çıktı.” (ahzap 72)

Allah emanetini tüm varlıklara sunmuş yani yüklemiştir. Bu yemek yermisiniz şeklinde bir teklif değil aksine ister istemez, gönüllü gönülsüz mutlaka yerine getirilmesi gereken bir buyruktur. (fussilet 9-12) Kur’an tüm varlıkların hakkı tesbih ve secde etmelerini buyurur. Hac 18 de olduğu gibi bunun tek istisnası insanoğlu olup müşrik ve münafıklara bu yüzden azap edilecektir. Hakka diğer varlıklar gibi itaat etmedikleri için. O zaman ayetin mealini şöyle yaparsak doğru olur kanaatindeyiz.

“Allah ve resulüne itaat eden gerçekten büyük bir başarı elde etmiş olur. Biz bu itaat emanetini göklere, yerlere ve dağlara sunduk da büyük bir hassasiyet göstererek onu üzerlerinde tutmaktan şiddetle kaçındılar (yani emrimize ram olup secde ettiler.) insan ise emaneti üzerinde taşımakta, eda etmemekte, yani gereğini yapmamaktadır. Çünkü gerçekten cahil ve sürekli yanlış davranan bir zalimdir. İşte bu yüzden münafık ve müşriklere azap edilip, müminlerin tevbeleri kabul edilecektir. Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir. (ahzap 71-73)

Bu ayet bir çok alimi meşgul etmiş, üzerinde düşünmeye ve anlamaya yönelik çalışmaya sevk etmiştir. Ali Tantavi; melekler Allah’a isyan etmeden emrolundukları gibi hareket ederler. Güneş kendine çizilen yörüngenin dışına çıkmaz, suyu oluşturan oksijen ve hidrojenin oranı bellidir. İnsan ise tüm varlıklardan farklıdır. Allah ona akıl ve irade vermiş iki yol göstermiş, istediğini yapabilmek için seçme hürriyeti bahşetmiştir. Buna göre ayette geçen emanet ifadesi insanı cennete veya cehenneme götürebilecek fiilleri yapabilme iradesidir. demiştir.

“insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Bu yüzden emaneti ifa edecek olanlar Kur’an-la inşa olmuş benliklerdir. Emnaneti yüklenmek, insanın kendisinde içinde bulunduğu Kur’an, kainat ve hadisat kitaplarına vahiy referanslı okuyarak ve her an güncelleyip gereyince amel etmektir. Bu eylemi insandan başkası yüklenemez. Rabbimiz eğer biz Kur’an-ı bir dağa indirmiş olsaydık, onun Allah’a saygıdan boyun eğmiş bir halde yarılıp eridiğini görürdün (59/21) diyerek emanet olan iradenin ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu beyan etmiştir.

İşte emanet böyle ağır bir yüktür. İnsan önce onu üstlenmiş sonra unutup savsaklamıştır. Kur’an-la sonlanan tüm vahiylerin merkezindeki ortak amaç emanetin hatırlatılmasıdır. Kur’an insana bu vazifesini hatırlatan ve yollarını gösteren ilahi bir müfredattır ve insana mükafatın yolunu göstermektedir.

Ne varki insan çok zalim ve cahildir neden? Emaneti üstlenen insan üstlendiği emanete sadakat göstermezse bu sıfatları hak eder! Ayetin son cümlesi hemen hemen tüm meal ve tefsirlerde “çünkü insan çok zalimdir ve çok cahildir” diye anlaşılmış ve çevrilmiştir. Bu anlayış iki nedenle reddedilmelidir. 1. insanın Allah’ın teklifini kabul etmesinin gerekçesi olarak, çok zalim ve çok cahil olduşunu gösterdiği için 2. çok cahil ve çok zalim sıfatlarını insanın tercihinin bir sonucu olarak değilde yaratılışın bir sonucu olarak taktim ettiği için.

Bu bakış Pavlus hristiyanlığının “ilk günah” doktorinine benzemektedir ki insanı fıtraten bozuk ve kötü olarak kabul etmektedir ve bu reddedilmelidir. Allah emaneti ehline vermemizi emreder. İnsanlara  emaneti ehline vermeyi emreden Allah en büyük emaneti olan iradeyi yaratılıştan “çok zalim ve çok cahil” birine verir mi? O zaman kendisi emaneti ehil olmayan birine vermiş olmaz mı? Rabbimiz bundan münezzehtir!... 

3. Emanet iman ilişkisi

Emanet kavramının temel anlamı güvenilir olmaktır. Bu vasfı taşıyan insanlara “emin” denilir. Allah insanları imana davet edecek olan elçilere “şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.” Dedirterek, bu vasfı vermiştir. Mümin insanlara güven veren, elinden ve dilinden selamet duyulan kişidir. İnsanlara fayda sağlamak, zarar vermemek, zahmete koşmamak müminin vasıflarındandır. İman Allah’ın itimadına layık olmanın asgari şartını ifade eder. İnsan bu asgari şartı kendi özgür iradesi ile seçer. Bu yüzden imanın öznesi kulun kendisidir. İman ilk meşruiyetini kulun bu özgür iradesine bağlı seçiminden  alır. Farzı muhal kişi “benim imanım değil ama falan benim yerime imanı seçmiş ve o yüzden ben müminmişim derse”  bu iman onun imanı değil, seçenin imanı olur. Kendisini iman sahibi olarak adlandıramaz.

Allah’ın sıfatlarından birisi de “el emin’dir” Allah insana güvenmiş ve ona iradeyi emanet etmiştir. İnsanda Allah’ın ilahi güvenine layık olmalı ve mümin olduğunu göstermelidir. Eğer insan kendisine karşı mümin olup güvenen Allah’a mümince bir güven duymazsa, bu Allah tarafından küfür olarak algılanacaktır ki küfür büyük bir nankörlüktür.

4. Emanet ve sorumluluk ilişkisi

Her bilinç bir sorumluluğa gebedir. Dolayısı ile de emanet bilinci de bizde bir sorumluluk ahlakı inşaa eder. Rabbimiz ölümü ve hayatı bizleri sınamak için yaratmıştır. Bunun anlamı; güvenlik ve mutluluk farklı bir ifade ile emanet bilinci ve sorumluluğudur. İnsanın irade sahibi oluşu dilerse yanlışı, kötüyü, ihanet ve zulmü tercih edebilme hürriyeti başlı başına bir emanettir.

Zayıf kuvvetliye, halk yetkiliye, memur amire, kadın kocaya, çocuk anne babaya, sakat sağlama, kör görene, sağır duyup konuşabilene, yetim akrabaya, doğa insana, fakir zengine, mal sahibine, kişi kendisine bu dananımı sebebi ile emanettir. Emaneti hayırda buluşturmak, kutsal dava olarak insanın omuzlarında bir sorumluluktur. Bu emanetin idrakine varmak, irademizi bu yönde kullanmak yaratılış gayemizin sonucudur.

Allah insanı keremli ve değerli yaratmıştır. Bunun nedeni ona verilen özgür irade, kavrama yeteneği, kişisel girişim, ve sorumluluk yüklenmedir. Kişinin bunun farkına varması ve sorumluluğunu yerine getirmesi değerini arttırır. İnsan akıl, gazap ve şehvet duygularına sahip bir varlıktır. Bunların ifratı (haddi aşma) tefriti (normalin altında kalma) ve vasat halleri vardır. İstikamet için vasat mertebeyi korumak, ifrat ve tefrite düşmemek gerekir.

Emaneti taşımak, sorumluluğun bilincinde olmak aklı hikmetle, gazabı adaletle, şehveti ise iffetle korumak ve bunları meleke haline getirerek yaşamakla mümkündür. Emaneti ancak bu şahsiyetler taşıyabilir. Emaneti yüklenecek kişi hem emin hemde onu taşıyabilecek  donanıma sahip olmalıdır.

Akıl gazap ve şehvet kuvvetlerinin kontrol edilip vasatta tutulabilmesi irade ve sorumluluk ile mümkündür. Bu vasıflar insanı emaneti taşıyabilme konusunda zinde tutan iç dinamiklerdir ve önde gidenlerin vasfıdır.

4. Sonuç

Sonuç itibari ile bize yüklenen en büyük emanet irade emanetidir. Bugün ümmetin içine battığı kadercilik bataklığı irade emanetine ihanettir. Şöyle ki;

Allah, dilediğim iman eder, dilediğim küfreder demedi. Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin (18/29) dedi.

Allah hidayetiniz ve delaletiniz yazgıma bağlı demedi. Kim hidayete ererse kendi lehine, kim delalete saparsa kendi aleyhine sapmış olur (17/15) dedi.

Allah isteyip istememeniz fark etmez ne yazdımsa o demedi. Benden isteyin ki vereyim(40/60) dedi.

Allah sizler benim yazdığım istikamette gitmek zorundasınız demedi. Dileyen istikamet üzere yol tutsun (81/28) dedi.

Allah başınıza gelen benim size yazdığım yüzündendir demedi. Kendi yüzünüzdendir ( ali imran 165) dedi.

Allah biz her insanın çabasını kendi kaderine bağlı kıldık demedi. Tam tersine biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık (17/13) dedi.

Allah ben değiştirmezsem siz değiştiremezsiniz demedi. Kendi nefsinizde olanı kendiniz değiştirirsiniz(13/19) dedi.

Allah benim imanı ve salih ameli yazdıklarım kurtulmuştur demedi. İman edenler ve salih amal işleyenler kurtulmuştur.( 113/3) dedi.

İnsanoğlu ihanet üzerinedir. Cahildir, nankördür. Bu cahilliği ve nankörlüğü emanete gereği gibi sahip çıkamamasındandır.Kadercilik yaparak irade emanetine, taklitçilik yaparak akıl emanetine, asabiyet yaparak makam emanetine, saltanat ile hilefet emanetine, dünyevileşerek servet emanetine, tek dünyalı bir ömür yaşayarak hayat emanetine ihanet etmektedir...

Program katılımcıların soru, cevap ve katkıları ile son buldu.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim