1. YAZARLAR

  2. Gülay Göktürk

  3. Asıl ihtimal Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesidir
Gülay Göktürk

Gülay Göktürk

Yazarın Tüm Yazıları >

Asıl ihtimal Anayasa Mahkemesi’nin reddetmesidir

A+A-

Hele biraz durun bakalım; nedir bu acele böyle? Sanki Ak Parti hakkında yazılan iddianameyi Anayasa Mahkemesi'nin kabul edeceği kesin de, daha şimdiden "kapatıldığında" olup bitecekler üzerinde spekülasyona başladı kimileri.

 Uzun uzun, ballandıra ballandıra kapatılma sonrası süreç anlatılıyor; hatta hatta "kapatıldığında" ortaya çıkacak ara rejim için bazı isimler lanse etmeye bile başladılar. Bunu sadece "haberci" aceleciliğiyle ya da yorumda öne geçme gayretiyle açıklayabilir miyiz? Bence hayır... Bu bir psikolojik savaş taktiği. Hesaplıyorlar ki, "kapatılırsa ne olur" lafı ne kadar çok dönerse ortalıkta, ne kadar çok konuşulursa, kapatılma fikrine o kadar alışır toplum. İlk duyduğu anda inanılmaz gelen rezaleti kanıksamaya başlar. İsyanın yerini tevekkül alır. Toplum psikolojik olarak alıştırıldı mı da işler kolaylaşır.

İşte o yüzden de dikkat! Bugünlerde, ağzını açan herkes - tabii niyeti kanıksatmak değilse- bu tuzağa dikkat etmeli. Toplumu bir yargı darbesine hazırlamak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmemek için, felaket müneccimliğini bir kenara bırakıp asıl güçlü ihtimal üzerinde konuşmalı. Zira, şu anda en güçlü ihtimal, Anayasa Mahkemesi'nin bu davayı baştan reddetmesidir.

Bunu nereden çıkarıyorum. Bunu her şeyden önce iddianameden çıkarıyorum. Çünkü bu iddianame, Vural Savaş dışında hiçbir hukukçunun ciddiye alamayacağı kadar kof bir iddianame. Kimileri bu defaki iddianamede, bir zamanlar Vural Savaş'ın yazdığı gibi "habis urlar" "tümörler" gibi nitelemeler olmadığı için "daha sağlam" olduğunu söylüyorlar.

Ehh, böyle bir ölçüyü kabul ederseniz böyle bir değerlendirme de yapabilirsiniz tabii. Ama ölçünüz hakiki hukuk ise, gazete haberlerinden, (üstelik yalanlanmış olanlarından bile) dedikodulardan iddianame yapılamayacağını; yapılsa da ciddiye alınamayacağını bilirsiniz. Eğer bir parça hukuk nosyonunuz varsa, çağdaş hukukun geldiği noktayı biraz olsun biliyorsanız, bir milletvekilinin türban yasağının kamu görevlileri için de kalkması fikrini savunmasının; bir başbakanın çocuklara 12 yaş öncesinde Kur'an kursuna gitme yasağını doğru bulmadığını söylemesinin, AİHM'nin türban kararını eleştirmesinin, ya da "dindar insanların da siyaset yapma hakkı vardır" sözüyle katı laikçi çizgiyi eleştirmesinin suç sayılmasının skandal olduğunu bilirsiniz.

Gözünüz Ak Parti düşmanlığıyla hepten kararmadıysa, "Hepimizi yaratan Allah'tır, ayrıma ne gerek var" demenin suç delili sayıldığı bir iddianamenin dünyanın hiçbir yerinde ciddiye alınamayacağını bilirsiniz. İşte, "bu iddianamenin Anayasa Mahkemesi tarafından daha baştan reddedilmesi güçlü ihtimaldir" derken esas olarak buna dayanıyorum. İkincisi böyle bir sonucu, Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu durumdan, iddianame açıklandığından beri içeride ve dışarıda karşılaştığı tepkilerden çıkarıyorum.

Hiçbir yüksek mahkeme kararının bu kadar anakronik olamayacağını, çünkü hiçbir yüksek mahkemenin yaşadığı ülkenin ve dünyanın ikliminden bu kadar kopuk olamayacağını varsayıyorum. Evet, ben de biliyorum günlerdir yapılan parmak hesaplarını; 11 kişinin kaçını Sezer atamıştı, kaçı Sezer öncesinde atanmıştı spekülasyonlarını... Ama farkında mısınız ki, Sezer'in atadıklarının ve diğer üyelerin "kendilerini atayan zihniyete" sonuna kadar, bu kadar körü körüne ve bu kadar sadık olacaklarını kabul etmek; birkaç "fire" bile vermeden, aynı saflaşmanın görev süreleri bitene kadar devam edeceğini düşünmek ne demektir? Anayasa Mahkemesi'nde siyasetten hukuka hiç yer kalmamış olduğunu kabul etmektir.

Ben ki, Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş ve işleyişi hakkında yoğun endişeler taşıyan bir insanım; bazı kararlarını "aşırı politik" bulmuş ve eleştirmiş biriyim, bu kadarını ben bile tahmin etmiyorum.

Bugün gazetesi

YAZIYA YORUM KAT