1. YAZARLAR

  2. Gün Zileli

  3. Aşamalı “Devrim” ve Toplumsal Devrim
Gün Zileli

Gün Zileli

Yazarın Tüm Yazıları >

Aşamalı “Devrim” ve Toplumsal Devrim

A+A-
İki yüz yılı aşkın bir zamanı kapsayan modern devrimler tarihi, birbirine zıt ve birbiriyle mücadele halinde iki devrim türü olduğunu ortaya koyuyor: Aşamalı “devrim” ve toplumsal devrim. Aşamalı “devrim”in ikinci sözcüğünü tırnak içine almamın nedeni, bu türün daha başından ya da gerçekleştikten çok kısa süre sonra karşı-devrime dönüştüğünü düşünmemdir. Aslında bu iki devrim türünü, yukarıdan “devrim” ve aşağıdan devrim diye sınıflandırmak da mümkündür. Yukarıdan “devrim” sadece ve sadece burjuvaziye, burjuva devletine ya da komünist parti bürokrasisine güvenmenin, geniş halk kitlelerinden korkmanın ve onların inisiyatifini bastırmanın ürünüdür. Aşağıdan devrim ise, adı üstünde aşağıdan gelen toplumsal dalganın üstünde yükselir. Aşamalı “devrim”, toplumsal devrimi parçalar, toplumsal dönüşümden çok iktidarla ilgili olduğundan iktidarı aşamalara ayırıp önce bir burjuva kliğinin, sonra da komünist bürokrasinin eline verir; aşamalı devrimde, komünist bürokrasi iki aşama öngörür: birinci aşama iktidarın burjuva yöneticilerin eline geçmesidir, ikinci aşamada, burjuvazinin elinde yoğunlaştırılmış iktidar komünist bürokrasi tarafından ele geçirilecektir. Toplumsal devrim ise devrimi parçalamaz, aşamalara ayırmaz; onun amacı emekçilerin bir hamlede ve doğrudan doğruya fabrikaları, atölyeleri, toprakları, üretim araçlarını ele geçirmesidir. Aşamalı “devrim” yanlılarının tüm dikkati toplumsal dönüşümün değil, iktidar ilişkilerinin üzerine yoğunlaşmıştır, bu yüzden aşamalı “devrim” titizlikle düzenlenmiş bir iktidarı ele geçirme stratejisinden ibarettir. Toplumsal devrimin tek hedefi ise toplumsal ilişkileri, mülkiyet ilişkilerini ve yukardan düzenleyici iktidar ilişkilerini alaşağı etmek ve değiştirmektir.

Tarihteki örneklere bakacak olursak...

Fransız devrimi, başlangıçta işçi ve köylülerin, aşağıdaki ezilen yığınların inisiyatifine dayanan, ilkel düzeyde de olsa bir toplumsal devrimdi. O sırada emekçiler, henüz üretim araçlarının doğrudan doğruya ele geçirilebileceğini düşünemiyor, bu yüzden devrimle iktidara gelmiş hükümetlerden fiyatların dondurulması vb. gibi taleplerle kısıtlıyorlardı kendilerini. Bu toplumsal devrime dayanarak iktidara gelen Jakobenler, terör dönemini başlatarak öncelikle işçi-köylü inisiyatifine son verdiler ve devrimin burjuvazinin zaferi aşamasıyla kısıtlandığını ilân ettiler.

1848 Avrupa devrimi de başlangıçta bir toplumsal devrimdi, aşağıdan inisyatife dayanıyordu. Ne var ki, hareketin burjuva aydın unsurları, devrimi burjuva demokratik aşamada durdurmaktan yanaydılar ve nitekim durdurdular da. Bu da muhafazakâr güçlerin inisiyatifi ele geçirmesini sağladı ve burjuvazinin saf değiştirmesiyle “burjuva demokratik devrimi” kısa sürede burjuva karşı-devrimine dönüşüverdi.

1917 Şubat-Ekim Devrimi tipik bir toplumsal devrimdi. İşçi ve köylü kitleleri, sadece Çarlığa değil, burjuvazinin ve onun ortağı toprak sahiplerinin mülkiyet kalelerine de saldırıyorlardı. İşçi ve köylü kitleleri devrimi “demokratik” bir aşama ile sınırlamıyor, doğrudan doğruya mülkiyet düzenini hedef alıyorlardı. Menşevikler ve bir kısım Bolşevik, işçi ve köylülerin bu kabaran dalgasından ölümüne korkuyor, geçici hükümetin otoritesine sığınıyor, Sovyetleri geçici hükümetin yedeğine almaya çalışıyorlardı. Ne var ki, Lenin, bu aşamada Bolşeviklerin “aşamalı devrim” görüşlerini terk etti ve işçi-köylü ayaklanmasını alabildiğine körükleme yolunu seçti. Ta ki, toplumsal devrim dalgası kendisini iktidara getirinceye kadar. Lenin iktidara geldiği andan itibaren, direksiyonu keskin bir şekilde kırdı ve devrimi, toplumsal devrimden yeniden aşamalı “devrim”e döndürdü. Artık görev, işçilerin ve köylülerin fabrika ve tarlaları ele geçirmesi değil, tersine, fabrikaları ve tarlaları komünist partisinin yönetimindeki devletin tekeline almak ve yarı kapitalist bir ekonomiyle (NEP) burjuvazinin ekonomik kuruculuk görevlerini yerine getirmekti: ilkel sermaye birikimi yoluyla sanayileşme aşaması. 

İspanya 1936 devrimi, toplumsal devrimin en tipik örneklerinden biriydi. Stalin’in yönetimindeki Komintern’in, aşamalı “devrim” stratejisine uygun olarak, burjuvaziyle ve anti-faşist toprak sahipleriyle cephe birliği (halk cephesi) yapılması tavsiyelerine rağmen, işçi ve köylü kitleleri, Franko’nun faşist darbesine, tüm üretim araçlarının emekçilerin ellerine geçmesine yol açacak bir toplumsal devrimle yanıt verdiler. İşçi ve köylü kitleleri, içinde yaşadıkları toplumsal kölelikten kurtulacakları umuduyla bu devrime büyük bir iştiyakle katıldılar başlangıçta. Ne var ki, sosyalistlerle ittifak kuran Stalinistlerin devrimi durdurma taktikleri ve aslında aşamalı “devrim”e karşı olan anarşistlerin cumhuriyetçilerle uzlaşıp aşamalı “devrim”e taviz vermeleri sonucu toplumsal devrim durduruldu ve yenilgiye uğratıldı. Faşizmin zaferini sağlayan da bu devrimin durdurulması oldu.

Çin devrimi, Çin’in özel koşullarında, toplumsal devrim ile aşamalı “devrim”in iç içe yaşandığı bir örnekti. Stalin, 1920’li yıllarda, aşamalı “devrim” stratejisine uygun olarak, komünistlere, Çan-Kay Şek’in Guomintang’ına katılmaları talimatı vermişti. Çin’de devrim “milli” ve “demokratik” bir aşamadaydı, dolayısıyla bu aşamayı gerçekleştireceği düşünülen burjuva partisinin desteklenmesiydi görev. Ne var ki, bu devrim planı hüsranla sonuçlandı. Çan-Kay Şek onbinlerce komünisti katletti ve komünistler kırsal alanlara çekilmek zorunda kaldılar. Bundan sonra, Mao Zedung, kırsal bölgelerdeki köylü ayaklanmalarıyla, komintern’in aşamalı “devrim” stratejisini kaynaştırmaya çalışan ilginç bir deneyime girişti. Mao, aynı Lenin gibi, aşağıdan gelen devrim dalgasını, aşamacı komünist partisinin iktidar manivelası olarak kullandı. Fakat bu aşamada Mao ve Stalin bir kere daha çatıştılar. Stalin, aşamalı “devrim”le toplumsal devriminin karışımından oluşan bir devrim stratejisine karşıydı ve bunun dünya çapında “olumsuz” bir örnek olarak yayılmasını istemiyordu. O, salt aşamalı “devrim” stratejisinin uygulanmasını istiyordu. Bu yüzden, Çin’de iktidarın eşiğine gelmiş olan Mao’ya iktidarı Çen-Kay Şek’le paylaşması talimatını verdi. Mao, Stalin’i doğrudan reddetmedi, ama Stalin’in aşamalı “devrim” stratejisini de fiiliyatta uygulamayarak iktidarı ele geçirdi.

Yunanistan 1949 devrimi de toplumsal devrimin örneklerinden biriydi. Yunanistan’da işçi ve köylü kitleleri toplumsal bir devrim için seferber olmuşlar ve bu inisiyatif kırsal bölgelerin yüzde doksanını ele geçirmişti. Ne var ki, Stalin, Yalta’daki pazarlıklarda Yunanistan’ı Churchill’e sunmuştu. Bu yüzden, Stalin’in kuklası Komünist Partisi yönetimi, bilinçli olarak toplumsal devrimi yenilgiye uğratma ve aşamalı “devrim” staratejisine uygun olarak iktidarı Yunan burjuvazisine verme politikası uyguladı ve toplumsal devrimin yenilgisini sağladı.

Aşağıdan toplumsal devrimin önemli örneklerinden biri de 1956 Macar devrimiydi. İşçiler ve köylüler ayaklanarak doğrudan bir hamleyle fabrika ve toprakları ele geçirdiler. Kruşçev’in bu devrimi durdurmak için son çare olarak İmre Nagy’i hükümetin başına getirmesi boşuna değildir. İmre Nagy, 1946 yılındaki toprak reformunun fiili uygulayıcısı olduğu için işçi ve köylü kitleleri tarafından sevilen bir liderdi. Macar işçi-köylü devrimi, aşamalı “devrim” stratejisinin uygulayıcısı Sovyet tanklarıyla ezilip üretim araçları yeniden komünist devletin tekeline verildi.

1966 Çin Kültür Devrimi’nin, henüz yozlaşıp Komünist Partisi’nin iktidar manevralarının aleti olmadığı ilk bir yılı da, bir toplumsal devrim denemesi olarak görülebilir. Kültür Devrimi’nin başlangıçtaki aşağıdancı mesajlarının Avrupa’daki 1968 toplumsal devriminde ve özgürlükçü öğrenci ayaklanmalarında öylesine sempati yaratması sadece boş bir ilüzyonun ürünü olarak değerlendirilmemelidir.

Aşamacılar, işçi-köylü devriminden hayaletten korkar gibi korkarlar. Bu yüzdendir ki, kendilerinin iktidarı doğrudan doğruya alma koşullarının olmadığı her yerde reaksiyoner burjuva kliklerini ve onların iktidarlarını desteklerler; bu iktidarlara, işçi-köylü devrimini bastırması için ellerinden gelen desteği verirler. Eğer doğrudan kendi komünist bürokratik iktidarları iş başına geçmişse de ilk yaptıkları iş, sanılanın tersine, burjuvaziyi bastırmak yerine, burjuvaziyle el ele vererek toplumsal devrimi ezmek ve “devrim”in burjuva aşamasının zaferini ilân etmek olur.

Ama tarih burada bitmiyor. Althusser’in deyişiyle “gelecek uzun sürer”. Eğer gerekli dersler çıkarılabilirse, bugüne kadar olup bitenin tersinin yazılmasını sağlayacak uzun bir gelecek.

Açık Gazete

YAZIYA YORUM KAT