1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. Arz Ederim Komutanım!
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

Arz Ederim Komutanım!

A+A-

Önce bir yanlışın tashihini yapmam gerek.. “Sivil”, sadece “asker olmayan kişi”ye değil, “siyasi ve resmi olmayan”a denir..

Sivil toplum örgütünün İngilizce karşılığı “Non Goverment Organization” demektir.. “Sivil” “Hükümet” dışı” anlamına da gelir.

Onun için de en temel siyasi / Resmi belge olan Anayasa, asla, hiçbir zaman, şekil ve şart altında “sivil” olamaz..

Milletvekilini de biz seçiyoruz, ya da memurun maaşını da biz veriyoruz diye, memur da politikacı da “sivil” değildir.

Gidin İGDAŞ’ın kapısına ya da “İtfaiye”nin kapısına bakın, “Sivil Araç Giremez” yazar..

Tekrar söylüyorum: Siyasetçiler ve memurlar, sivil değillerdir..

Anayasa dediğiniz şey, bir “Social Contrat”dır. Bizdeki eski karşılığı olarak verilen ad ise “Teşkilatı Esasi”dir.. Toplumun farklı kesimleri bir araya gelerek, kendilerini tanımlarlar, bir arada yaşama iradesini ortaya koyarlar, ortak alanların kullanım, yönetim ve denetimi, güvenlik, altyapı, dış temsil gibi konularda kendilerini temsil, koruma, yönetme konusunda devletin organlarını tanımlarlar, hak ve sorumluluklarını tayin ederler ve kendilerine, servet, silah, iktidar emanet edilen kişileri, bu gücü kötüye kullanmamaları için sınırlandırır ve bir denetim mekanizması oluştururlar. Bu büyük gücü parçalayarak (Yasama, Yürütme ve Yargı) bir oto kontrol mekanizması oluşturmaya çalışırlar..

Onun için darbe anayasaları bir sosyal kontrat olmadığı gibi, bir hukuk belgesi niteliği de taşımaz. Zorla ele geçirilen tapulu bir arazinin sahibine silah zoru ile imzalatılan satış beyanı gibi bir şeydir darbe anayasası. Bir suç belgesidir.. Eşkıyanın kendine kutsatması, meşrulaştırma, alkışlatma gibi siyasi bir vahşetin sonucunu ifade eder.

Hani aslında ille de bir ülkenin Anayasası da olması gerekmiyor. Mesela İngiltere’nin hâlâ bir Anayasası yok..

Şimdi artık Anayasanız olsa da, devletlerin varlık ve meşruiyet temeli ile ilgili, adına norm hukuk denilen yeni düzenlemeler yapılmaktadır.. Hiçbir yasa bu değerlere aykırı olması şöyle dursun, yorumlanamaz bile denmektedir.. Evrensel bir hukuk düzeni oluşmaktadır.. Yoksa Anayasa ve yasalar böyle buyuruyor diye artık kimse dilediği gibi uygulama yapamayacaktır.. “Yeni Uluslararası düzen” buna amirdir. Bu ilkeler ışığında “Hukuku korumayan ve kamu yararına uygun olmayan” düzenlemeler “suç aleti” hükmündedir..

Siyasetçiler, Media bu kavramları öyle ucuz kullanıyor ki. Mesela “İzinsiz toplantı” ya da “gösteri”.. Kimse izinli toplantı, gösteri mi olur diye sormuyor.. Bazı şeyleri içselleştirmişiz..

Hayatımızda o kadar çok galatı meşhur var ki. İsviçre, İtalya, Almanya yasalarından tercüme yasalar yaparken, tercüme hatalarının da yasalaştırılması gibi, mesela “Ortaklığa katılım belgesi”nin adı resmen “Katılım ortaklığı belgesi” oldu.. Egemen Bağış’ın bundan sonra benzeri yanlışlar yaşanmaması için tercüme konusunda herhalde daha dikkatli bürokratlarla çalışması gerek..

Hani “asker olmayan” herkesi “sivil” sanan insanlar var..

Durup dururken bu yazıya ne gerek vardı. Hadise, Aygan’ın açıklamaları ile ilgili. Abdulkadir Aygan, JİTEM ile ilgili bağlantıları şöyle anlattı: "JİTEM timi JİTEM Grup Komutanlığı'na bağlıdır. JİTEM Grup Komutanlığı, Ankara'daki JİTEM Gruplar Komutanlığı'na bağlı. Bu da İstihbarat Daire Başkanlığı'na bağlı. İstihbarat Daire Başkanlığı nerede? Genelkurmay karargahında. Yani işin ucu oraya çıkıyor. Hiç başka yerde aramanın gereği yok. Kimse 'Benim haberim yoktu' demesin. Bu bir askeri örgütlenme. Sorulduğu zaman inkar ediliyor, 'Bizim böyle bir örgütümüz' yok deniliyor."

Genelkurmay JİTEM diye bir kurum yok diyor. Öyle ise bu ne?

Adam mahkemeye gelip, JİTEM personeli sıfatı ile ifade verip, bu unvan altına imza atarak ifade veriyor, ama mesela Jandarma Genel Komutanı Koman çıkıp, böyle bir örgüt yok diyor.

 Peki bu ne? Ben de “Ya bilmiyorlar, ya yalan söylüyorlar” dedim diye hakkımda dava açıldı, tazminata mahkûm oldum. Şimdi iade-i muhakeme talebinde bulunmam gerek bu durumda..

Peki benim geçmişte yaşadığım bu baskıların hesabını kim verecek? Bu işlerin hesabı sorulmayacak mı? Yapanın yanına kâr mı kalacak yoksa.. “Herkesin bildiği bir sır” bu.. O kadar kadro, o kadar masraf.. Bunlar bu kadar rahat olabiliyorsa, kim bilir daha neler oluyordur!

Mahkeme Genelkurmay’a sormuş. Bakalım Genelkurmay bu konuda ne diyecek?

 Hani sadece JİTEM Personeli değil, ödeme makbuzuna “görev yeri: JİTEM; Sınıf, Rütbe: Sivil Memur” diye yazmışlar..

 Ben sabahtan beri ne anlatıyorum: “Sivil” “memur olmayan” demektir.. Peki “sivil memur” nasıl olur.. Bunun tek bir izahı var: “Ben yaptım oldu”. Bu bir mizah konusudur..

Asker olmayan herkesi sivil sanan bir anlayış.. Kadın olmayan kişiye erkek deniyorsa, burada “erkek kadın” gibi bir şey çıkıyor. “Erkek gibi kadın” değil, “erkek kadın”. Ya da bir başka ifade ile, “sivil olmayan sivil” gibi bir şey.. Bu aynı zamanda olmayan bir kadro, ama devlet böyle bir kadro için para ödüyor.

Peki bunu kimse denetlemiyor mu?

Bu usulsüzlüğün hesabını kimse sormuyor mu?

Bu kadar hukuk ve demokrasi cahili olmak için bu kadar eğitim yetmiyor demek ki. Hani derler ya “Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür” diye..

“Burası Türkiye, olur böyle vakalar” diyip geçecek miyiz? Yıl MS 2009 değil mi? Ve Türkiye bir hukuk devleti, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf bir yönetim değil mi, kitaplarda yazdığına göre..

Selâm ve dua ile.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT