Artık yutmuyoruz

04.03.2009 03:35

Mehmet Kamış

Gerçeğin günün birinde ortaya çıkma gibi kötü bir özelliği vardır. Bütün göz boyamalar, aldatmalar, provokasyonlar, gün gelir açığa çıkma ihtiyacı hisseder. 28 Şubat ve sonrasında yaşanan gerçekler de üzerinden daha 12 yıl geçmeden bütün çıplaklığıyla önümüze serildi.

Gazetelerin sayfa sayfa yazdıkları yalanları, gazete yöneticileri, yüzlerinde herhangi bir sıkılma ibaresi olmadan bugün itiraf ediyor. Bugün artık, gazete ve televizyon haberlerini nasıl da yalanlar üzerine kurguladıklarını çok daha net biliyoruz. Gerçi bütün olanları o dönemde de biliyorduk ama itiraf etmeleri, olayı daha da çarpıcı hale getiriyor. Bu haberleri bazen baskıyla yapmak zorunda kalmış olsalar da çoğunluğu gönüllü bir yalancılıktı.

Omuz başlarında bir sürü yıldız taşıyan koca adamların nasıl bir cebirle provokatif eylemler yaptırdıklarını, bütün enerjilerini iç politik atraksiyonlara harcadıklarını kendileri itiraf ediyor. Tarih onları alelacele tasfiye etmiş olsa da bereket o dönemin aktörleri hayatta ve her şeyi birer ikişer anlatıyorlar. 12 Eylül öncesi, teknoloji bu kadar gelişmemişti, bu kadar farklı yayın organı yoktu. O nedenle 12 Eylül sürecindeki kontrgerilla faaliyetlerini, provokatif tezgâhları çok net göremiyoruz. Ama ben inanıyorum ki; o dönem de en az '28 Şubat' kadar tasarlanmış bir süreçti.

28 Şubat'tan bu yana deşifre olan gerçeklere baktığınızda 'Her şey ne kadar da tasarlanmış' diye düşünüyorsunuz. O dönemin en önemli imaj casusu Ali Kalkancı'nın bugün captagon imalatından yakalandığını gördüğünüzde, bütün sahtekârlığı daha iyi anlıyorsunuz.

O dönemin bütün hortumcularının aile fotoğrafında yer aldığını da hiç ama hiç unutmamak gerekir. Bugün TMSF'nin gıdım gıdım kurtarmaya çalıştığı 47 milyar dolar o dönemde hortumlanmıştı. Dünyanın en zengin generalinin de 12 Eylül ihtilalinin bir eseri olduğunu unutmamak lazım. İki dudak arasından çıkanın hüküm olduğu her ülkede, her rejimde yolsuzlukların, hırsızlıkların bini bir paradır. Konumuz şimdilik bu değil.

Bu dönemde ekser çoğunluğun evleri arandı, yurtları basıldı, partileri kapatıldı, üniversitelerden kovuldu ya da girmesi engellendi; yalan haberlerle sürekli iftiralara maruz kaldı. Onlara zenci ya da mülteci muamelesi yapıldı. Ve bu ülkenin yerlileri, ölümden öte köyün olmadığını anladı. Bunun içindir ki 28 Şubat, Türkiye'deki demokratikleşmenin en önemli virajlarından birisidir. Yıllarca Menderes'in darağacındaki fotoğrafıyla bütün siyasîleri yola getiren güce karşı toplum 'yeter artık' demeye başladı. İşlemediği suçlardan dolayı sürekli cezalandırılmaya, sürekli zan altında tutulmaya, sürekli fatura ödemek zorunda bırakılmaya 'dur' dedi. 28 Şubat, insanın canına tak ettiği ve topun artık yere değdiği bir süreçti. Bundan sonradır ki, insanlar konuşmaya başladı. Dönemin içişleri bakanı Meral Akşener'in o dönemdeki cesur duruşu, korkutma politikasını fiilen bitirdi.

367 krizi ve ardından kapatma davası, bu sürecin son çırpınışlarıydı. Milletin gözünün içine baka baka Anayasa'da hiç olmayan bir madde eklediler. Ona milletin tokadı bir hayli şiddetli oldu. Sonra yüzde 47 ile iktidara yeniden gelmiş iktidar partisini kapatmayı denediler. Türkiye'ye on milyarlarca dolara mal olan kapatma davası da hiçbir somut delile dayanmıyordu. Ülke bu badireleri de atlattı. Artık Türkiye bu tezgâhları bir daha yutar mı dersiniz? Ben söyleyeyim; yutmaz. Yutmuyoruz.

ZAMAN

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim