1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Arnavutluk, 100 Yaşına “Hristiyan” Olarak Giriyor…
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Arnavutluk, 100 Yaşına “Hristiyan” Olarak Giriyor…

A+A-

“Beyaz adam ülkemize gelmeden önce bizim toprağımız vardı, onların İncil’i. Şimdi bizim İncil’imiz var, onların toprağı.”

(Cecil Rhodes; Afrikalı bir köylünün ağzından)

“Beyaz adam Tanrı’nın gökte olduğunu söyleyip bize hep yukarıya bakmamız gerektiğini söylüyordu. Fakat kendisi aşağıya bakıyordu; çünkü gözleri topraklarımızdaydı.”

(Kızılderili bir reis)

1912 - 2012: "Avrupa'nın Tek Müslüman Ülkesi" Arnavutluk, 100 Yaşına "Hristiyan" Olarak Giriyor; Haberiniz Var

Arnavutluk, tarihi boyunca gün yüzü görmeyen, oldu olası dertli bir coğrafya.

Müslüman olmadan önce Bizans’ın, Müslüman olduktan sonra da Osmanlı’nın en çok başını ağrıtan eyaleti oldu. Allâh-û Teâlâ’nın en güzel toprakları ve en muhteşem doğal güzellikleri verdiği, ve fakat alnına en acılı yazgıyı yazdığı bir ülke.

Özellikle son yüz yıllık yakın geçmişi, tamamen acılarla dolu. 20. yy’ın ilk yarısını Faşizm işgali ve bombardımanı, ikinci yarısını da Komünizm baskısı ve zûlmü altında geçirdi, Arnavutlar.

Arnavutluk; Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandığı 28 Kasım 1912 tarihinde, “Avrupa’nın tek Müslüman ülkesi” olarak dünya haritasındaki yerini aldı.

Gelecek yıl, 2012’de bağımsızlığının 100. yıldönümünü kutlayacak.

Bağımsız Arnavutluk’un 1912 – 2012 arasındaki ilk 100 yılını, 8 ayrı döneme ayırmak mümkün:

Kuruluş: 28 Kasım 1912.

1 – Arnavutluk Geçici Hükûmeti (1912 – 14)

2 – Arnavutluk Prensliği (1914 – 25)

3 – Arnavutluk Cumhuriyeti (1925 – 28)

4 – Arnavutluk Krallığı (1928 – 39)

5 – İtalya işgali altındaki Arnavutluk (1939 – 43)

6 – Almanya işgali altındaki Arnavutluk (1943 – 44)

7 – Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti Dönemi (1944 – 92)

8 – Şimdiki Dönem (1992 - ...)

Bu sekiz dönemin ilk altısında Arnavutluk, 20. yy’da bağımsızlığını kazanan veya bağımsız bir devlet olarak büyük ve işgalci güçlere karşı bunu korumaya çalışan hemen her ülkenin yaşadığı olayları yaşadı: Ayakta durmaya ve varlığını korumaya çalışma, iki cihan harbi, faşizm işgali, bombardımanlar, işgaller, soğuk savaş...

Ancak 1944 – 92 arası yaşanan Komünizm dönemi, başka bir ifadeyle Enver Hoxha (Enver Hoca) dönemi, Arnavutluk halkına tarihinin en büyük travmasını yaşattı. Özellikle Arnavutluk’un “tarihin ilk atesit devleti” ilân edildiği 1967 yılı, Bağımsız Arnavutluk’un 100 yıllık tarihinin en önemli yılıdır.

Tadı “bal” ama kaderi “kan” olan “Bal-kan” coğrafyası, özellikle Arnavutluk toprakları, onyıllar boyunca yönetimi altında kaldığı baskıcı ve dîn düşmanı Komünizm rejiminin yıkılışıyla birlikte, geleceğe büyük bir umutla bakmaya başlamıştı. Yıllarca her türlü dînî özgürlükleri ellerinden alınmış, namaz kılmaları ve oruç tutmaları bile yasaklanmış olan Müslümanlar, daha bir emniyette olacakları bir geleceğin kendilerini beklediğini düşünüyorlardı.

Tüm dünyada olduğu gibi, Balkanlar ve Arnavutluk’ta da, vahşî ve ilkel bir rejim olan Komünizm, tarihin çöplüğüne atıldı; hakkettiği yere.

Ancak Komünizm’in yıkılışından sonra, bu coğrafyadaki Müslüman toplulukların başına musallat olan başka bir musibet var şimdi: Misyonerlik...

Ve emin olun, bu seferki tehlike, Komünizm tehlikesinden çok daha büyük ve üstelik, uluslararası boyutları ve limitsiz dış destekleri de olan çok daha kapsamlı bir tehlike.

Bu makalemizde, sizlere işte bu tehlikenin boyutlarını anlatacak, Balkan harici coğrafyalardaki Müslümanlar’ın fazla bilgi sahibi olmadıkları, bilenlerin de duyarsız veya tepkisiz kaldıkları bu içler acısı durumun vehametini ortaya koymaya çalışacağız.

Komünizm’in yıkılışından sonra, Batılı Hristiyan güçlerin ve emperyalist odakların en büyük korkusu, bu coğrafyadaki Müslüman topluluklar ve coğrafyanın dünyadaki Müslümanlarca unutulmuş olan İslamî dinamikleri oldu. Korku, beraberinde olağanüstü bir ilgi doğurdu. Kimi bölgelerde (örneğin Bosna) Müslümanlar katliâmlarla, soykırımlarla ortadan kaldırılmaya çalışılırken, kimi bölgelerde de (örneğin Arnavutluk) Müslümanlar sistematik bir biçimde Hristiyanlaştırılmaya çalışıldı ve bu çalışmalar daha bir hızlandırılarak devam etmektedir. Ancak birinci tür saldırıyı hemen görebilen ve tepkisini ortaya koyabilen İslam dünyası, ikinci tür saldırıyı pek göremedi. Halen dahi net biçimde görebilmiş değil, mâlesef.

Balkan toprakları, misyoner teşkilat ve kuruluşlarının cirit attığı bir alan durumunda şu anda.

Her ne kadar biz bu makalemizde Arnavutluk’taki misyonerlik faaliyetlerinden bahsedeceksek de, bu, sadece Arnavutluk ile sınırlı değil.

Tüm Balkanlar, misyonerlerin cirit attığı bir alan durumunda halihazırda. Beyaz Adam bu topraklarda öyle hummalı ve sistematik bir misyonerlik faaliyeti yürütüyor ki, 20. yy başlarında Afrika kıt’âsında yürütülen misyonerlik faaliyetleriyle kıyaslanabilecek kapsamlıkta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Osmanlı Devleti'nin dağılmasıyla birlikte yaşanan parçalanma ve bölünmeden ilk nasibini alan, Balkanlar olmuştu. Nüfûsunun % 75’ten fazlası Müslüman olan Arnavutluk toprakları Sırbistan, Yunanistan, Makedonya, Karadağ ve Sancak’a verildi; altı parçaya bölündü. Sırplar ve Hırvatlar, Bosnalı Müslümanlar üzerinde hükümranlık kurmaya kalkıştılar. Bir zamanlar çoğunluk olan Müslüman halklar bu yolla azınlık konumuna düşürüldüler. İkinci sınıf vatandaş kabul edilen Balkan Müslümanları, sürgün, asimilasyon ve dînlerini terk etmeleri yönünde baskılara maruz kaldılar. Tehcire zorlanan Balkan Müslümanları Sırplar, Yunanlar, Makedonlar, Karadağlılar, Bulgarlar ve Hırvatlar tarafından ağır, sürekli ve yoğun bir şekilde baskı ve işkencelere maruz bırakıldılar. (1)

Balkanlar’daki Hristiyanlaştırma çalışmalarının en çarpıcı örneklerinden biri, Hıristiyan dünyasında sembol haline getirilen Rahibe Teresa örneğidir. Teresa aslı Müslüman olan ama sonradan Hristiyanlaştırılan Makedonya – Üsküplü bir Arnavut’tur. Teresa’nın heykelleri, ikonları, resimleri bugün Arnavutluk’un her yerinde mevcuttur. Arnavut nüfûsun yaygın ve yoğun yaşadığı Balkanlar’da, sonradan Hristiyanlaştırılan bu kadının kimliği üzerinden misyonerlik daha sempatik, daha sevimli şekilde sunulmaya çalışılmaktadır. Bağımsızlığını yeni kazanan Kosova’nın başkenti Priştina’daki en önemli meydanın adı da, “Rahibe Teresa Meydanı”dır. Avrupa fonlarından destek alarak bölgede açık örtülü misyonerlik yapan, Hristiyanlaştırma faaliyetlerinde bulunan çok sayıda kesim ve grup bulunmaktadır. Batı verdiği destek ve yaptığı yardımların karşılığında buralara kültürünü ihraç etmektedir. Yeni kurulan bu devletlerin yapılarına müdahale etmekte, Hristiyan unsurları devlet aygıtının etkin noktalarına yerleştirmektedir. (2)

11 Eylül’ün yarattığı atmosfer bu tür örgütlerin işlerini daha da kolaylaştırarak onlara bir çeşit destek sağladı. Hristiyan misyonerler, gösterdikleri çabalar, iyi örgütlenmiş yapıları, sınırsız fonları ve sahip oldukları her türlü izin belgesiyle bölgede diledikleri gibi çalışabilmekteler. Onlar Peygamber Efendimiz (sav)’i Hz. İsa karşıtı biri, Kûr’ân’ı İncil’den alıntı bir metin, İslam’ı ise sapkın bir dîn olarak tanımlamakta ve putperestlikle kıyaslamaktadırlar. Hristiyan örgütlerin temel amacı, olabildiğince çok Müslüman’ı dîninden döndürmek, başarısızlık halindeyse en azından bilinçsiz Müslümanlar’ı kuşkuya düşürüp onları gayr-i ahlakî eylemlere iterek Müslüman bireylerin ahlakını bozmaktır. Misyonerler, Hristiyan rûhuna uygun amaçlarını gerçekleştirmede kendi insanî yardım yöntem ve araçlarını kullanmaktadırlar; Hristiyanlıkla ilgili kitap ve kitapçıklar basıp dağıtmakta, ailelere tıbbî yardım yaparak ve bir takım maddî katkılarda bulunarak insanlarda bir tür “minnettarlık” duygusu oluşturmakta ve bu yolla insanları kendi dînlerine katılmaya çağırmaktadırlar. (3)

Siz sevgili kardeşlerimizle Arnavutluk özelinde yapacağımız sohbete geçmeden önce, isterseniz diğer Balkan ülkelerinde neler yapıldığına şöyle kısaca bir göz gezdirelim. Kısa bir Balkan turu yaptıktan sonra Arnavutluk’u konuşmaya başlayalım:

Bulgaristan...

Balkanlar’da Türkiye’den sonra en çok Türk nüfûsunu barındıran ülke olan Bulgaristan’da 30 Haziran 1995 tarihi itibariyle Dîn İşleri Kurulu’na kayıtlı toplulukların sayısı 30’dur. Bunların 5 tanesi bilinen Bulgar Ortodoks Kilisesi, Müslümanlar’ın Dînî Teşkilâtı, Katolik Kilisesi, Ermenî Ortodoks Kilisesi ve Yahudî Hahamlığı’dır. Kalanların hemen tamamını ise Methodistlik’ten Evangelistlik’e, Mormonlar’dan Luthercilik’e kadar uzanan ve genel olarak “Protestanlık” ortak ismi altında toplanabilecek Hristiyan misyonerlik teşkilâtlarına ait kiliseler ve küçük topluluklar teşkil eder. Bu listeye yasal olarak faaliyet gösterenlerin yanısıra, izinsiz olarak çalışan misyonerlik teşkilâtlarını da ilave etmek gerekir ki, bunların başında Yehova Şâhîdleri gelmektedir. Bulgaristan hükûmetine “resmî bir dîn” olarak kabul ve tescil edilmeleri için yaptıkları başvurularının reddedilmesi üzerine, Yehova Şâhîdleri şirket seklinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Bulgaristan’da 2 bin civarında mensuplarının bulunduğu tahmin edilmektedir. Romanya’nın Brasov ve Cluj kasabalarında Temmuz 1996’da yaptıkları kongreye Bulgaristan’dan, aralarında Türk, Pomak ve Çingeneler’in de bulunduğu 800 kişilik bir grubun katıldığını gazeteler yazmıştır. Bulgar gazeteleri ayrıca, bunların Yunanistan ile irtibatlı oldukları ve buradan ülkelerine sokulmak istenen kitapların gümrük kapılarında yasaklandığını yazmaktadırlar. (4)

Kuzey Avrupa orijinli bir dernek 1995 yılında başkent Sofya’daki Vasil Levski Stadyumu’nda bir havaî fişek gösterisi düzenler. Bulgaristan’ın güneyindeki Rodoplar bölgesinde Pomaklar ve Türkler özel otobüslerle gösteriyi seyretmeye getirilmişlerdir. Stadyumun tamamen dolmasından sonra program başlar. Genç kızlar dans etmekte ve gösteriler yapmaktadırlar. Ancak her 15 – 20 dakikada bir, değişik ülkelerden ilahiyatçı, papaz ve profesörler çıkıp 5 dakika İncil üzerine konuşup çekilmektedirler. Ertesi günkü gazeteler bu toplantıyı düzenleyenlerin “Mooncular” olarak bilinen Protestanlar olduklarını yazarlar. Yine Bulgar gazetelerinin yazdıklarına göre, sözkonusu misyonerler nüfûsunun tamamına yakını Türk ve Müslümanlar’dan müteşekkil Rodoplar bölgesinde faaliyetlerine hız vermiş bulunmaktadırlar. Eski Zağra civarındaki Türkçe konuşan ve kendini Türk olarak takdim eden Müslüman Çingeneler de bugün sözkonusu Protestan misyonerlerce Protestanlaştırılmaktadır. Yine kendi ifadelerine göre, 1980’li yılların sonundan günümüze kadar Balkanlar’da yaşayan 5 binin üzerinde Türk veya Türkçe konuşan Çingene Protestanlık’ı benimsemiştir. (5)

Bulgaristan’daki Ortodokslar’ın misyonerlik faaliyetlerinde Boyan Sarıev adlı papaz ön plana çıkmaktadır. Aslen Müslüman Pomak bir ailede doğmuş olan Sarıev, 1985 yılında polis okulunu bitirmiş ve Bulgar istihbaratı adına “dîn adamı” olarak çalışmaya başlamış. Kırcaali’de ikamet eden ve “Sveti Yoan Predteça” Hristiyanlık ve Gelişim Hareketi’nin başkanlığını yapan Boyan Sarıev, Müslüman Türk ve Pomaklar arasında faaliyet gösteriyor. Sarıev, Kırcaali’nin İvaylovgrad, Krumovgrad, Egrek, Avren, Kirkovo gibi Pomak kasaba ve köylerinde, Smolyan’ın Nedelino, Zlatograd, Startsevo gibi Pomak kasaba ve köylerinde Müslümanlar’ı Hristiyanlaştırma çalışmaları yürütüyor. Çalışmalarını sosyal yardımlarla destekleyen Sarıev, zaman zaman büyük para yardımlarında bulunarak Müslümanlık’ını unutan kimseleri etrafına toplamaya çalışmaktadır. Ayrıca yetimhanelerde bulunan Müslüman çocuklarını da vaftiz etmek suretiyle kazanmaya çalışmaktadır. Özellikle Haskovo ve Kırcaali bölgelerindeki yetimhanelerle yakından ilgilenmektedir. Bölgeden edinilen bazı bilgilere göre Sarıev, 15 kadar Pomak asıllı Müslüman’ı Hristiyan ilahiyat fakültelerinde okutmaktadır. Yine Sarıev’in öncülüğünde, hiçbir Hristiyan’ın yaşamadığı Müslüman köylerine kiliseler yapılmakta ve belediye ve devlet desteği ile ismini saydığımız kasaba ve köylerde cami yapılmasına mani olmak için çalışılmaktadır. Boyan Sarıev, yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri için Bulgar istihbaratından büyük destek almaktadır. (6)

Bulgaristan’da özellikle Protestan Hristiyanlar’ın (Evangelist, Methodist, Yehova Şâhîdleri) faaliyetleri çok güçlüdür. Protestanlar çalışmalarını daha çok bir milyon civarında oldukları tahmin edilen Müslüman Romanlar (Çingeneler) arasında yürütüyorlar. On yıl öncesine kadar büyük çoğunluğu Müslüman olan Romanlar’ın, bugün pek çoğu Hristiyan olmuş bulunuyor. Romanlar arasındaki misyonerlik çalışmaları genellikle Almanya, İsviçre ve ABD destekli misyoner teşkilâtları tarafından yürütülüyor. Buralarda faaliyet gösteren misyonerler çok zengin teşkilâtlarca desteklendikleri için Romanlar’a yıllardır büyük gıda ve giysi yardımları yapmış ve bu yolla Müslüman Romanlar’ı kiliselere çekmişlerdir. Misyonerler yine Romanlar’ın yoğun olarak yaşadığı bütün şehir ve köylere kilise evler yapmaktadırlar. Ayrıca başarılı ve zeki Romanlar’ı Bulgaristan’daki enstitülerinde veya yurtdışındaki okullarında eğitip daha sonra “rahib” olarak görevlendirmektedirler. Aynı zamanda yetimhaneler, hastane ve klinikler yaparak buralardaki Müslümanlar’ı Hristiyanlaştırmak için çalışmaktadırlar. Bu çalışmalar sonucunda özellikle Sofya, Montana, Vidin, Vratsa, Küstendil gibi Batı Bulgaristan’da yaşayan Romanlar maalesef İslamiyet’ten büyük ölçüde koparılmış durumdadır. Bulgaristan’daki misyonerlik faaliyetleri daha çok Smolyan, Devin, Kirkovo gibi Pomak Müslüman bölgelerinde de yürütülmektedir. Misyonerler son birkaç yıldır da Türk köylerinde kaset ve kitap dağıtma, film seyrettirme gibi birtakım çalışmalar yapıyorlar. (7)

Romanya...

Romanya’da hepsi de ABD Misyonerlik Kuruluşu’na bağlı toplam 59 misyonerlik teşkilâtı bulunuyor. ABD menşeli bu kuruluşlarda toplam 345 misyoner faaliyet yürütmektedir. Bu misyonerlerin 198’i Amerikalı, 147’si Romen vatandaşı ve 9’u da çeşitli ülkelerden yabancılardır. Ülkeyi baştan başa yayın alanı içerisine alacak 12 Protestan Hristiyan radyo istasyonunun kurulması çalışmaları yürütülmektedir. (8)

Bosna – Hersek...

Bosna – Hersek’teki savaşa kadar bölgede 5 ayrı Protestan misyoner teşkilâtına bağlı 28 cemaat halinde 1203 kayıtlı Protestan vardı. Savaş ve savaş sonu dönemde bu sayı azalacağına artmıştır. “Balkan uzmanı” olan Saadet Partisi (SP) Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi sevgili Prof. Dr. Oya Akgönenç Muğisuddin’in tesbitine göre, 1996 yazı itibariyle sadece 120 bin kişinin yaşadığı Tuzla’da hepsi de misyoner kökenli 140 adet NGO çalışmaktadır. (9)

Sırp “çetnik”lerinin Bosna ve ardından Kosova’da akıttıkları kan ve işledikleri suçlar, uluslararası güçlerin bu ülke topraklarında konuşlanması ile önlendi. 1996 yılında çokuluslu Bosna – Hersek NATO İstikrar Gücü (SFOR) Bosna – Hersek’te ve 1999 yılında Kosova Barış Gücü (KFOR) Kosova’da uluslararası yönetimler kurdu. Ancak bu yabancı güçler Bosna ve Kosova’ya girdiklerinde pekçok misyoner örgütü de beraberlerinde getirdiler. Bosna ve Kosova’daki Sırp vâhşeti sona erdiğinde, geriye ekonomisi ve altyapısı mahvolmuş, Avrupa’nın en yoksul iki ülkesi kaldı. Bu durum geniş imkânları ve muazzam parasal kaynakları arkasına alan misyonerler için çok rahat faaliyet yürütme fırsatı demekti. 40 yıla yakın bir süre Enver Hoxha’nın yönettiği Arnavutluk, 33 yıl boyunca Todor Jivkov’un iktidarda kaldığı Bulgaristan ve 35 yıl boyunca Tito’nun idare ettiği Yugoslavya Cumhuriyeti’ne bağlı ülkelerde de durum bundan farklı değildi. Müslüman halklara yönelik isim değiştirme, ana dilde konuşma, kıyafet, ibadet etme, eğitim kurumu açma yasağı uygulanan Arnavutluk, Bulgaristan ve Yugoslavya’daki Müslümanlar’ın içinde bulunduğu maddî ve manevî sıkıntılar, misyoner örgütlerin bu ülkelerdeki faaliyetlerinde büyük rahatlık sağlıyordu. (10)

Büyük çoğunluğu yerli ve uluslararası kurumlardan destek gören bu misyoner örgütleri, özellikle 11 Eylül olaylarının meydana getirdiği ortamdan da istifade ederek, faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Kendilerini “ilâhî olana çağıranlar” olarak gören misyoner örgütlenmeler, Müslüman toplumları Hristiyanlaştırmak için, savaş ve doğal afet gibi olağandışı halleri en uygun fırsatlar olarak görmektedirler. Ayrıca örgüt ve ayinlerini daha çekici kılmak için, para, kadın ve alkol vasıtasıyla gençleri yozlaştırmakta ve ahlakî bir bozulmaya neden olmaktadırlar. Eğer bu yöntemlerin hiç birinde başarılı olamıyorlarsa, akıl ve gönülleri İslam hakkında kuşkularla doldurmaya yönelmektedirler. Misyoner örgütler, amaçlarını gerçekleştirmek için, uzun vadeli insanî yardım, yabancı dil ve bilgisayar kursları, piknik ve geziler, yurtdışında okumak için öğrencilere burs verilmesi, yurtdışında iş imkânları sağlanması ve vatandaşlık verilmesi gibi vaadlerde bulunmaktadırlar. Yoksul Müslüman ailelere maddî yardımda bulunmak, doktor ve hemşireler vasıtasıyla Hristiyanlık’ı yaymaya çalışmak misyonerlerin en sık başvurduğu yöntemlerdendir. (11)

1990 yılının ilk günlerinde World Vision, Catholic Relief Services ve The United Methodist Committee on Relief’in aralarında bulunduğu belli bazı önemli misyonerlik örgütleri Bosna’ya acil insanî yardım temin ettiler. World Vision, dünyanın birçok farklı yerinde olduğu gibi Bosna’da da pekçok alanda faaliyet gösteren, temel amacı çocukların tedavisi olan dev bir uluslararası yardım kuruluşudur. Bosna’da gerçekleştirdiği misyonerlik çalışmaları hakkında ise internette en ufak bir bilgi dahi bulunmamaktadır. (12)

Kosova...

Kosova, insanî yardım maskesine bürünen Batılı misyonerlerin hedeflerinin başında geliyor. 700’den fazla Batılı kuruluş bölgede açık ya da gizli misyonerlik faaliyeti yürütmektedir. Birleşmiş Milletler (BM) Kosova Misyonu İdaresi raporunda bile, Kosova’da 71 misyoner kuruluş yer aldığı ve bunların çoğunluğunun Kuzey Amerika ve İngiltere’den gelen Protestan gruplardan oluştuğu açıkça belirtiliyor. Balkanlar’da ilk kez 1991’de faaliyete başlayan Cross World bugün Kosova’nın farklı şehirlerinde spor salonlarına, eğitim odalarına, ofislere ve bilgisayar kurslarına sahip. Aynı şekilde Kosova’da faaliyet gösteren World English Institute (WEI) adlı bir İngilizce kursu halka dağıttığı broşüre İncil’den âyetlerle başlıyor ve gençleri ABD’li, İngiliz ve Kanadalı öğretmenler nezaretinde İncil’den derslerin verildiği kursa dâvet ediyor. Sosyal yardım kuruluşları, hastaneler, okullar, dil merkezleri, yetimhaneler gibi bilindik misyonerlik yöntemlerinin yanısıra ABD’nin ülkenin siyasetindeki belirleyici rolü, Kosova’yı misyonerler için çok daha kolay bir av haline getiriyor. Öyle ki, binlerce Kosovalı 4 Temmuz’da ABD’nin bağımsızlık sevincini, 11 Eylül’de de yasını paylaşmak için şehir ve köylerde sokaklara dökülüyor. “Gökte Tanrı, Yerde Amerika” deyişi Kosovalılar arasında oldukça yaygın. (13)

Aslına bakarsanız Kosova’daki misyonerler uzun zamandır bu ülkede faaliyet gösteriyor. Dünyanın her yerinden gelen misyonerler, % 90 oranında Müslüman olan Kosova’yı ev ev, kapı kapı dolaşarak Hristiyanlık’la alakalı el ilanları ve broşürler dağıtıyorlar. Öyle ki, Kosova’da misyonerlerin, kapısını çalmadığı evin kalmadığı, hatta ülkenin ikinci kez baştan aşağı taranmakta olduğu söylenmektedir. Ülkede Katolikler’i temsil eden 2 siyasî partinin yanısıra pekçok Katolik kilisesi ve okulu bulunuyor. Yine Katolik piskoposluğunun merkezinin Priştine’den, Kosova'nın siyasî ve sosyal hayatının merkezi olan Prizren’e taşınması önemli bir gelişmedir. Kosova’da Katolikler’in kutladığı dînî günler “resmî tatil” olarak kabul ediliyor. Arnavutluk’ta olduğu gibi Kosova’da da Rahibe Teresa “millî sembol” olarak gösteriliyor. Ayrıca komünistler tarafından 1954’te yıkılan tarihî Yunus Efendi Camiî’nin yeniden inşâ edileceği yerde 15. yy’da Osmanlılar’a karşı verdiği mücadeleyle o dönemde Papa’nın takdirini kazanmış olan İskender Bey'in devasa heykeli bulunuyor. (14)

Makedonya...

Makedonya’da Arnavutlar ve Müslümanlar azınlık olduklarından dolayı dîn ve kültürlerine daha iyi sahip çıkıyor ve bu tür faaliyetlere prim vermemeye çalışıyorlar. Hâkim Makedonlar’ın Arnavutlar’a karşı tutumu, önceki yıllarda yaşanan dîn, etnik köken eksenli gerginlikler, misyonerlik faaliyetlerini ve Batı kültürünün egemenlik kurma çabalarını Makedonya’da epeyce kırıyor. (15)

Makedonya’da 5 ayrı Protestan misyoner kuruluşuna bağlı 19 cemaate kayıtlı 1500 civarında Protestan vardır. Protestan misyonerler yayınlarında bu ülkede yaşayan Türkler’i, Müslüman Arnavutlar’ı ve Müslüman Çingeneler’i bilhassa hedef kitle olarak işaret etmektedirler. (16)

Evet... Tadı “bal” ama kaderi “kan” olan “Bal-kan” coğrafyasında durum bu!... Buraya kadar anlattıklarımızın bile siz sevgili kardeşlerimizin kanını dondurduğunu hissedebiliyoruz. Ancak, henüz pek birşey anlattık da sayılmayız aslında. Bu, sadece girişti!...

Asıl dram, asıl trajedi, Arnavutluk’ta yaşanıyor... Arnavutluk ve Arnavutlar üzerine oynanan oyunlar, bütün bunların toplamından bile daha büyük!

Niye mi?

Çünkü... Arnavutlar, Avrupa’nın Müslüman kavmi ve Arnavutluk da şu anda Avrupa kıt’âsında nüfûsunun dörtte üçü Müslüman olan tek ülke olduğu için, Hristiyan Avrupa devletlerinin özel ilgi alanına giriyor. Avrupa’da Müslüman nüfûsun çoğunlukta olduğu tek ülkedir, Arnavutluk.

Arnavutluk Balkanlar’ın merkezinde olan bir ülke. % 75’i Müslüman, % 25’i Hristiyan. Bu % 75’in % 80’i Sünnî, % 20’si de Bektaşî olarak bilinmektedir. Arnavutluk aynı zamanda “Dünya Bektaşîlik Merkezi” durumunda. % 25’lik Hristiyan nüfûsun da % 15’i Ortodoks, % 10’u Katolikler’den oluşmaktadır. Komünizm’in çöküşünden sonra ve bugün de devam eden çalışmalarda Müslümanlar’ın % 75’lik oranını indirme gayreti var. Bu konuda en çok yatırım yapanlar, Batı’dan gelen misyoner teşkilâtlar. Bir örnek verecek olursak, sadece başkent Tiran’da, bir milyon nüfûslu olan bu şehirde, 114 tane kayıtlı kilise bulunmaktadır. Ülkede bilinen kiliselerin sayısı ise 1115. Tamamı yeni yapılan kiliseler. Çünkü Komunizm zamanında Tiran’da bir tek cami kalmıştı müze olarak, bir de kilise kalmıştı. Bu kiliselerin tamamı 1990’dan sonra inşâ edildi.Buna karşılık Tiran’daki cami sayısı ise sadece 8. Bütün Arnavutluk genelinde ise sadece 500 tane cami var.  (17)

Arnavutluk’un başkenti Tiran’da, 1932 yılında nüfûsu 30 bin iken şehirde tam 28 cami bulunuyordu. Şu anda ise, 2011 yılı itibariyle nüfûsu 1 milyon iken şehirde sadece 8 cami bulunuyor. Evet, aradan geçen 79 yıl içinde oluşan bu büyük çelişki, insanı hayretlere düşürecek derecede. 30 bin nüfûslu Tiran’da 28 cami varken (1932), 1 milyon nüfûslu Tiran’da sadece 8 cami (2011). Ve dahası, şu anda, 1 milyonluk Tiran’da sadece 8 camiye karşılık tam 114 tane kilise. (18)

O Tiran ki, 17. yy’da Müslüman bir Arnavut paşa tarafından küçük bir köy olarak kurulan ve bu Arnavut paşa tarafından, ismi, şu anda İslam Cumhuriyeti nizamıyla yönetilen İran ülkesine başkentlik yapan Tahran’ın ismi verilen, “Tehran” isminden esinlenerek “Tiran” denilen. (19)

Maalesef, maalesef... Küçük bir köy olarak kurulan ve kendisine İran’daki Tahran şehrinin ismi verilen Tiran’ın durumu şu anda bu! Tahran şu anda bir İslam Cumhuriyeti nizamına başkentlik yaparken, Balkanlar’da “ebesi” olduğu başkent Tiran’da ise, “Burası bir Müslüman ülke şehri” demek için dört değil bin şâhîd lazım. Bir Müslüman şehrinden çok, bir Hristiyan şehrine benziyor, maalesef. Tiran’da ikamet ettiğimiz 4 gün boyunca bir tane bile tesettürlü bayan göremedik. Hadi bunu geçtik, ülkedeki bütün eczanelerin logoso Haç! Müslüman bir ülkenin Kızılay’ı değil, Kızılhaç’ı var; inanabiliyor musunuz? İçki, domuz eti, bu ülkede tıpkı Almanya, Fransa vb. Hristiyan ülkelerdeki gibi tüketiliyor. Tüketiliyor derken, ülkedeki Hristiyanlar’ın değil, Müslümanlar’ın sofrasında.

Arnavutluk’ta onyıllar boyunca hâkim olan Komünizm rejimi, dîn adına, İslam adına hiçbir şey bırakmadı, maalesef. 1991 yılına kadar süren korkunç Komünizm dönemi boyunca rejim tarafından birçok imam öldürüldü, hapsedildi veya sürüldü. Mescîdler, camiler yıkıldı, bütün camiler tiyatroya, bale salonuna veya ahıra çevrildi. Dînî kitaplar yasaklanarak yok edildi. Komünistlerin Arnavut Müslümanlar’a karşı katliâmları, 1990 sonrası Müslüman nesillerin İslamî geçmişleri hakkında bütüncül bir cehalete uyanmalarına yol açtı. Bu nedenle Arnavutluk’un 1967 öncesinin Müslüman çoğunluğu 1991 yılında İslamî kimlikleri hakkında çok belirsiz fikirlere sahipti. (20)

1967’ye kadar Arnavutluk’ta 1666 cami varken, Komünizm’in yıkıldığı 1991 tarihinden bu yana geçen 20 yıllık bir süre boyunca Arnavut Müslümanlar tüm ülke çapında ancak ve ancak 500 tane camiyi yeniden inşâ etmeyi başarabildiler. Bugün Arnavutluk, 500 civarında camiye ve 350 kadar imama sahiptir. Bu, her 10 bin kişiye bir imam ve her 7 bin kişiye bir cami düştüğü anlamına gelmektedir. (21)

Arnavutluk, Avrupa’daki ilk Müslüman devlet olarak ortaya çıktığı 1912 yılından beri, Arnavut halkını Hristiyanlaştırmak isteyen misyoner örgütler tarafından şiddetli ve sürekli bir saldırı altında tutuluyor. En kötü Hristiyanlaştırma dalgası, komünist rejimin çöktüğü yıl olan 1991’den sonra yaşandı. İslam’ın kültürel ve dînî altyapısına büyük zararlar veren komünistler, İslam’dan uzaklaştırılan Arnavutluk’un Hristiyanlaştırılması için gerekli tüm imkânları sağlamış oldular. Miranda Vickers’in “Balkan Kimliğine Karşı Arnavutluk Anarşisi” kitabında değindiği gibi, 1990’ların Arnavutluk’u, Osmanlı Balkanları’ndan geri kalan Müslüman halkın Hristiyanlaştırılması için çaba sarf eden birçok fundamentalist Hristiyan teşkilatın savaş verdiği bir zemin haline geldi. Sırasıyla Haçlılar, Yehova Şâhîdleri, Adventistler, Mormonlar, Presbiteryanlar ve Hristiyan Protestanlık’ın tüm kolları, bu arada birçok Batı Avrupa ülkesi gibi ABD’nin de Arnavutluk’a taşıdığı Hristiyan unsurlar Arnavutluk’u tek kelimeyle istilâ ettiler. Bununla birlikte Hristiyanlaştırma faaliyetinde, Hristiyanlık’ın Ortodoks ve Katolik merkezi olan, aynı zamanda Arnavutluk’a komşu bulunan Yunanistan ve İtalya (dolayısıyla direk Vatikan) en fazla rol oynayan ülkeler oldu. Hristiyan örgütler, Arnavutlar’ı “İsa’nın dînine” (!) döndürmek için tarih kitaplarının yeniden yazılması, nefrete dayalı bir anti – İslam söyleminin yayılması, Yunanistan’da ikâmet izni isteyen Arnavutlar’ın zorla Ortodoksluk’a geçirilmesi, politik gözdağı vermek ve kapı kapı dolaşarak teblîğ yapmak gibi metodlar kullandılar. (22)

Dîn değiştiren Arnavutlar’a Arnavutluk’ta ve Avrupa ülkelerinde politik ve ekonomik destek olunuyor. Komünizm sonrası, ekonomisi mahvolmuş olan bu ülkede, birçok insan yüksek mevkiîlerde iş bulabilmek için dîn değiştirdi. Öyle ki bugün Arnavutluk’un başta devlet başkanı, istihbarat şefi, Tiran valisi, başta ekonomi bakanı olmak üzere akademisyenler, yargı görevlileri gibi üst düzey yöneticilerin hepsi Hristiyan. Yani ülkede yaşayan % 20’lik Hristiyan kesim, % 80’lik Müslüman çoğunluğa muazzam bir üstünlük sağladı. Gelinen bu noktada Müslüman Arnavutlar’ın emniyet, ordu, üniversite ve çeşitli kuruluşlarda memur olma ihtimali dahi ortadan kalkmış durumdadır. (23)

Bunun en önemli sebebi de, % 20’lik Hristiyan kesimin Batılı ve Hristiyan devletlerden gördüğü yoğun ilgi ve aldığı sınırsız desteğe karşın, % 80’lik Müslüman çoğunluğun İslam dünyası tarafından ve dünyadaki diğer Müslüman kardeşleri tarafından tamamıyla unutulması, ilgisiz bırakılması, hatta tamamen kendi kaderine terkedilmesi.

 “Soğuk Savaş Dönemi”nin ardından âdeta “sudan çıkmış balığa” dönen Arnavutluk, kısa aralıklarla demokrasiye geçiş sürecinin sancılarını, banker krizini ve Kosova Savaşı’nın derin etkilerini yaşadı. Savaş sırasında 600 bini aşkın Kosovalı Arnavut mülteci Arnavutluk topraklarına göç etti. Bilindiği üzere Arnavutluk toprakları dışında yaşayan yoğun bir Arnavut nüfûs bulunmaktadır. Yugoslavya’daki 1971 sayımlarına göre bu ülkede bulunan 1 milyon 309 bin 523 Arnavut’un 916 bin 168’i Kosova, 279 bin 871’i Makedonya, 65 bin 507’si Sırbistan, 35 bin 671’i Montenegro (Karadağ), 4 bin 175’i Hırvatistan, 3 bin 764’ü Voyvodina ve 1281’i Solovenya’da bulunmaktadır. (24)

1991 yılından sonra sınırlarını Batılı ülkelere açan Arnavutluk, Protestan, Mormon, Yehova Şâhîdleri, Evanjelist, Kalvinist, Adventist, Tele – Evanjelist, Kadıyanî ve Bahaîlerin akınına uğradı. (25) ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2006 tarihli “Arnavutluk Raporu”na göre Arnavutluk’un nüfûsu 3 milyon 600 bindir. Ülkede dînî vakıf, grup ve kuruluş 245’i bulmaktadır. (26)  Tiran Adliyesi’ne kayıtlı bu 245 dînî kuruluşun sadece 34’ü Müslümanlar’a, 189’u Hristiyanlar’a aittir. Bu 189 kurum Amerika ve Batı Avrupalı Hristiyan misyonerlere aittir. (27) Kaldı ki Arnavutluk nüfûsunun dörtte üçü Müslüman’dır. Misyoner örgütler arasında ilk sırada Amerikalılar yer almakta, diğerlerini ise Batı Avrupalı ve - en az sayıda - Ortadoğulular oluşturmaktadır. (28)  Burada 33 ABD misyonerlik teşkilâtına bağlı 127 Amerikalı, 21 Arnavut ve 37 başka ülkelerden misyonerler vardır. Bu ülkedeki Kanadalı misyonerlik kuruluşlarının sayısı 5, Kanadalı misyonerlerin sayısı ise 2’dir. Ülkede 1995 yılı itibariyle 80 Hristiyan tarikat ve dînî teşkilâta bağlı yüzlerce misyoner faaliyet göstermektedir. (29) Aynı rapora göre Arnavutluk Dîn İşleri Komitesi 2004 yılında 1084 yabancı misyonere devamlı oturma izni vermiştir. (30) Ülkede dînî eğitim veren 101 okulun yalnızca 7 tanesinin Müslümanlar’a ait medreseler olduğunu, bu medreselerden yılda mezun olan öğrenci sayısının 100’ü aşmadığını, buna mukabil her yıl 2600 civarı Hristiyan öğrencinin mezun olduğunu göz önünde tutarsak Hristiyan dünyanın çalışma hızı, imkânı ve azmi ile Müslümanlar’ın çalışmalarının kıyas bile kabul etmeyeceğini anlarız. (31)

Bu misyonerlerin tamamına yakını 1990’dan sonra bu ülkeye gelmişlerdir. Bunlar hatta birbirleriyle rekabet halindedirler ve sokaklarda propaganda malzemesi dağıtmaktadırlar. Sinemalarda dahi propaganda faaliyetlerinde bulundukları bildirilmektedir. Protestan misyonerleri uzun yıllardır ülke dışından yaptıkları radyo yayınlarıyla lehlerine bir vasat oluşturmuşlardır. 1990’dan sonra yüz yüze yaptıkları görüşmeler ve vaadler neticesinde Protestanlaşan Arnavutlar’ın sayısında katlanarak bir artma gözlenmektedir. İncil’in Arnavutça’ya tercümesi 1992 yılında tamamlanmıştır. Buradaki misyonerler dışarıda basılan kitapları taşıma yerine, bu ülkede bir Protestan basımevi açarak, kitaplarını burada basma çalışmaları içerisindedirler. (32)

Arnavut yazarlardan Ajni Sinani’ye göre Katolikler’in Arnavutlar’ı dînlerinden döndürme yönünde özel programları ve saldırgan bir propagandaları vardır. Sayısız faaliyetlerinden en önemlisi Tiran’ın merkezinde büyük bir katedral inşâ etmeleridir. Bunun yanında Katolik üniversitesi, çok sayıda enstitü, gazete, radyo, televizyon ve siyasî partileri vardır. (33) Yunanistan’da 700 bini aşan göçmen Arnavutlar’ı Ortodoks yapmak için Ortodokslar’ın faaliyetleri vardır. Dînlerinden dönmeleri yanında asimile ederek kültürlerinden koparmaktadırlar. (34)

Arnavutluk, politik ve kültürel açıdan tam bir Katolik ve Ortodoks istilâsı altında bulunuyor. Meselâ Katolik propaganda çerçevesinde, ülkenin her köşesine Rahibe Teresa’nın adının verilmesi için Arnavut politikacılara baskı uygulanıyor. Arnavutluk’un tek havaalanı “Uluslararası Rahibe Teresa Havaalanı” adını taşıyor. (35) Tiran’ın en büyük bulvarının adı “Rahibe Teresa Bulvarı”, en büyük hastanesinin adı “Rahibe Teresa Hastanesi”. Aynı şekilde ülkedeki birçok sokak, klinik, okul ve üniversite vs. adları “Don Bosko Sokağı”, “Parde Luigi Monti Kliniği”, “İyilik Kontu Leydisi Üniversitesi” gibi Katolik âzîzlerinin adlarıyla anılıyor. Buna karşılık Arnavutluk Müslümanları, Arnavut halkının en izole ve yoksul toplumunu temsil ediyor. Bunun aşılması için onların kendi enstitülerini, okullarını, medyalarını ve diğer kurumlarını oluşturmaya ihtiyaçları var. Fakat onlar tüm bunlar için bir kaynağa sahip değiller. Bugün başkent Tiran’da, sadece 8 cami var. Arnavut Müslümanlar, Tiran Merkez Meydanı’ndaki Osmanlı eseri Ethem Beg Camiî yeterli olmadığı için Cuma namazlarını zorunlu olarak dışarıda kılmaktalar. (36)

Tiran’ın Arnavut Müslümanları, devletin okulları onların İslami örtüleri sebebiyle örtülü kızlarını uzaklaştırdığında onları gönderebilecekleri hiçbir özel yüksekokula sahip değiller. (37) Ama diğer toplumlar, bütün Hristiyanlar, hatta Kadıyanîler ve Ahmedîler dahil olmak üzere, buna sahiptirler. Arnavut Müslümanlar Hristiyanlar’dan farklı olarak toplumları için hiçbir radyoya ve gazeteye sahip değildir. 1991’den sonra ülkede yayınlanan tek Müslüman gazetesi olan “Drita İslame” şu an sağlıklı bir durumda değildir. Arnavutlar’ın tarihi dikkate değer olaylar ile dolu olsa bile, onların şimdiki durumu çok umutsuzdur. Onlar, bu gibi bir enstitüyü çalıştırabilecek yetenekte entelektüellerden yoksun değilken, İslamî eğitim için bir enstitüye bile sahip değildir. (38)

Arnavutluk Müslümanları nüfûsun büyük çoğunluğunu oluştursa bile onlar, kimlikleri yüzünden farklı saldırılara karşı haklarını koruyacak ve onları temsil edecek bir siyasî partiye de sahip değildir. Arnavutluk Müslümanları arasında siyasî partilerin, radyoların, gazetelerin, okulların, enstitülerin, kurumların olmayışı bu toplumun onları yönetecek personeli olmaması sebebiyle değildir. Arnavut Müslümanlar’ın önündeki temel problem, Arnavut toplumunun daha büyük problemlerinin bir parçasıdır. Komünist geçmişten miras kalan berbat ekonomik durum ve demokrasi döneminde verilen sahte sözler temel problemdir. Ülkenin şimdi tecrübe ettiği büyük ekonomik umutsuzluktan Arnavut Müslümanlar kadar dînsiz Arnavutlar da acı çeker haldeler. IMF’nin sömürgeci ekonomik politikaları tarafından yıllardan beri harab edilen, halkın % 50’sinin işsiz olduğu ülkede Arnavut Müslümanlar’ın geleceği çok acımasız görünmektedir. (39)

Onların tek “yeniden diriliş” umudu, uyuyan Müslüman dünyanın büyük okyanusunda kaldı. Onlar, ülkelerindeki istilâcı binlerce Hristiyan misyoner, işadamı, görevli, enstitü ve organizasyona bakıp Müslüman dünyanın da bir gün kendisini yenileyerek, Avrupa’nın eşiğinde yaşayan dîn kardeşlerini hatırlayacaklarına dair umutlarını muhafaza ediyorlar. Ancak şimdiye kadar Müslüman dünya, saldırgan tarihî Hristiyanlık’ın gemlenemeyen ağzında, İslam dünyası okyanusundan çok uzakta, dostane olmayan bir bölgede ölüm – kalım savaşı vermek zorunda olacak Arnavutluk Müslümanları’nı, onların Avrupalı görünüşleriyle hatırladı. (40)

1990’dan sonra Doğu Avrupa’da demokrasinin gelişiyle Arnavutluk’ta da dînî özgürlükler yeniden oluşturuldu. Arnavutlar’a dînî pratikleri için izin verilmeye başlandı. Bu, Müslümanlar’a, kaybettikleri kimliklerini yeniden oluşturabilecekleri kanaatini vermişti. 1991’de kurulan yeni demokratik rejim, Arnavutluk Müslümanları’na, onların İslamî miraslarını yeni bir anlayışla başlatmaları için bazı fırsatlar sundu. Bu dönemde Arnavutluk, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’ne üye oldu. Tiran’da bir Arap – Arnavut Bankası kuruldu ve ülkede 20’ye yakın Arap İslamî organizasyon şubelerini açtı. Bunlarla birlikte bazı Türkiyeli, İranlı, Britanyalı, Amerikan ve diğer Müslüman sivil toplum kuruluşları da geldiler. Bu kısa ömürlü organizasyonlar 1991’den 1996’ya kadar İslamî eğitim ve cami inşâsı ile meşgul oldular. Onların eksiklikleri ayrı tutulursa, onlar Müslüman literatürün güzel örneklerini bastılar, dağıttılar ve yine ülkede düzinelerce cami inşâ ettiler. (41)

1991’den sonra, Arnavutluk’un Batı’ya açılışıyla Protestanlar’dan, Mormonlar’dan, Yahova Şâhîdleri’nden, Evanjelistler’den, Kalvinistler’den, Lutherciler’den, Adventistler’den, Tele – Evanjelistler’den, Kadıyanîler’den, Bahaîler’den ve diğer mezheplerden oluşan bir ordu Arnavutluk’u âdeta istilâ etti. Tecrit edilmiş ve aç bırakılmış bir halkın bulunmasıyla onlar Arnavutluk’ta umutsuzluk içindeki yaşayıştan kurtulmak ve Batı’nın kendileri için sakladıklarını sınamak isteyen umutsuz Arnavutlar için bir ellerinde ekmek ve diğer ellerinde İncil ile gelerek onları balık gibi avladılar. Onların milyon dolarlarla hesap edilen bütçelerinin sonucu olarak 1991’den bu yana Arnavutluk’ta çok sayıda Protestan kilisesi boy gösterdi. Protestanlar, Kalvinistler ve Yehova Şâhîdleri geldikleri ülkeler tarafından kuvvetle desteklendiler. “Albanian Center for Conflict Resolutions” tarafından idare edilen bir çalışmaya göre güçlü propaganda ve yatırım ile - ki misyonerler 15 yıldır bunu yapıyor – Müslüman Arnavutlar’ın yaklaşık % 3, 1’i Protestanlık’a döndürüldü. (42)

Edwin Jacque gibi Protestan misyonerler “Arnavutluk’un Hristiyanlık’a dayalı tarihi” üzerine çok satan kitaplar yazdılar, aynı şekilde Katolik ve Ortodoks kiliseleri birçok okul ve üniversite kurdular, radyo ve televizyon yayını yapmaya başladılar. Hristiyanlık’a geçenlere, Arnavutluk’ta faaliyet gösteren Batılı elçilikler politik destek  de sağlıyorlar. ABD, Yunanistan ve İtalyan elçiliklerinde bu politika çok açık bir şekilde görülebiliyor. Amerikan elçiliğinde, elçilere yakın olan ve danışmanlık yapan birçok Arnavut, yüksek mevkiîlerde iş bulabilmek için dîn değiştirdiler. Bu tür olaylara Amerikan elçiliğinde sıkça rastlamak mümkün. İslam’dan dönerek Hristiyan Protestanlar için çalışmaya başlayan kişiler, Amerikan elçilerinin en çok güvendikleri danışmanlar haline geldiler. Bu kişiler elçiliğin bütün toplantılarına katılıyorlar. Böylelikle Arnavut politikacıları ve politik desteğini yanına alan elçilik daha da güçleniyor. Bununla birlikte işsizliğe yönelik siyaset tek örnek değil. Birleşik Devletler elçiliğinin dînî propagandasının başka bir örneğini de, Amerikan vaizlerin desteği ile elçiliğin zaman zaman Arnavut politikacılarıyla, başkanlarla ve devlet başkanıyla bir arada düzenlediği “Sabah Ayinleri” organizasyonunda görebilmek mümkün. (43)

Amerikalılar’ın haricinde İtalyanlar ve Yunanlar da ülkede Hristiyanlık propagandasını destekleyenler arasında üst sıralarda yer alıyorlar. 23 Ekim 2005 tarihinde İtalyan büyükelçiliğin organize ettiği “Rahibe Teresa Maratonu” gibi faaliyetlerle İtalyanlar birçok kez Vatikan’ın sesinin Tiran’da duyulmasını sağladılar. Yunanlar, İslam’a karşı ülkede şiddetli propaganda yapan başpiskopos Yanolatos’un sürekli arkasında oldular. Korça gibi yerlerde Yunan konsoloslukları Ortodoks kiliseleri inşâ ettiler. Yunan elçiliğinin düzenlediği her programın arkasında sürekli Yunan piskoposlar yer aldı. Aynı şeyler kilise inşaatlarını destekleyen, birçok Katolik dînî programların sponsorluğunu yaparak Katolik kültürün propagandasını yapan enstitülere arka çıkan İtalyanlar için de söylenebilir. Bir kişi Tiran’daki elçiliğe vize işlemleri için gittiği zaman duvarların Vatikan âzîzlerinin büyük portreleriyle ne şekilde kaplanmış olduğunu görebilir. Arnavutluk’taki misyonerler, var güçleriyle Sünnî ve Bektaşî toplulukların kıyasını yapmakla meşguller. (44)

Milyon dolarlarla ifade edilen ve her yıl sağlanan maddî destekle neredeyse ülkenin her kasaba ve köyünde kiliseler ve Hristiyanlık merkezleri inşâ ettiler. Dev bütçeleriyle, programlar düzenlemek ve bu programlara iştirak etmek amacıyla, Tiran yönetiminin bile gidemeyeceği kadar uzak yerlere ulaşımı sağlamak üzere helikopterler bile aldılar. 600 yıllık bir İslam tarihinden sonra Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma politikası 2002 yılında zirveye ulaştı. Şu an devlet başkanı, içişleri bakanı, istihbarat şefi, Tiran valisi, kütüphanenin, yargının, akademisyenlerin, tarih araştırmacılarının üst düzey temsilcileri ve ülkeyi yöneten, önde gelen kişilerin hepsi Hristiyan’dır. Yönetimde olan % 20 oranındaki Hristiyan, geri kalan % 80 Müslüman Arnavut’a karşı üstünlük sağlamış durumdalar ve bu üstünlük halen devam ediyor. Geçmişinde Ortodoksluk’la alakası olmayan yöneticilere sahip olan Arnavutlar, bugün politik ve kültürel açıdan Katolik propagandasının istilası ile yüz yüzeler. (45)

Bir kısım insanın Rahibe Teresa’nın Arnavut olduğuna inanmaya başlamasından bu yana ülkede Teresa’nın şahsî özellikleri ve kültü şiddetli bir şekilde destekleniyor ve yaşatılmaya çalışılıyor. Eğitim ve Kültür Bakanları, Teresa’yı anmak için Arnavut öğrencilere zorla şarap ve ekmek âyinleri düzenletiyorlar. Bu âyinler Vatikan ve İtalyan elçiliğince destekleniyor. Bunun haricinde, Katolik propaganda çerçevesinde, ülkenin her köşesine Rahibe Teresa’nın adının verilmesi için Arnavut politikacılar zorlanıyorlar. Arnavutlar’ın zorla Katolik yapılmaya çalışılması politikasına sıcak bir örnek 19 Ekim 2005 tarihinde yaşandı. Arnavut öğrenciler, Rahibe Teresa’nın Vatikan tarafından kutsandığı gün olan ve “resmî tatil” edilen bu günde Rahibe Teresa’yı anma törenine katılmaya zorlandılar. Papa’nın, “Rahibe Teresa Halk Yürüyüşü” düzenlenmesi yolunda Arnavutluk’a çağrıda bulunmasından sonra, 23 Ekim’de Tiran’daki İtalyan elçiliği, Kültür Bakanlığı ile işbirliği içinde Arnavutluk’un başkenti olan Müslüman Tiran’ın tüm yollarını kapattılar. (46)

Oysa tüm bu onurlandırmalara rağmen, Rahibe Teresa’nın 1990’da ülkeyi ziyaret ederek ateist – komünist diktatör Enver Hoxha’nın mezarına çelenk koymak ve diktatör Enver Hoxha’nın dul eşi Nexhmije Hoxha’ya sarılarak O’nu teselli etmek dışında Arnavutluk’a hiçbir katkısının olmadığı bilinmektedir. (47)

Müslüman Arnavutluk’un yeni sahipleri, İslam’dan dönen bir mürted olarak ömrünün sonuna kadar bir Haçlı savaşçısı olarak Müslümanlar’a karşı savaşmış olan Skënderbej (İskender Bey) ile yine Müslüman bir ailenin kızı olarak Katolik olarak büyütülüp misyoner yapılmış olan Nënë Tereza (Rahibe Teresa)... Müslüman bir ülkenin yeni sahipleri ne yazık ki bunlar...

Terasa, Makedonya doğumlu, Katolik kökenli bir rahibe. Arnavutluk’a ömründe sadece üç kez gelmiş ve ilk gelişinde de eski diktatör Enver Hoxha’nın mezarına çiçek koyup dul eşini kucaklamış. Terasa’nın önemi, Vatikan’ın kendisini “âzîze” ilan etmesi ve “tüm Arnavut halkına bir model olarak” dayatmasından kaynaklanıyor. Öyle ki, Arnavutluk devletinin pasaportların üzerine O’nun resmini basmayı düşündüğü söyleniyor, şu aralar. (48)

Arnavutluk Eski Cumhurbaşkanı Alfred Moisui, Kasım 2005’te Oxford Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta, “Arnavutlar, Osmanlı askerleri tarafından zorla Müslümanlaştırıldılar. Arnavutlar aslında Hristiyan’dır” demişti. (49)

İtalya ve Yunanistan tarafından desteklenen Katolik ve Ortodoks kiliseleri, son yirmi yıl içinde, çok güçlü kurumlar oluşturdular ve Arnavutluk’a sızmayı başardılar. Devlet ile dîn arasındaki iktidar oyununun en başarılı oyuncusu, Batı tarafından kararlı bir şekilde desteklenen ve kendisini Avrupa’nın ve Batı’nın temsilcisi olarak gösteren Katolik Kilisesi oldu. Katolik Kilisesi, devlet ile kendisini “devlet içinde devlet” haline getiren bir kısım anlaşmalar yaptı. Bu anlaşmalar yoluyla Katolikler, Müslümanlar bunu yapamazken, eğitimli Arnavutlar’ı kamu sektörünün istedikleri yerlerinde çalıştırma imkânı buldular. Müslümanlar’ın Arnavutluk’a girişi bile sıklıkla engellenirken, Katolik misyonerler Arnavutluk vatandaşlığına alındılar. İtalya, Avusturya, Almanya ve diğer Batılı devletlerin desteğiyle Katolik Kilisesi, dînî mirasını ve ruhban sınıfını Arnavut milletinin ulusal mirası olarak kabul ettirmeyi başardı. Rahibe Terasa, Pjeter Bogdani, Gjergj Fishta gibi anti – semitist ve anti – Müslüman kişilerden birçoğu, kilisenin büyük para desteği ve güçlü lobisiyle bugün “Arnavut ulusal kahramanları” oldular. Arnavutluk’un parasını, caddelerini ve okullarında öğretilen ulusal kahramanları gören herkes, Katolik rahiplerin ve entelektüellerin Arnavutluk’ta ne kadar güçlü olduklarını anlayabilir. Tiran’ın ana bulvarı “Papa John Paul II”, tek havaalanı ve en büyük hastanesi “Rahibe Teresa” olarak isimlendirilmiştir. Arnavutluk Leki ve pulları, Katolik rahipler ile anti – Müslüman Haçlılar ile doludur. Sonuç olarak, Arnavutluk’ta artık değil Müslümanlık, Laiklik bile yoktur. Laiklik, Katolikler eliyle fiilen uzaklaştırılmıştır. (50)

Arnavutluk’taki Katolik ruhban sınıfı devlet kurumlarının bir parçası haline gelmişken ve Rahibe Teresa tüm devlet kurumları ile okul kitaplarında yer alırken, Müslümanlar sürekli olarak sisteminin dışına itilmektedir. Arnavut devleti ve Batılı elçilikler, İslam’ı ve Müslümanlar’ı sürekli sistemin dışında tutmayı hedefleyen politikalar üretiyorlar. Başörtülü Müslüman Arnavut kızlara ve Arap ülkelerinde eğitim gören Arnavutlar’a, orta ve yüksek okullarda eğitim görme ve devlet kurumlarında çalışma izni verilmiyor. Ülkenin ders kitaplarında Rahibe Terasa’nın örtülü resimleri yer alırken ve Katolik okullar her yerde çalışmalarını sağlamak üzere eğitim verirken, başörtülü Müslüman Arnavut kızları ve Müslüman dünyanın dîn okullarında eğitim görmüş herhangi bir Arnavut, devlet kurumlarına giremiyor. Arnavutluk devleti, yalnızca Müslümanlar ve İslam sözkonusu olduğunda laikliği hatırlıyor. Hristiyanlık ise “Avrupalı bir dîn” olarak daha uygun görülüyor. Geçen 20 yıl zarfında birkaç bin Arnavut’u İslam’dan Hıristiyanlık’a döndürmeyi ve onlara İslam’ı terk ettirmeyi başardılar. Onlar milyon dolarlık bütçeleri ile kendi kiliselerini çalıştırıyorlar. Arnavutluk’un her köşesinde yeni kiliseler, okullar, hastaneler, radyolar, işyerleri açıyorlar. Kısa süre önce yayımlanan “USAID Raporu”na göre Protestanlar, Arnavut toplumumun en zengin kesimini oluşturuyorlar. Bu, onların Batı’dan aldıkları destek sayesinde oluyor. Protestan misyonerler, Arnavutlar’ı sadece Hıristiyanlık’a sokmakla kalmıyor, Arnavutluk’taki siyasî partileri de sevk ve idare ediyorlar. Soros ve Amerikan elçiliği marifetiyle oluşturulan MJAFT’ın yan ürünü olarak kurulan G 99 isimli parti bunlardan sadece bir tanesidir. G 99’un lideri Erion Veliaj, Müslüman kökenli ve fakat Protestanlık’a dönmüş biridir. Veliaj, G 99 partisini kurmak ve devamlılığını sağlamak için Batılı elçiliklerden, ABD’deki Heritage Foundation ve ülkedeki resmi kurumlardan milyonlarca Dolar aldı. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, Protestanlar sadece dînî projelere değil, aynı zamanda Arnavutluk için politik projelere de sahipler. (51)

Arnavutluk’un göz önündeki tüm mekânları Müslüman karşıtı insanların ismi ile anılıyor. Arnavutluk paralarına Pjeter Bogdani, Fan Noli gibi Müslümanlar için acı hatıralara sebep olan kişilerin resimleri konuluyor. Bu tür kişilerin büstleri, heykelleri ülkenin dört bir yanında yaygınlaştırılıyor. Ahalisinin tamamının Müslüman olduğu yerleşimlere dahi kiliseler inşâ ediliyor. Ülkenin birçok yerine, dağlara, tepelere haçlar dikiliyor. George Soros’un başkanlığındaki “Open Society Foundation” (Açık Toplum Vakfı) finansmanı ile sayısız gazete, dergi, radyo, televizyon, enstitü vs. işletiliyor. Özel okullar, kolejler, üniversiteler açılıyor. Ve tüm bu kurum ve kuruluşlarda Hristiyan olmak bir ayrıcalık olarak kabul edilirken Müslüman olmak küçümsenecek bir hal olarak telakki ediliyor. Arnavut entellektüeller Hristiyanlık propagandasına yaptıkları katkı ölçüde ödüllendiriliyor ve revaç buluyorlar. Sözgelimi İsmail Kadare, Arnavut halkını “arî” ırktan, “beyaz”, “Avrupalı” ve “Hristiyan” olarak tanımladığı için Batı dünyasındaki popülaritesini yükseltebiliyor. Hristiyan dünyaya dönüş yönündeki propagandası O’nun bir zamanlar Enver Hoxha ile olan ilişkilerinin üzerinin örtülmesine ve görmezlikten gelinmesine yetiyor. Ülkenin her santimetrekaresinde yürütülen misyonerlik faaliyetleri ABD’nin, Yunanistan’ın, Vatikan’ın ve diğer Avrupa devletlerinin desteği ile fütursuzca sürdürülüyor. (52)

Pogradec de Müslümanlar’ın çoğunluk olduğu ama Ortodoks kuşatması altındaki şehirlerden biri. Yunanistan burada Ortodoksluk’u “Hellenizm’in bir öncü kolu” olarak kullanmakta. Bölgedeki gelişmeleri takip eden aydınlar, 2. Dünya Savaşı esnasında, Haziran 1944 – Mart 1945 arasında, Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan Çameria’da Müslüman Arnavut ahaliye karşı bir soykırım gerçekleştiren Yunanistan’ın “Kuzey Epir” olarak bahsettiği bu bölgeye, Arnavutluk’un güneyine, Ortodoksluk’u “Truva atı” olarak kullanmadan giremeyeceği görüşünde birleşiyorlar. Bu, kuvvetle muhtemel haklılık payı olan bir kanaat. Zira, Arnavutluk’un güneyinde birçok yerde Avrupa Birliği (AB) ve ABD bayrakları görebilmeniz mümkünken bunca yatırıma rağmen Yunanistan bayrağı göremiyorsunuz Yunanistan belli ki uzun vadeli bir stratejiyi takip ediyor. Arnavutluk’un güneyinde yaşayan Ortodokslar’a Yunan vatandaşlığı hakkı tanıyacak düzenlemeleri hayata geçirmesi, görkemli vaftiz âyinleri gerçekleştirilmesi, tüm köylere birer kilise inşâsı için gayret etmesi bu stratejinin adımlarından birkaçı. (53)

Eski bir Osmanlı şehri olan Korçe’de diğerlerinde olduğu gibi Müslümanlar ile Ortodokslar birlikte yaşıyorlar. Şehrin merkezine büyükçe bir kilise inşa eden Ortodokslar, siyasî güç elde edebilmek için şehirdeki birçok aileye düzenli olarak para aktarıyorlar, daha evvel Yunanistan ile ancak birkaç ailenin ilgisi var iken bugün 800’e yakın aile, kilise ve diğer organizasyonlar kanalı ile Yunanistan’dan aylık 300 Euro para alıyor. Bu durum Ortodokslar’a şehirde istediklerini daha kolay yapma imkânı sağlıyor. Yine, Yunanistan’da çalışan Arnavutlar da burada hemen her zaman bir baskı aracı olarak kullanılıyor. Kilisenin ve diğerlerinin isteklerinin yerine getirilmeme ihtimalinin belirdiği her olayda Yunanistan Arnavutlar’ı ülkeden kovmak ile tehdit ediyor. Korçe’de şehir merkezinde yer alan kilisenin aksine Osmanlı döneminden kalan İlyas Bey Mirahori Camiî son derece bakımsız halde. Caminin minaresi yıkılmış durumda. Kendisi ise zamana terk edilmiş gibi duruyor. İslam’ın Arnavutluk’taki nişanelerinden biri olması gereken Korçe şehrinde ne hazindir ki 12 kiliseye karşılık sadece 2 cami bulunuyor. Korçe sokaklarına Ortodoks izleri bırakmak yetmiyor olmalı ki, kimi yerlerde İslam karşıtı insanların büstlerine de yer veriliyor. Asdreni, Thimi Mitko ve NaumVeqilharxhi bunlardan üçü. Bu üçü aslen Ulah olan, 1800’lerde yaşamış ve Osmanlı’ya karşı Yunanlılar’ın yanında savaşmış kişiler. Kilise bu figürler aracılığıyla İslam düşmanlığını canlı tutmaya çalışıyor. Korçe’de Ortodokslar’ın nüfûsa oranı % 20 – 30 arasında olmasına rağmen 1992’den bu yana şehri yönetenlerin hepsi Ulah asıllı Ortodokslar. Şimdiki belediye başkanı Niko Peleshi dahil olmak üzere, Robert Damo, Gjergji Duro, Dhionis Kotmilo ve Gjergji Gjinko bunlar arasında sayılabilir. Ortodoks Ulahlar’ın buraya 19. yy’ın sonlarından itibaren gelmeye başladıkları söyleniyor. (54)

Arnavutluk’un güneyinde bulunan ve Yunanistan sınırında bulunan Gjirokaster şehrinde de aynı durumu gözlemlemek mümkün. Tüm Güney Arnavutluk gibi burası da Ortodokslar ve Müslümanlar tarafından iskan edilmiş halde. Kent, Yunanistan’ın etkisi altında. Burada birçok insan çalışmak için Yunanistan’a geçiyor. Gençler çoklukla işsiz. İşsizlik onları yurtdışına veya yasal olmayan başkaca işlere sürüklüyor. Bu kent de uluslararası suç örgütlerinin güzergahında yer alıyor. Buradan Saranda veya Vlore’ye ve oradan da İtalya’ya geçiliyor. (55)

İşkodra son iki yıl içinde iki olay sebebiyle dünya medyasının gündemine geldi. Bunlardan birincisi İşkodra Kalesi’nin içinde yer alan Sultan Fatih Camiî’nin kiliseye çevrilme girişimine İşkodra müftüsü ve Arnavutluk Müslüman Forumu’nun karşı çıkmasıydı. Amerikan elçiliği bu projeye destek vermiş ancak, kentte oluşan gerginlik sebebiyle proje durdurulmuştu. Tiran’daki Kültürel Eserler Enstitüsü bu caminin orijinal halinin “St. Stefan Sırp Kilisesi” olduğunu öne sürerek caminin orijinal haline döndürülmesi için bir restorasyon projesi hazırlamıştı. İkinci olay ise Rahibe Terasa heykelinin şehrin girişine yerleştirilmek istenmesiydi ki, yine müftülük ve Arnavutluk Müslüman Forumu kentin sadece Katolikler tarafından değil aynı zamanda Müslümanlar tarafından da iskân edilmiş olduğunu ve Terasa heykelinin kilisenin yakınına yerleştirilmesinin daha uygun olacağını belirterek bu projeye karşı çıkmışlardı. Vatikan’ın özel ilgi alanında olan İşkodra, Osmanlı geçmişini muhafaza edebilen nadir yerlerden olması sebebiyle Müslümanlar açısından da önem arz ediyor. Müslümanlar’a ait bir siyasî gazete var ve bu gazete İşkodra şehrinden yayın yapıyor: “Besimtari” (Mü’mîn). Gazetenin başında Selim Gokaj bulunuyor. (56)
Skënderbej (İskender Bey) hakkında Arnavutluk’taki tartışmalar ise çok daha eskilere uzanır. Arnavut milleti kavram olarak ne kadar eskiyse, tartışmalar da o kadar eskidir. Bir asır önce de Arnavutlar, bugün olduğu gibi, İskender Bey’in Arnavutlar’ın kahramanı olup olmadığını tartışıyorlardı. Örneğin,  bundan tâ 100 yıl önce Lap Martallozi adında bir yazar Bulgaristan’da, Sofya’nın “Drita” gazetesinde, insanların Arnavutluk’ta “mekteb”e gittiğini, Osmanlı padişahlarının kutsal ve İskender Bey’in asil bir haydut olduğunu, bir imamın “Arnavutlar’ın asil Araplar olduklarını ve 1300 yıl evvel halife Ömer zamanında Balkanlar’a geldiklerini söylediğini” yazıyordu. Yine Lap Martallozi, Yunan okullarında eski tarihin büyük adamlarının (Filip, Büyük İskender, Batlameu, Priua gibi) Yunan ve Hristiyan olduklarının öğretildiğini söylüyordu. (57)

Ancak İskender Bey sorunu Osmanlı İmparatorluğu’nda Arnavutça konuşulan nüfusun yaygın olduğu vilayetlerde yaşanıyordu. 1908 yılından 1912’ye kadar bu vilayetlerde yaşayan binlerce Arnavut, kavim üzerine kurulu “Arnavut olmak” ve İskender Bey’in bir efsane olduğu fikrini reddetti. Clayer’in dedigi gibi, “Batılı bilimadamları 19. yy’da Arnavutlar’ı keşfetti” ve Arnavutluk devleti kurulduktan sonra da Batılı bilim adamlarının getirdikleri İskender Bey sorunu kuşaktan kuşağa aktarıldı.” (58)

Enis Sulstarova da bir yazısında bunu ifade ederek, “İskender Bey efsanesinin yaratılması yüz yıl önce oldu. Arnavutluk’un bir devlet olması için böyle bir efsaneye ihtiyaç vardı ve İskender Bey bunun için idealdi. İskender Bey’in zamanı Arnavutlar’a Ortaçağ devletini hatırlatıyordu. İskender Bey Osmanlı Devleti’ne karşı savaştı; ‘Avrupa’nın koruyucusu’ gibi bir İskender Bey efsanesi Avrupa’nın merkezlerinde Arnavut devletinin hakları için aranabilir hale geldi. Bir şekilde devlet İskender Bey’in yeniden doğuş efsanesini Avrupalı yeniden doğuş yazarlarından aldı” diyordu. (59)

İskender Bey hakkında daha açık ve daha açıklayıcı olan Fatos Lubonja, Nathalie Clayer’in yeni kitabından aktarma yaparak onun Shpuza ve Pogorice bölgesinde bir Arnavut – Slav savaşçıyken Avusturya – Macaristan güçleri tarafından Adriyatik Denizi kenarlarında yavaş yavaş Arnavut halkının kahramanına dönüştürüldüğünü anlatır. (60)

Birçok araştırmacı tarafından (Fatos Lubonja, Nathalie Clayer, Hysamedin Feraj, Egin Ceka vs) söylendiği gibi İskender Bey efsanesi değişik gruplar tarafından değişik amaçlarla kullanılmıştır. Önce bir Hristiyan savaşçısı, sonra Naim Frasheri tarafından bir Bektaşîlik sembolü, millîyetçiler tarafından Türk karşıtı duyguları oluşturmak için bir araç, komünistler tarafından değişik kabuklar giydirilerek Enverizm’in bir elemanı olarak kullanılmış ve sonunda, Güneydoğu Avrupa’da Komünizm’in düşüşüyle, Kosova ve Makedonya’da  millîyetçilik hareketinin bir sembolü olarak kullanılmaya başlanmıştır. (61)

Son zamanlarda bu efsanenin Arnavut millîyetçiliği tarafından kullanılabilmesi için İskender Bey’in heykelleri Priştina’ya (Kosova), Üsküp’e (Makedonya), Diber’e (Arnavutluk) doğru yön değiştirirken, Katolik kilisesi, İskender Bey’i genellikle Katoliklik merkezli bir üçlemenin parçası olarak kullandı. İsmail Kadare, Rahibe Teresa ve İskender Bey birer ulusal sembol oldular. “Katoliklik Temelinde Kutsal Üçlü”yü oluşturan  kişiler: İskender Bey, babası için değil, Papa için bir savaşçı; Rahibe Teresa, Arnavutlar için tek manevî kaynak ve  İsmail Kadare; Katoliklik’e dönüş için kültürel ilhamın bir parçası. Kadare, kişisel nedenlerle İskender Bey mitine olan tepkiye karşı keskin bir karşı tepki gösterir, çünkü O, büyük üçlünün bir parçası olmak ister. Zaten Komünizm zamanından beri Gjirokasterli “Üç Büyük”, Enver Hoxha, Eqerem Çabej, İsmail Kadare, “Devlet inancı ve gücü sadece Gjirokaster’dan gelir” düşüncesini yürütmeye çalışıyorlardı. Enver siyasî gücün, Çabej bilimsel gücün ve Kadare de yaratıcı gücün sembolü olarak kullanıldı. (62)

Xhavit Shala (Cavit Şala)’nın dediği gibi Atatürk ideolojisinin Kürtler’e ya da Türkiye’deki diğer gruplara kabul ettirilmesi örneğinde olduğu gibi İskender Bey efsanesini onu kabul etmek istemeyen toplum bölümlerine kabul ettirmeye çalışmak burada da başka ülkelerde olduğu gibi kimlik krizine yol açabilir. Xhavit Shala (Cavit Şala), Batılı Haçlı güçlerin İskender Bey efsanesini Müslüman Arnavutluk halkına zorla kabul ettirmeye çalışıp Arnavutlar’ı Hristiyanlaştırma çabalarını, Türkiye’de kemalistlerin Atatürk ideolojisini Müslüman Kürdistan halkına zorla kabul ettirmesine benzetir. (63)

İşkodra şehrinin Müslüman nüfûsunun 2006’da Rahibe Teresa heykelinin şehirlerine yerleştirilmesini istememesi ya da Üsküp’te İskender Bey’in heykeline Makedon nüfûstan gelen tepki veya Belediye Başkanı Bollano’nun İskender Bey’in Yunan olduğunu söylemesi gösterir ki, Balkanlar’da hâlâ 20. yy’a ait etnik – dînî  çatışma devam etmekte. Burada Miloseviç’in Çar Lazar efsanesini ve ayrıca Kosova Savaşı’nı kullanması Sırp millîyetçiliğini canlandırıp Arnavutlar’a baskıya ve Yugoslavya’da savaşa  neden oldu. (64)

1997, Arnavutluk’taki Müslümanlar için gerçek anlamda bir “dönüm noktası” oldu. Müslümanlar âdeta, geçmişteki acılarına yeniden döndürüldüler.

Yunanlar ve CIA, 1997’de Sali Berisha’nın demokratik rejim yapısına karşı yapılan darbeyi desteklediklerinde, demokrasinin ana destekçileri olan Arnavut Müslümanlar için yeni bir zûlüm dalgası başlatılmış oldu. Eski komünist ve zimmî geçmişiyle, fundamentalist Arnavut ve Ulahlar’ın baskın olduğu Arnavutluk Sosyalist Partisi (Partia Socialiste e Shqipërisë), 1997 yılında iktidara geldi. Onların İslam’a karşı olan nefretleri tüm politik hareketleri ile ortaya konuluyordu ve bazı Batılı analistler Sosyalist Parti’yi ve onun rejimini “biraz Ortodoks eğilimli” olarak değerlendiriyorlardı. Onların yönetiminin ilk dönemi boyunca sosyalistler Arnavutluk’ta İslam’a karşı ikinci bir Haçlı Savaşı’nı yürüttüler ve ülkede birçoğu Araplar tarafından işletilen İslamî organizasyonları kapattılar. Dînî pratiğe sahip Müslümanlar ve imamlar, zûlüm ve kötü muameleye tabi tutularak bezdirildiler. Bunların yapılmasında devletin gizli servisi kullanıldı ve “küresel teröre karşı savaş” mazaretiyle sosyalist rejim, İslam’a genel bir düşmanlık yöneltti. Hükûmetin desteklediği gazeteler, kutsal değerlere sövgü ve İslam karşıtlığı dalgası başlattılar. Onların zûlüm dalgaları süresince sosyalistler Batı’nın rıza ve desteğine sahiptiler. Sosyalistler, Müslüman Arnavutluk’un iyi bir İslam karşıtlığı koruyucusu olarak görüldüğünden onların politik manipülasyonları ve ahlaksızlıkları Batı tarafından desteklendi. Yönetim süresince sosyalist hükûmetin bakanlarının baskın sayısı sonucu yönetim Ortodoks Hristiyan idi. (65)

Sosyalist yönetim dönemi boyunca Arnavutluk Cumhuriyeti’ndeki Sünnî Müslümanlar’ın resmî temsilcisi “Arnavutluk Müslüman Toplumu” (Komuniteti Musliman i Shqipërisë) idi. Bu organizasyon 1923’ten sonra, İslam ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek için oluşturulmuş ve 1991’de 1967’ye kadar yaptığı işi yapması için yeniden açılmıştı. Arnavutluk Müslüman Toplumu 2003 yılına kadar Hafız Sabri Koçi tarafından yönetildi. O, 2004 yılında vefat eden, eski ve deneyimli bir imam, Müslüman bir aktivistti. O’nun vefatından sonra Selim Muca Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun başkanı yapıldı. Selim Muca sosyalist başbakan ile olan ilişkisi ile tanınıyordu. Golloborda kökenli Slav Müslüman’lardandı ve komünist dönemde Çekoslovakya’da mühendis olarak eğitim almıştı. Selim Muca’nın döneminde Arnavutluk Müslümanları ve onların toplumu skandal ve rezalet dalgaları ile görüldüler. Birçok Müslüman aydın Muca’yı rejimin adamı olmakla, entelektüel ve İslamî anlamda Arnavutluk Müslümanları’nı savunmayan ve rehberlik edemeyen biri olmakla suçladı ve görevden alınması çağrısı yaptı. Bununla birlikte Arnavutluk Müslüman Toplumu, ülkedeki mescîdler / camiler üzerinde devlet tarafından tanınmış gevşek bir kontrole sahip, Arnavutluk Sünnîleri’nin devletteki temsilcisi olan ana organizasyondur. O, ülkedeki Sünnî dînî altyapının geçimini sağlayan merkezdir. Yine de Arnavutluk Müslüman Toplumu son derece fâkir olduğundan onun dînî ve kültürel faaliyetleri sıklıkla dış yardımlara muhtaçtır. Onun yoksulluğu komünist dönemde rejimin malvarlığına el koyduğu gönlerden miras kalmıştır ve bu malların birçoğu 1991’den sonra dahi iade edilmemiştir. Bu gün Arnavutluk Müslüman Toplumu çok zor şartlarda çalışan 7 medreseye ve ülkenin tümünde 500 civarı mescîde / camiye sahiptir. Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun çalışanları ücretlerinden sıklıkla rahatsızdır ve onun medreseleri modern bir okulun sahip olduğu temel ihtiyaçlardan bile yoksundur. Medreselerin bazısı ise Türkiyeli ve Ortadoğulu Arap organizasyonların yardımları ile çalışmaktadır. (66)

Altı asırlık İslam tarihinden sonra Arnavut Müslümanları üzerindeki baskı ve Hristiyanlaştırma politikası 11 Eylül saldırılarından sonra zirveye ulaştı. Arnavutluk, kendi Müslümanları’na karşı girişilen açık bir “Haçlı Savaşı”nın parçası oldu. 13 Ocak 2003 tarihinde Arnavutluk Müslüman Toplumu Genel Sekreteri’nin ofisinde suikasta uğraması bunun en önemli örneklerindendir. Genel Sekreter’in esrarengiz bir cinayete kurban gitmesi devlet imkânlarını ve gizli servisleri Müslümanlar’a karşı bir tutuma yöneltti. Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun ofisleri birçok kez polis tarafından basıldı. Toplum çalışanları, sıradan insanlar ve imamlar hiçbir mahkeme kararı olmaksızın camilerden toplanarak gözaltına alındılar. Parmak izleri ile fotoğrafları şüpheli olarak kayıt altına alındı. Ancak bu güne kadar bu suçu işleyenlere dair hiçbir delil bulunmamıştır. (67)

Arnavutluk’un Nobel ödüllü yazarı, “Ulusun Babası” lakaplı İsmail Kadare, Arnavut halkının yüzünü çevirmesi gereken yönü 1999’da şöyle açıklıyordu: “Beni ilgilendiren tek şey Arnavutluk’un intibakı, Batı’ya bağıdır. Arnavutluk Doğu’dan bıktı. Doğu, Arnavutlar için Polonyalılar, Çekler ve Macarlar için olduğundan daha kötüdür, zira Arnavutlar için Doğu, Sovyet, Çin, Osmanlı demektir. Başka bir deyişle, Doğu bir felâkettir, bir âfettir. Arnavut kültürü, Arnavut iştiyakı Doğu’yla bağları kesmeye çabalar.” Komünizm sonrası Arnavutluk yüzünü gerçekten de Batı’ya çevirmiştir. Bu, Batı’nın dînî algısının da kabul edilmesi sürecini beraberinde getirmiştir. Bugün Arnavut halkının, Osmanlı’nın zorla dayattığı söylenen İslam’dan “kendi öz dînleri” (!) olduğu iddiâ edilen Hristiyanlık’a geçmelerini sağlamak için Batı dünyası yoğun bir faaliyet içindedir. Meselâ, Arnavutluk’un bir evvelki cumhurbaşkanı Alfred Moisiu, 2005 yılında yaptığı bir açıklamada, Arnavutlar’ın çoğunluğunun Müslüman olduğunun doğru olmadığını, Arnavutlar’ın aslen Hristiyan olduğunu ve eğer bir Müslüman Arnavut’u kazısanız altından 1500 yıllık bir Hristiyan’ın çıkacağını ifade etmiştir. Benzer şekilde Rexhep Meydani (Recep Meydani) de Müslüman Arnavutlar’ın Arnavutluk’taki oranının sanıldığı gibi % 70 değil, ancak % 36 kadar olduğunu ileri sürmüştür. Müslüman Arnavut kimliğine yönelik saldırılar böylesine yoğun ve sürekli olmasına rağmen Müslümanlar’ın bu saldırılara cevap verecek gücü de yoktur. (68)

Dînî aktivitelerinden başka, kilise, birçok merkezi, Arnavut entellektüelleri kilisenin ideolojisinde çalıştırmak üzere açmıştır. Vatikan ve İtalya, Arnavutlar’ın geleceğinin Katoliklik’e dönmek ile Avrupa’da kalacağını iddia eden Katolik fundamentalistler tarafından yönetilen “Demochristian Party of Albania” (Arnavutluk Demohristiyan Parti)’nın arkasında durmaktadır. Vatikan, İtalya ve Avusturya’nın güçlü finansal desteğiyle “Demochristian Party of Albania” şubelerini Arnavutluk’un her köşesinde açmış ve Demokrat Parti’nin içişlerinde bile nüfûz sahibi olmuştur. Vatikan’ın bu etkisi Kuzey Arnavutluk’ta çok fazla hissedildiğindendir ki devlet veya diğer sektörlerde Demokrat Parti lehine çalışan Müslümanlar Katolikler tarafından sıklıkla ayrımcılığa maruz bırakıldılar. Vatikan’ın var olan etkisi Arnavutluk medyasında da hissedildi. Böylece, Tiran’ın güçlü iki yerel gazetesi, “Koha Jone” ve “Albania”, Demohristiyanlar (= Demokratik Hristiyanlar) tarafından işletilmeye başlandı. Bunlar aynı zamanda “Gazete 55” ile “Shqiperia Etnike” gibi gazetelerde ve “Phoenix” gibi dergilerde de etki sahibidirler. Katolikler’in Müslüman Arnavutluk’u Katolik bir yere çevirme arzusu ülkenin kuzeyinde haçlar dikmeleri ve İşkodra şehrindeki Rozafa Kalesi’nde bulunan Fatih Camiî’ni kiliseye çevirme projesine para bağışlayarak destek olan, Tiran’daki ABD elçisi Marcy Ries’i arkalarına alarak hareket etmeleri ile 2005 yılı boyunca görüldü. (69)

Tüm bunlara rağmen, 1997’den sonra Ortodoks kilisesi Arnavutluk siyasetinde en önemli oyuncu olmuştur. Birçok Arnavut’un genel kanaatine göre Ortodoks kilisesi ve onun Yunan Piskoposu Anastatis Yanolatos 1997’den 2005’e kadar Arnavutluk’un gerçek devlet yöneticisidir. Arnavutluk’taki Ortodoks kilisesi Yunanistan ve Sırbistan ile birlikte ABD’den birçok Protestan örgütün de açık desteğine sahiptir. 1997 hükûmet darbesinden sonra Yunanistan ve Ortodoks kilisesi, devlet aygıtının neredeyse tamamına yerleştirdiği insanları ile Arnavutluk’u yönetti. Başbakan Fatos Nano’dan Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu’ya kadar, savunma, içişleri, ekonomi, devlet, kültür ve sağlık bakanlarına kadar, Dışişleri Eski Bakanı Paskal Milo dahil olmak üzere, bunun gibi Arnavut siyasetinde 2005 yılına kadar yer alan birçok bakan, politikacı ve hükûmet görevlisi tamamen Ortodokslar idi veya en azından İslam karşıtı olduklarını ilân etmişlerdi. Katolikler gibi Ortodoks kilisesi de, kilise hastaneleri, halk okulları, şirketler, enstitüler, radyolar ve gazeteler gibi birçok kuruluşu Arnavutluk’ta faaliyete geçirdi. Ortodoks kilisesi, dînî dönüşümün Arnavutlar’ın ulusal asimilasyonunu da sağlayacağına inanmaktadır. Onlar, Yunanistan’daki sayıları 700 bini aşan Arnavut göçmen üzerinde büyük bir nüfûza sahiptirler. Birçoğu Arnavut olmayan ve fakat Ulah kökenli Ortodoks Arnavutlar arasında 12 yıldan bu yana süren Yunan propagandası onları yeniden organize etmeyi, ekonomik durumlarını güçlendirmeyi ve onların etnik geçmişlerini hatırlamalarını sağlamayı denedi. Bugün Ulahlar, Arnavutluk’un kuruluşlarını çok güçlü bir şekilde kontrol etmektedirler. Tiran’ın belediye başkanından bilim akademisinin yöneticisine, Arnavutluk’un en büyük günlük gazete basımcısından Tiran Üniversitesi’nin ekonomi, tarih, psikoloji ve edebiyat fakülteleri dekanlarına, Soros yöneticisinden Tiran NY Üniversitesi rektörüne ve savunma bakanına kadar birçok kişi ve fazlası köken olarak Ulahlar’dan veya yakın arkadaşlarındandır ve bunlar Piskopos Yanulatos ve Yunanistan taraftarıdırlar. Bir İngiliz tarihçi olan James Petifer, Arnavutluk’taki 2003 yerel seçimleriyle ilgili makalesinde Arnavutluk’taki Yunanlar’ın ve Ulahlar’ın Sosyalist Parti’deki etkilerini deklare etmiş ve Sosyalist Parti’yi nazikçe “Ortodoks” olarak etiketlemiştir. Arnavutluk Yunan ve Ulahları Sosyalist Parti’den ayrı olarak “Omonia” olarak bilinen “Defense of Human Rights Party”de de temsil edildiler. (70)

Ortak gidiş açısından neredeyse Arnavutluk’taki tüm yabancı mezhepler, Arnavutlar’ın İslamî kimliğine saldırıda ve Müslümanlar’ı kendi düzenlerine çevirmede birlikte hareket ettiler, aynı gaye uğruna çalıştılar. Şimdi bile Arnavutluk Müslüman Toplumu sadece 3 arabaya sahipken ve Arnavutluk Müslüman Forumu hiçbir şeye sahip değilken Arnavutluk’taki kiliseler birçok şeye ve hatta helikopterlere dahi sahip haldedir. Onlar devlet içinde devlet gibidirler. Ekonomik üstünlükleriyle onlar, Müslümanlar’ı hedefleyen yayımlar, TV programları ve güçlü etkileri olan konferanslar organize ediyorlar. Birçok Protestan Hristiyan kilisesi ve organizasyonu okullar, kuruluşlar, enstitüler, yetimhaneler ve klinikler çalıştırıyor. Arnavutluk yasalarının Müslümanlar’a geldiğinde “Laiklik ilkesini hatırlayıp” dînî radyoları yasaklamasına rağmen onlar 4 radyoyu yönetiyorlar. Arnavutlar’ın ortak inancına göre birçok kilisenin yönetimi ülkeye karşı casusluk faaliyetleri için istilâ edilmiş haldedir. Bu şüphe, yerel gazeteler birçok misyonerin yabancı casusların faaliyetlerinde kullanıldıklarını açıkça itiraf ettiklerinde pekçok kez doğrulanmıştır. (71)

Arnavutluk’taki Hristiyan misyoner teşkilâtlarının sayısı o kadar çoktur ki, onların hepsini saymak neredeyse imkânsızdır. Yine de aşağıdaki liste Arnavutluk’un bugün yüz yüze olduğu Haçlı Savaşı’nın derecesini biraz olsun aydınlatabilir.

İşte Arnavutluk’taki Hristiyan misyoner teşkilâtlarının sadece küçük bir kısmının listesi:

SJAA (St. John Ambulance Association); SSJE (Society of St. John Evangelist); SPSM (Society for the Sacred Mission); SCM (Student Christian Movement); UCCD (United Christian Council for Democracy); VAT (Voluntary Aid Detachment); YMFS (Young Men’s Friendly Society); PSCE (People’s Society for Christian Endeavor); COS (Charity Organization Society); FANY (First Aid Nursing Yeomanry); BSC - Bethany Christian Services (“Shërbimet Kristiane Bethany”); CF - Cross Foundation (“Fondacioni i Kryqit”); FPEC - Foundation Program for Evangelization of Children (“Fondacioni Program për Ungjillizimin e Fëmijëve”); Power of Light (“Fuqia e Dritës”); International Professional Development (“Zhvillimi Ndërkombëtar Profesional”); Humanitarian Foundation for Protection of Women and Children (“Fondacioni Humanitar i Mbrojtjes së Gruas dhe Fëmijës”); Adam’s Humanitarian Foundation (“Fondacioni Humanitar Adams”); “Word of Life” Foundation (“Fondacioni ‘Fjala e Jetës’”); God Loves Albania (“Zoti e do Shqipërinë”); Way of Peace (“Rruga e Paqes”); Austria for Albania Foundation (“Fondacioni Austria për Shqipërinë”); Church of Christ Tirana (“Kisha e Krishtit Tiranë”); Siloah Fellowship International; Albanian Encouragement Project (“Projekti për Inkurajimin e Shqipërisë”); Norsk Nordhjelp; International Christian Foundation (“Fondacioni Kristian Ndërkombëtar”); Nostra Signora del Buon Consiglio; Orthodox Clinic of Evangelization (“Klinika Ortodokse e Ungjillizimit”); Bethany Fellowship Albania; Christian Center Victory (“Qendra Kristiane Fitorja”); Mission Emanuel for Albania Foundation (“Fondacioni Misioni Emanuel për Shqipërinë”); Contribute for Education Mission (“Misioni Kontribut për Edukimin”); Orthodox Union “Friends of St. Cosmo” (Lidhja Ortodokse ‘Miqtë e Sh. Kozmait’”); Christian Aid Service (“Shërbesa e Ndihmesës Kristiane”); Jehova’s Witnesses (“Dëshmitarët e Jehovait”); Christian and Evangelist Union (“Enti i Bashkimit Kristian dhe Evangjelist”); Adventistic Church (“Kisha Adventiste”); Christian Evangelistic Church (“Kisha Kristiane Evangjeliste”); Charity Mission “Mother Theresa” (Misioni Bamirës ‘Nëna Tereza’”); Selessian Association (“Shoqata Seleziane”); World Baptist Foundation (“Fondacioni Botëror Baptist”); Jürgen Walman Foundation (“Fondacioni ‘Jürgen Walman’”); Contro Informazione Terzo Mondo; Humanitarian Foundation for Albanian Christian Culture (“Fondacioni Humanitar për Kulturën Kristiane Shqiptare”); Colping Family (“Familja Kolping”); European Baptist Federation (“Federata Baptiste Evropiane”); Youth for a Mission (“Të Rinjtë për një mision”); “Don Bosco” Social Center (“Qendra Sociale ‘Don Bosco’”); Charity Missionaries – Sister M. Ancilla (“Misionaret e Bamirësisë – Motra M. Ancilla”); “Jesus’ Pupils” Society (“Bashkësia ‘Nxënësit e Jezusit’”); Adventistic Church of the Seventh Day (“Kisha Adventiste e Ditës së Shtatë”); Mother Theresa Mission (“Misioni Nëna Tereza); Nehemiyah (“Nehemia”); Free Finish Mission (“Misioni i Lirë Finlandez); Liahona; International Protestant Assembly (“Asambleja Protestante Ndërkombëtare”); Adra Albania – Agency for Adventistic and Spiritual Development – Albania (“Agjencia për Zhvillimin Adventist dhe Shpirtëror në Shqipëri”); Oklahoma – World Institute of English for Albania (“Oklahoma – Instituti Botëror i Anglishtes për Shqipërinë”); Hope for Albania (“Shpresë për Shqipërinë”); Gjerasim Qiriazi Foundation (“Fondacioni Gjerasim Qiriazi”); Estafier. (72)

Katolik ve Ortodoks misyonerlerin etki ve rolleri, politik sahnede olduğu gibi ekonomi, medya ve toplumsal işlerde de tüm ülkeye yayılmaktadır. Müslüman Arnavutluk’un Roma ve Bizans arasındaki coğrafik konumu onu “Doğu Ortodoksluğu ile Batı Katolikliği arasındaki tarihsel çatışma alanı”nın içine döndürmüştür. 11.yy’da Papa II. Urban’dan başlayıp Osmanlı günlerinde devam eden tarihî Haçlı Savaşları, Arnavutluk’u Doğu’nun sosyal ve askerî yapılanması ile Batı’nın egemenliği ve Hristiyanlaştırma arasında büyük bir kültürel kampa ayırdı. Hristiyanlık, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1913’teki geri çekilmesinden bu yana O’nun Balkanlar’daki gücünü ve egemenliğini baskıladı. Bununla birlikte, Hristiyan emperyalizm Arnavutluk’taki saldırgan yüzünü 1990 sonrası açıkça gösterdi. 1991’den sonra Arnavutluk çok büyük sayıda Hristiyan organizasyonun istilâsına uğradı ki, bunlar Arnavutlar’ın umutsuz konumlarını anladıktan sonra, onların dîn değiştirmelerini ve Hristiyanlık’a dönmelerini denemeye devam ettiler. Çok kuvvetli bir enstitülerden birine sahip Katolik kilisesi, Arnavutlar’ı İslam’dan Hristiyanlık’a çevirmeyi amaçlamaktadır. O Batı’nın, özellikle İtalya, Avusturya ve Vatikan’ın güçlü desteğiyle muhtemelen Arnavutluk’taki enstitülerin en güçlüsüdür. Arnavutlar’ın dîn değiştirmesine yönelik Katolik propaganda geçen yıllarda çok saldırgan olmuştur. Onların ülkedeki faaliyetleri sayısızdır. Ancak biz burada, onların Tiran’ın kalbinde büyük bir Katolik katedral kurduklarını, Katolik üniversite açtıklarını, birçok enstitü, gazete, radyo ve hatta politik parti bile kurduklarını belirtmeliyiz. Hatta, Arnavutluk Katolikleri nüfûsun ancak % 10’unu oluşturmaktayken onlar modern kiliseler, dînî okullar, çocuk bahçeleri, çocuk köyleri, hastaneler ve benzeri şeyleri tüm Arnavutluk’ta bina ve idare ettiler. Şimdi onların son adımı Durres’te bir Katolik üniversitenin açılışını yapmaktır ve 2004 yılında Katolik kilisesi Tiran’da “Zoja e Keshillit te Mire” isimli özel bir üniversiteyi, Don Bosco ve benzerleri gibi eğitim enstitülerini faaliyete geçirmiştir. Tüm bunlardan ayrı olarak, kilise birçok kez Arnavut genel siyasetini gölge aktör olarak yönetmiştir. (73)

Kısa adı KMS olan Arnavutluk Müslüman Toplumu (Komuniteti Musliman i Shqipërisë) yeniden kurulduğu 1991’den bu yana onun yetkisinin Arnavutluk’un gerçek “Müslüman Merkezi” olarak kabul edilmesi için mücadele etti. Bununla birlikte, Arnavutluk devletinin 1991’den beri ve bundan başka 1997’den sonraki politikaları bunu sıklıkla sabote etti. Arnavutluk’un yeni inanan nesli ve imamları sıklıkla, onların kabul edilmiş kurumlarının ve ondaki demokratik kabullerin daha iyi yöneltilmesinde ısrarcıydılar. Onlar, KMS’yı ülkedeki medyada ve politikada İslam’ın ihtiyaçlarının gerçek savunucusu ve temsilcisi olarak görmek istiyorlardı. Ancak onların istekleri, geçmişte KMS dışındaki kimi unsurların Müslüman toplum adına tamamen kabul edilen demokratik bir “Müslüman Merkez” kurma arzularını sürekli sabote etmesi sebebiyle, çok kere boşuna idi. Gjinishi ailesinin KMS ile KMS’nin yeniden kurulduğu 1991’den 26 Mayıs 2004’e kadar karıştırılması olayı buna bir örnektir. Bir diğeri Tiran müftüsünün 2005’teki istifasıydı ki O açıkça, ülke siyasetini KMS’nin işlerine karışmakla suçladığında KMS siyaset lehine zayıflamış ve entrikalar için bir tabyaya dönmüştü. Arnavut Müslümanlar, kendi kurumlarındaki ahlaksızlığı zaten ispatlanmış görevlileri temizlemeye çalıştıklarında ülkeyi yöneten ilgililer tüm yolları kullanarak görevlileri korudular veya en azından Müslümanlar’a gözdağı verdiler. Sosyalistler bunda çok başarılı oldular. Onların İslam’a karşı küstahlıkları öyle büyüktü ki, bu, Ortodoks Başbakan Fatos Nano’nun konuşmalarında bile görülebilir. O, 2004 yılında, Arnavutluk’taki Müslümanlar’ı “azınlık” olarak ilan etmişti. Nano’nun meslektaşı, Arnavutluk’un Ortodoks – Ulah kökenli Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu bu saldırıyı 9 Kasım 2005’te Londra’da, Oxford Üniversitesi’nde yaptığı bir toplantıda tekrarladı ve O, Arnavutlar’ın Hristiyan olduklarını ilan etti. KMS ise, tüm bu provokasyonlar gözü önünde yapıldığı halde, İslam lehine doğrudan siyasî söylemde bulunamadı. (74)

Sosyalist yönetimin İslam’a karşı küstahlığının bir örneği de, Tiran’ın cesur müftüsü Bledar Myftari 27 Kasım 2004’te devletten Müslüman Toplumu’nun mallarını iade etmesini ve el koyma işlemini durdurmasını talep ettiğinde görüldü. Dînî malvarlıklarına el koyma işlemi ABD’deki “Bureau for Democracy and Human Rights” tarafından dahi fark edildiği halde Arnavutluk hükûmeti bu işe devam etti. Sosyalist hükûmetin KMS’nin taleplerine cevabı hızlı ve küstahça idi. Sonraki günlerde, 29 Aralık 2004’te, Devlet Enformasyon Servisi medyayı İslam’a ve KMS’ye saldırmak ve onları karalamak için kullanırken, sosyalist hükûmet KMS’nin ülkenin tümünde bulunan 10 kültür merkezini geçerli evrakları olmadığı gerekçesiyle kapattı. Buna rağmen tehditlerin ve gözdağlarının karşısında Arnavut Müslümanlar’ın istekleri zayıflamadı. KMS birçok olaya iştirak etti ve bazen 2004 Ağustosu’nun ikinci haftasında süren olayda, Arnavutluk Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’na, onların geçmişteki malvarlıklarına sahip olmalarını talep eden bir açık mektup yazdıklarında, olduğu gibi ülkedeki diğer kiliseler ile birlikte hareket etti. (75)

KMS’nin ekonomik durumunun çok kötü olması ülkedeki otoritesinin aşırı kaybının nedenlerinden biridir. KMS’nin ülkedeki camilerinde hizmet veren imamlar, ülkedeki en düşük ücret 120 ABD Doları’yken, sıklıkla aylık 40 ABD Doları ücret alıyorlar ve kimi zaman da hiçbir şey almıyorlardı. KMS’nin 2004 yılı boyunca aylık bütçe açığı, sadece Tiran’daki yönetimin masraf ve örtülü giderleri için 5000 ABD Doları’nın üzerindedir. Bunun sonucu olarak KMS’nin en yüksek seviyedeki personeli aylık 220 ABD Doları ücret alabiliyorken, Arnavutluk Ortodoks Kilisesi’nin en düşük seviyedeki personelinin aylık maaşı 300 Euro’dur. Bu geliriyle KMS, Balkanlar’ın en pahalı ülkelerinden biri olan Arnavutluk’ta dîn görevlilerine en düşük ödemeyi yapan kuruluştur. Ülkedeki diğer dîn görevlileriyle karşılaştırıldığında Arnavutluk Müslüman Toplumu’nun personeli onların en fâkirdir. Eğer onlar gerçekten bir “Müslüman Merkez” yaratmak istiyorlarsa KMS’nin yoksulluğu ve onun personelinin ihtiyaçları ümmet ve Arnavutluk Müslümanları tarafından karşılanmalıdır. Ancak Arnavutluk’un genel yoksulluğu Müslüman ümmetten izolasyonu ve geri bırakılmışlığı böyle bir girişimi neredeyse imkânsız kılmaktadır. (76)

Ancak, İslam düşmanı rejimin Müslümanlar’a meydan okuyan tavrı karşısında 2004’ten bu yana Arnavutluk’ta İslam’ın halk bazındaki imajını açık bir sesle koruyan, gerçek anlamda sahîh ve Tewhîdî – İnqılâbî bir çizgide bulunan, İslam ve Qûr’ân’ın ayaklar altında çiğnenen izzet ve onurunu ihlasla korumaya çalışan şuurlu Müslümanlar’ın vücûda getirdiği yeni bir organizasyon ortaya çıktı: ARNAVUTLUK MÜSLÜMAN FORUMU (FORUMI MUSLIMAN I SHQIPËRISË)...

Kısa adı FMSH olan Arnavutluk Müslüman Forumu (Forumi Musliman i Shqipërisë), İslam karşıtlığına, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı ve İslam’a ve Müslümanlar’a daha fazla saygı gösterilmesi için mücadele eden bir organizasyondur. Onun açık sözlü duruşu sebebiyle sosyalist rejim onun kuruluşundan bu yana Arnavutluk Müslüman Forumu’na saldırdı ve Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH)’nun cılız ve pısırık Arnavutluk Müslüman Toplumu (KMS)’na meydan okumak için kurulduğunu bile iddiâ etti. Yine de FMS, geçen zaman içinde gerçek amacının İslam karşıtlığı ile mücadele etmek ve İslam’ın ülkede mevcut olmayan vatandaşlık imajını sağlamak için var olan sivil bir organizasyon olduğunu gösterdi. Medyada ve diğer yerlerdeki basın açıklamalarıyla FMS, Müslümanlar’ın ülkede uğradığı ayrımcılığı seslendirmeyi denedi. FMSH’nin en büyük başarısı, Kasım 2005’te Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu Londra’da yaptığı bir konuşmada, yukarıda da anlattığımız üzere, Arnavutluk Müslümanları’nın aslında Hristiyanlar olduğunu ve İslam’ın Arnavutlar’ın gerçek dîni olmadığını deklare ettiğinde elde edildi. FMSH’nin kınaması Arnavutluk medyasında geniş bir destek buldu ve bundan sonra çok kez İslam’ın ülkedeki politik ve alenî savunucusu olarak görüldü. (77)

Güçlü ve kitleselleşmiş bir hareket olmadığı halde FMSH’nin eylem, çıkış ve açıklamalarının gerek medya organlarında gerekse halk bazında bu kadar yankı bulmasının en önemli ve kesinlikle atlanmaması gereken sebeplerinden biri de, Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH)’nun İslamî söylem ve taleplerinin millîyetçilik, kavmiyetçilik, mezhepçilik, liberalizm, pragmatizm vb. her türlü kirlilikten uzak, sahîh ve katıksız, öz Qûr’ânî bir dil kullanmasıydı. İslam düşmanı rejimin, hükûmetin, devlet organlarının veya cahil bıraktırılmış tebaanın veyahut dış dünyanın rızâsını değil, Allâh ve Resûlü (saw)’nün rızâsını kazanmayı hedefleyen şuurlu ve bilinçli Müslümanlar’ın vücûda getirdiği Forumi Musliman i Shqipërisë (Arnavutluk Müslüman Forumu), Qûr’ân’ın mesajını net bir dille ve günün koşullarına veya çıkarlara göre eğip bükmeden seslendiren bir oluşum olarak, bilhassa bu yönüyle, hem dînlerinden bihaber Müslüman halk kesimlerinin, hem de bu halkı Hristiyanlaştırmaya çalışan Haçlı güçlerinin ilgi odağı oldu.

Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH), 2005 yılında kuruldu. Bu, Amerikan histerisi ve Fatos Nano’nun sosyalist hükûmeti sebebiyle Arnavutluk’ta İslamofobi’nin zirve yaptığı bir dönemdi. Arnavutluk’taki ırkçılık, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı ile mücadele edecek başkaca bir sivil toplum kuruluşu olmaması sebebiyle, bir grup Müslüman entellektüel Arnavutluk Müslüman Forumu (Forumi Musliman i Shqipërisë)’nu kurmaya karar verdiler. Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH), kuruluşundan bu yana ülkedeki politik ve dînî İslamofobi’yi duyurmak ve durdurmak için çalışıyor. Birçok uluslararası kişi ve kuruma, Arnavutluk’ta İslam’a ve Müslümanlar’a karşı yapılan eziyetleri dikkate almaları için başvurdu. (78)

Arnavutluk Müslüman Forumu (FMSH) bir gönüllü kuruluştur. Amacı, Arnavutluk Müslümanları’nın sivil toplum çalışmalarını güçlendirmek ve eziyetlere karşı ayağa kalkmalarını sağlamaktır. Arnavutluk dışındaki sivil toplum kuruluşları bugüne kadar FMS’ye yardım etmeyi asla teklif etmediler. Bazıları sivil toplum kuruluşlarının fonksiyonlarının ne olduğunu anlamadı ve bazıları da korktu. (79)

Arnavutluk ve Kosova’da, Amerikan karşıtı olanlar sansür ediliyor, ekonomik ve politik açıdan yıpratılıyorlar. Son 20 yıl boyunca Arnavutluk ve Kosova’da bazı Arnavutlar ve yabancılar Amerikalılar tarafından kaçırılmıştır. “Teröre karşı savaş” olarak anılan dönem boyunca Amerikalılar, Arnavutluk ve Kosova’da sivil toplum, medya ve politik hareketler üzerinde demir yumruk politikası uyguladılar. Bir ülkede Amerikan karşıtı hislerin olması ya da en azından bunların konuşulabilmesi için gereken ilk şey,  zengin, bağımsız ve uluslararası politikalar hakkında iyi eğitilmiş bir sivil toplumun varlığıdır. Maalesef Arnavutluk ve Kosova’da bu tür bir sivil toplum yok. Bugün Arnavutluk ve Kosova’da çalışan STK’ların büyük çoğunluğu varlığını Amerikan ve Avrupa parası ile sürdürmektedir. Ve bu insanlar için kendilerini besleyen eli eleştirmek çok zordur. (80)

11 Eylül, Arnavutluk’ta 1997 yılında başladı. 1997’deki iç savaş ülkeyi bir girdaba çekti. Müslüman Arnavutlar için politik zûlmün başlangıcı bir dönem olan sosyalistleri iktidara getirdi. 1997’den 2005 yılına kadar Amerikalılar, büyük çoğunluğu Arap ve Pakistanlı olan birçok Müslüman’ı Arnavutluk’tan kovdu, zûlmetti ve öldürdü. Amerikalılar, 11 Eylül sonrası dünyanın her yerinde ne yaptılarsa bunları daha evvel Arnavutluk’ta denemişlerdi. Arnavutluk’taki Müslümanlar’a yönelik zûlüm 11 Eylül sonrası da devam etti. Sosyalist hükûmetin Ortodoks Hristiyanlar tarafından güçlendirilen liderleri Fatos Nano ve Edi Rama, Amerika’nın teröre karşı savaşını onların Müslümanlar’a karşı tarihî kan davaları olarak algıladılar. 2001 yılından sonra Arnavutluk’taki birçok Müslüman, imam, cami, yardım kuruluşu ve görevlisi Arnavutluk İstihbarat Servisi ve Amerikalılar tarafından takip ediliyordu. 2005 yılında, parlamento seçimlerinden birkaç hafta önce, dönemin başbakanı Fatos Nano ve onun danışmanı İlir Kulla, ülkedeki sosyalistlerin Müslümanlar’a ve İslam’a ne zûlüm yapılması gerekiyorsa yapıldığını göstermek istercesine, Tiran’ın bütün imamlarını tutuklayarak suçlu muamelesi yaptılar. İmamların parmak izlerini aldılar ve fotoğraflarını çektiler. (81)

Evet... Arnavutluk elden gidiyor, gitti bile!

Arnavutluk, Avrupa’nın tek Müslüman ülkesi olan bu güzel coğrafya, Komünizm’in yıkılışından sonra, son 20 yıldır sistematik bir şekilde Hristiyanlaştırılıyor.

Hristiyan misyoner teşkilâtlarının arkalarına Batı devletlerini de alarak Müslüman Arnavutluk’a karşı nasıl bir Haçlı Savaşı yürüttüklerini, Arnavutluk’un ünlü tarihçisi, ülkedeki Müslümanlar’ın en değerli araştırmacı – yazarlarından biri olan Olsi Jazexhi birçok değerli çalışmasında apaçık ortaya koymaktadır.

Türkiye Dışişleri Bakanı sevgili Ahmet Davutoğlu, 2007 yılındaki bir görüşme esnasında ünlü Arnavut tarihçi Olsi Jazexhi’ye, “Arnavut millîyetçiliğinin Hristiyan temellerde yükseltilme çabasının farkında olduğunu” söylemiş ve bunu örnekleriyle açıklamıştı. Tespitinde haklı olsa da, bununla mücadele için fiilen ortaya konulan yolların kifayetsizliğini görmemesi şaşırtıcıydı. Zira Türkiye’nin bölgedeki çabalarının yetersizliğini ve kimi zaman anlamsızlığını vurgulayanlar, sadece bölgeyi takip eden Türkiyeliler’le sınırlı değil. Bilge insan râhmetli Aliya İzzetbegovič’in yanında bir ömür geçirmiş olan Prof. Dr. Cemaludin Latič, Türkiye’den Millî Gazete’ye verdiği bir ropörtajda, “Türkiye, sadece Mostar Köprüsü için 2 – 3 milyon Euro harcamak yerine, sürgüne gönderilmiş ve geri dönmüş Boşnak Müslümanlar’ın hayata tutunmaları için yalnızca yarım milyon Euro gönderseydi çok daha müsbet bir iş yapmış olurdu. Öyle zannediyorum ki, Müslüman Boşnaklar’ın farklı şekilde yardıma ihtiyacı varken, dağa taşa para harcamak onlara daha kolay geliyor. Ancak unutmasınlar ki, Avrupa’nın orta yerinde Müslüman ve Osmanlı kültürünün yaşamasını istiyorlarsa önce insanı yaşatmaları gerekir. Müslümansız taşın hiçbir anlamı yok. Belgrad ve Niš’te olduğu gibi bir zaman sonra sahipsiz kalan herşey Sırp ve Hırvat vâhşetinden nasibini alacaktır” demişti. (82)

Oysa Arnavutluk’taki Müslümanlar’ın ve hatta tüm Balkan Müslümanları’nın temel ve acil ihtiyacı taş, köprü, kurban eti, yiyecek – içecek, giyecek, elbise vb. şeyler değil. Tadı “bal” ama kaderi “kan” olan, nehirlerin hüzünlü hüzünlü aktığı, her akarsuyun akıntısında yüzlerce, binlerce acı hâtıranın bulunduğu Balkan coğrafyasında yaşayan Müslümanlar, tamamen boynubükük, öksüz ve kimsesiz bırakıldı. Müslümanlar namaz kılmasını bilmiyorlar, ortaokula giden Müslüman çocuklar Peygamber (sav)’lerinin ismini dahi bilmiyorlar.

Burada yaşayan ama yüz yıla yakın zamandır unuttuğumuz, ortak bir geçmişimiz olduğu halde tamamen koptuğumuz, kendi kaderlerine terkettiğimiz Balkan Müslümanları’nın İslamî bilincini yeniden kazanmaya, Tewhîd akidesiyle yeniden tanıştırılmaya ihtiyacı var. Binlerce misyoner teşkilâtın cirit attığı ve bunların da emperyalist güçler tarafından desteklendiği bir coğrafyada, Qûr’ân mesajının taşıyıcılığını yapmak, buradaki kardeşlerle “dâvetçi” bir kimlikle buluşmak, sanırım bizim Müslüman kuruluşlara ağır hatta tehlikeli geliyor. Çünkü bunlar, “mayınlı alanlar”... 

İnsana yatırım yapmak, “bedel” gerektiriyor çünkü. İnsana yatırım yapmaya niyetlenmişseniz, bunun bedeline de hazır olmalısınız. Ancak dağa, taşa, mideye, üst başa yatırım yapmak, bedeli olmayan, üstelik mevcût hükûmetinizin de arkanızda olmasıyla popülaritesi de oldukça yüksek bir iş.

Haçlı dünyası yüzlerce misyonerlik teşkilâtı ve binlerce misyoneriyle Balkanlar’da harıl harıl çalışırken, sadece son birkaç yıl içinde Arnavutluk’un Müslüman nüfûsunun % 3, 1’i Hristiyanlaştırılırken, Kosova’da bütün evler misyonerler tarafından tek tek taranıp ziyaret edilirken ve hatta, ülkedeki tüm evler ziyaret edildiği için şimdi ülke ikinci kez yenibaştan taranırken, Bulgaristan’daki Müslüman Çingeneler para ve maaş karşılığı Hristiyanlaştırılırken, biz olan biteni sadece seyretmekle yetiniyoruz. Yaptığımız, Qûr’ân-ı Kerîm’den daha fazla elimize alıp taşıdığımız bayraklarımızı, afişlerimizi, logolarımızı oraya buraya asarak, dünyanın farklı coğrafyalarında “Osmanlıcılık” oynamak...

Balkanlar’daki Müslümanlar’ı tamamen kendi kaderlerine terkedip, başlarındaki musibetten zor bela da olsa zaten kurtulmuş olan Mısır ve Tunus halklarına meydanlardan selam göndermek daha kolay çünkü.

Mısır, Tunus vs. coğrafyalardaki Müslümanlar’ın yaşadıkları sorunları atlatması, başlarındaki musibetlerden kurtulması için dışarıdaki Müslümanlar’a – dolayısıyla bize de – ihtiyaçları yoktur. Onlar kendi kendilerine yetiyorlar.

Onlara lazım olan şey sadece bilinç ve cesaret idi ve bunu kazandıkları vakit başlarındaki musibetlerden birkaç gün içinde kurtulabildiklerini hep birlikte gördük.

Bizler yıllar yılıdır, bizlere hiç ihtiyaçları olmayan coğrafyalardaki Müslümanlar’ın sorunlarıyla ilgileniyor, onların dertleri ve gündemleriyle yatıp kalkıyoruz. Buna mukabil, bizlere çok acil olarak ihtiyaçları olan, onlara verebileceğimiz en ufak bir selama ve dayanışmaya bile şiddetle ihtiyaçları olan Balkan Müslümanları’nı ise tamamen unuttuk, kendi kaderlerine terkettik.

Bizlere hiç ihtiyaçları olmayan coğrafyaların gündemleriyle ve sorunlarıyla yatıp kalkarken, bizlere şiddetle ihtiyaçları olan coğrafyaların sorunlarını gündemimize bile almadık.

Bugün itibariyle kilisenin duruşu “Avrupa’nın (hem de kaybedilen halklarla birlikte) yeniden Hristiyanlaştırılması” hedefine ayarlanmış haldedir. Şimdiki Papa XVI. Benedict bu niyetini hiçbir zaman yadsımamış, bilâkis, mütemadiyen Avrupa’nın laik güçleri ile mücadele etme gerekliliğinden bahsetmiştir. Balkanlar’ın Arnavutlar, Boşnaklar, Torbeşler, Pomaklar, Çingeneler gibi “kayıp halklarının” (?) Avrupa ve Amerika kurumlarına entegrasyonu sürecinde kültürel dönüşümlerini sağlamak da kilisenin temel hedefleri arasına yerleşmiştir. Her ne kadar, Avrupa ve Amerika resmî düzeyde laik kurumları Balkan halklarına dayatsa da, kilise sosyolojik dönüşümü sağlayacak argümanları kullanmaya devam etmekte, “kayıp halkları” yüzlerce yılda oluşan  kimliklerine - ki bu İslam’dır - yabancılaştırmak için çaba sarf etmektedir. Entegrasyon sürecinin (asıl anlamı kültürel ve akabinde dînî asimilasyondur) siyasî, askerî, ekonomik, kültürel ve dînî ayaklarının sabitlendiği Arnavut bölgesinde Müslümanlar da bir kısım zayıf, içeriksiz ve hedefsiz çalışmalar yürütmektedirler. Batı’nın yerleşik kurumları ve bunlar arasındaki güçlü bağların aksine Müslümanlar’ın faaliyetleri düzensiz, yetersiz ve kimi zaman ANLAMSIZ haldedir. Genel olarak dış yardımlarla yürüyen bu faaliyetler Müslüman kimliği ayakta tutacak, onu gururla taşıyacak, ümmet karşısında sorumluluk üstlenecek, ümmetin bir parçası olarak hareket etmelerini sağlayacak nitelikten yoksundur. (83)

Bizler mâlesef Balkan Müslümanları’nı tamamen unuttuk, kendi kaderlerine terkettik.

Oysa 25 Nisan 1993’te uçakla Tiran Havaalanı’na inen Papa II. Jean Paul, Arnavutluk’a ayak basar basmaz, eğilip toprağı öperken, sanki Arnavutluk’u yeniden kutsuyordu.

Hayatınızda ilk kez gittiğiniz veya çoook uzun yıllar sonra ilk kez gittiğiniz bir memlekette, oraya ayak basar basmaz eğilip toprağı öpmenizin ne anlama geldiğini, bu satırları okuyan herkesin anlayabileceği kanaatindeyim. Çünkü bu davranış, kültürden kültüre veya topluluktan topluluğa ya da coğrafyadan coğrafyaya farklı anlamlar taşıyan bir davranış değildir.

Eğilip toprağı öpmek, dünyadaki her kültürde, her toplulukta ve her coğrafyada aynı anlama gelen bir davranıştır.

 

sediyani@gmail.com

 

DİPNOTLAR:

(1) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(2) : Mahmut Karaköseli, Kosova’nın Bağımsızlığı veya Etkisizleştirilen Arnavutlar, Stratejik Boyut, 19 Şubat 2009
(3) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008
(4) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005
(5) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, agy
(6) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(7) : Ayhan Demir, agy
(8) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005
(9) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, agy
(10) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(11) : Ayhan Demir, agy
(12) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008
(13) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(14) : Ayhan Demir, agy
(15) : Mahmut Karaköseli, Kosova’nın Bağımsızlığı veya Etkisizleştirilen Arnavutlar, Stratejik Boyut, 19 Şubat 2009
(16) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005
(17) : Mehdi Gurra ile Ropörtaj, Çiğdem Aktı, Dünya Bülteni, 22 Mayıs 2010
(18) : İbrahim Sediyani, Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri – 20, Haksöz, 1 Haziran 2011
(19) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(20) : Olsi Jazexhi, agy
(21) : Olsi Jazexhi, agy
(22) : Olsi Jazexhi, Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma Politikası, Terc: Bilal Koldaş, Müslüman Arnavutluk, 14 Mart 2010
(23) : Ozan Akarsu, Balkanlar’da Ezanı Susturma Politikası – 1, Kozan Diyarı, 25 Ekim 2010
(24) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010
(25) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(26) : M. Necati Özfatura, Balkanlar’da Misyonerler Cirit Atıyor, Türkiye Gazetesi, 12 Mayıs 2009
(27) : Ayhan Demir ile Ropörtaj, İbrahim Aygün, Dünya Bizim, 22 Şubat 2011
(28) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008
(29) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005
(30) : Ayhan Demir, Balkanlar’da Misyonerlik Tehlikesi, Millî Gazete, 17 Mart 2009
(31) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007
(32) : Yard. Doç. Dr. Ömer Turan, Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri / Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar, TURKSAM.org.tr, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, 4 Mart 2005
(33) : Ajni Sinani, Shoqatat Misionare në Ballkan (Balkanlar’da Misyoner Kurumlar), Alb Drejtësia, 21 Ekim 2008
(34) : M. Necati Özfatura, Arnavutluk’ta Misyoner Faaliyetleri, Türkiye Gazetesi, 19 Mayıs 2009
(35) : İbrahim Sediyani, Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri – 2, Haksöz, 29 Aralık 2010
(36) : Ayhan Demir ile Ropörtaj, İbrahim Aygün, Dünya Bizim, 22 Şubat 2011
(37) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010
(38) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(39) : Olsi Jazexhi, agy
(40) : Olsi Jazexhi, agy
(41) : Olsi Jazexhi, agy
(42) : Olsi Jazexhi, agy
(43) : Olsi Jazexhi, Arnavutluk’ta Hristiyanlaştırma Politikası, Terc: Bilal Koldaş, Müslüman Arnavutluk, 14 Mart 2010
(44) : Olsi Jazexhi, agy
(45) : Olsi Jazexhi, agy
(46) : Olsi Jazexhi, agy
(47) : Zeynep Özbek, Balkanlar: Rahibe Teresa – Arnavutluk’un Kutsanmış Misyoneri, Düşünce Gündem Dergisi, sayı 29
(48) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007
(49) : Olsi Jazexhi ile Ropörtaj, Ayhan Demir, Millî Gazete, 11 Aralık 2009
(50) : agr
(51) : agr
(52) : Av. Gürkan Biçen, Balkan Notları – Arnavutluk, Anadolu’da Vakit Gazetesi, 11 – 13 Kasım 2007
(53) : agy
(54) : agy
(55) : agy
(56) : agy
(57) : Lap Martallozi, Özgürlük ve Seçim, Drita Gazetesi, Ocak 1908
(58) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010
(59) : Enis Sulstarova, İskender Bey Efsanesi Sorgulanmalı mı?, Shqip Gazetesi, 8 Aralık 2008
(60) : Fatos Lubonja, Özgür Olmak İçin Bilgili Ol, Korrieri Gazetesi, 30 Kasım 2008
(61) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010
(62) : Abdi Baleta, Forum Çameria, 23 Kasım 2008
(63) : Olsi Jazexhi, İskender Bey’in Kılıcı ve Hz. İbrahim, Müslüman Arnavutluk, 23 Mart 2010
(64) : Olsi Jazexhi, agy
(65) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(66) : Olsi Jazexhi, agy
(67) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010
(68) : Av. Gürkan Biçen ile Ropörtaj, Gerçek Hayat Dergisi, 25 Eylül 2009
(69) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(70) : Olsi Jazexhi, agy
(71) : Olsi Jazexhi, agy
(72) : Olsi Jazexhi, Komünizm Sonrası Arnavutluk’ta İslamofobi’nin Politik Suiistimali, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk
(73) : Olsi Jazexhi, agy
(74) : Olsi Jazexhi, agy
(75) : Olsi Jazexhi, agy
(76) : Ayhan Demir, Arnavutluk’ta Neler Oluyor?, Millî Gazete, 23 Mart 2010
(77) : Olsi Jazexhi, Varlık ve Yokluk Arasında Arnavutlar ve İslam, Terc: Gürkan Biçen, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006
(78) : Olsi Jazexhi ile Ropörtaj, Ayhan Demir, Millî Gazete, 11 Aralık 2009

(79) : agr
(80) : agr
(81) : agr
(82) : Av. Gürkan Biçen, Hariciye’nin Göremediği, Millî Gazete, 2 Eylül 2010
(83) : Av. Gürkan Biçen, Yüz Bin Kişi Nerede?, Müslüman Arnavutluk, 25 Temmuz 2010

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum