Arap zirvesindeki tek Arap Erdoğan

02.04.2010 05:49

Fehmi Huveydi

Türkiye başbakanı Sirte'de düzenlenen Arap Birliği zirvesinde İsrail'in Kudüs'teki politikasını eleştirerek, Arap liderlerden farklı düşündüğünü gösterdi. Zira Arap liderler Kudüs'ün stratejik önemini unutmuş gibi...

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Arap Birliği zirvesinde, İstanbul’un kaderinin Kudüs’ünkiyle, Türkiye’nin kaderinin de Arap dünyasınınkiyle ayrı tutulamayacağını ifade ederek sanki sürünün dışına çıkıyordu. Zira kendisini dinleyen Arap liderlerinin çoğunluğu farklı düşünüyor gibiydi. Erdoğan bize sürpriz yaptı, birçoklarının unuttuğu, bazılarının da görmezden geldiği şu gerçeği hatırlattı: İsrail’in Kudüs’ü Yahudileştirmekte başarılı olması, zaferini taçlandırması ve elinin bütün bölgede serbest kalması anlamına gelir. Böyle bir başarı karşısında sadece Arap dünyası değil, Türkiye ve İran da tehlikeden uzak kalmaz. Zira Kudüs Yahudileştirilen ve yutulan sıradan bir Filistin kenti değil, bütün İslam dünyasının sembolü.

Araplar İsrail’in umurunda değil

Erdoğan İsrail’in Kudüs’te yaptığını çılgınlık olarak niteledi. Doğru bir okuma bu. Çılgınlığın sürdürülmesi ve makul olmayanın makule dönüşmesi Ortadoğu’da dengeleri altüst edeceği gibi, ‘çılgınların’ daha fazla taşkınlığa ve zorbalığa başvurmak için iştahını açacak yeni bir denklem sunacaktır. Bu durumu idrak eden Erdoğan, şair Murid El Barguti’nin ‘zirvedeki tek Arap’ nitelemesini hak etti. Ancak Arap başkentleri Erdoğan’a şaşırtıcı bir gevşeklikle muamele ediyor. Tepkiler, faydasız beyanatlarla sınırlı. Karşı koyma düzeyinde olmayan kararlar, Kudüs’teki durumu ele alacak bir komisyon kurulmasıyla 500 milyon dolar yardımda bulunulması ve duvar inşaatını kınayan Uluslararası Adalet Divanı’ndan destek istenilmesi arasında gidip geldi.

Kudüs’le ilgili sorun, Arap Birliği zirvesinde sıkıntı oluşturdu. Zira İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ABD ziyaretinde Kudüs’ün tartışma dışında olduğunu ve kentin Yahudileştirilmesinin durmayacağını ilan etti. Kentin belediye başkanı haberi yalanlamadı, Arap semtlerinde veya Mescid-i Aksa civarında ve altında yürütülen yıkım ve inşaat çalışmalarını durdurmadı. Buna paralel olarak, yerleşimcilerin Aksa’yı polis gözetiminde basma girişimleri sürdü. Aynı zamanda Batı Şeria ve Golan’daki yerleşim inşaatı hızlandı. Hatta İsrail meydan okumasını eski camileri Yahudi eserlerine çevirmeye kadar götürdü.

Nihayetinde, Netanyahu ABD başkanının vaatlerini boşa çıkarmakta başarılı oldu. Yerleşim inşaatının geçici olarak durması, bağımsız Filistin devletinin kurulmasına hazırlık üzakerelerinin başlamasının giriş kapısıydı. İsrail, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ziyareti sırasında Kudüs’te 1600 yeni konut inşa edeceğini açıklayarak meydan okudu. İsrail hükümeti tüm bunları Arap zirvesinden önce yaptı. İsrail’in Arap tepkisinden endişelenmediği ve Arap zirvesinin Arap Barış Girişimi’ni masadan çekmek, ilişkileri kesmek veya ticari çıkarlar kartını kullanmak gibi cesur bir siyasi karar alamayacağından emin olduğu açık.

Arap zirvesiyle ilgilenmeyen İsrail, Hamas komutanı Mahmud el Mabhuh suikastında sahte Avrupa pasaportları kullandığı için Batı’dan gelecek tepkilerden daha çok endişe duydu. Tel Aviv, Britanya’nın İsrailli bir diplomatı sınırdışı etmesinin ardından bu eylemde pasaportlarının kullanıldığı kesinleşen diğer ülkelerin benzen bir tutum ortaya koyması ihtimalinden dolayı endişeli. Burada alçaltıcı bir ironi söz konusu: İsrail Kudüs’ü parçalayıp Batı Şeria’da yerleşim projesini başlatırken Arap dünyasının tepkisinden endişelenmiyor.

Ancak Avrupa’nın kendi vatandaşlarının pasaportlarının Mabhuh suikastında kullanılmasına karşı tepkisinden endişeleniyor.

Arap Barış Girişimi erteleme hilesi

İsrail Arap tutumunu yanlış okumuyor. Zira Mısır ve Ürdün Arap zirvesinin İsrail’e karşı bir baskı aracı olarak kullanılmasına itiraz etti. Arap Barış Girişimi’nin masada kalması da sürpriz olmadı. Diğer yandan, şu ana dek Arapları sorumluluktan kurtarmaktan başka işe yaramayan bu girişimi pazarlık kartı değil, bir erteleme hilesi olarak görebiliriz.

İsrail karşısındaki aşağılayıcı Arap teslimiyetini eleştirenler, diğer seçeneğin savaş olduğu iddiasıyla susturuluyor. İsrail’in belirli aralıklarla savaşa girmesine rağmen, Arap dünyasındaki savaş hırsı mütevazı kaldı. Şu an Filistin’in kurtarılmasını isteyen kimse yok. Tek istenen Filistin’in yok olmaması. Bu bağlamda, direniş liderlerinin düşüncesinin şu olduğunu iddia ediyorum: Onlara göre, direniş Filistin’in kurtuluşuna yol açmaktan ziyade, İsrail’e işgalin maliyeti olduğunu ve işgal sürdükçe güvenlik sağlayamayacağını hissettirecek.

Kimse Hamas hükümetinin kurtuluş bağlamında birşey başardığını iddia edemez, ancak Hamas’ın varlığının Filistin’in satılması sürecini geçersiz kıldığından şüphe duyan da yok. Dolayısıyla, Filistinliler arasındaki bölünmeyi Fetih’le Hamas arasındaki iktidar çekişmesi olarak tasvir etmek durumu basite indirgiyor. Özünde yöntem konusunda bir anlaşmazlık yaşanıyor: Çözüm direniş mi, yoksa hiçbir şey getirmeyen müzakere sarmalı içinde dönmek mi? (Katar gazetesi Şark, 30 Mart 2010)

RADİKAL

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim