1. YAZARLAR

  2. MURAT AYDOĞDU

  3. Arap İsyanları Süreci
MURAT AYDOĞDU

MURAT AYDOĞDU

Yazarın Tüm Yazıları >

Arap İsyanları Süreci

A+A-

Sürecin neler öğrettiği sizin kapasitenize, hayatı algılayış biçiminize ve metodolojinizi kutsayıp kutsamadığınıza bakar.

Süreçlerde çok basit bağlantıları anlamayanlar, karmaşık ilişkileri hiç anlamazlar. Toplumun önde gelenleri ise karmaşık ilişkileri çözmelidirler ki süreçlerde etkin olunabilsin.1

“İhtilalci, dünyayı değiştirmek ister. İsyankâr, -aleyhlerinde atıp tutabilmek için- acısını çektiği yolsuzlukların sürüp gitmesini ister. İsyankârda daima böyle bir kötü niyet, böyle bir suçluluk duygusu vardır. Düzeni yıkmak istemez, aşmak da. Sadece ayaklanır ona karşı. Saldırışları ne kadar sertse içinde duyduğu karanlık saygı da o mertebe köklü ve kuvvetlidir. Bazı haklara, açıktan açığa olmaz diye haykırırken, kalbinin derinliklerinden çıkarıp atamaz onları: bu imtiyazlar kalksa onun da hikmet-i vücudu kalmaz” Cemil Meriç

İnsanlar âşık oldukları idealist kahramanlarla (çağımızda romantik devrimciler oluyor) gerçek hayatta karşılaşsalar, büyük ihtimalle onlardan sopa yerler. Kahramanlık adalet getirmez çoğu zaman.

Hayatları her şeye muhalefet etmek olan devrimci ruhlu kardeşlerimizi Gıffar kabilesinin topraklarına yönlendirip devam edelim.

Ali Şeraiti Romantik devrimcilerimizin baş tacıdır. Ama anlayış mesafesi klasik oyununun oynar yine. Bakın eşi Puran Şeraiti onu nasıl anlatıyor.

“Ali Şeriati’nin amacı İran’da bir devrim gerçekleştirmek değildi. Şeriati, İran toplumunun şuurlu bir hale gelmesini, İran’da yönetimden önce düşünce alanında bir devrim gerçekleşmesini istiyordu. Şah’a karşı çıkmasının sebebi de Şah’ın insanların düşünmelerini, akletmelerini engellemesiydi. Eşim yönetimlerin değişmesini çok önemsemiyordu. Onun için daha önemli olan toplumun değişmesiydi. Ali Şeriati, toplum bilinçlenmeden gerçekleşecek bir devrimin sonunu iyi görmüyordu. Onun bu öngörüsü de doğru çıktı.” Puran Şeriati

Arap devrimlerine devrim demeyenler bu açıdan önemli bir noktayı işaret ediyorlar. Ama süreç ve sürecin kötüye gittiğini söyleyenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Diktatörlüklerin yeni düzenlerden daha uygun bir ortam mı olduğunu düşünüyorlar?

Arap Baharı ne bir devrimdir ne de ihtilal ama süreçtir ve süreçte Müslümanların etkilerini inkâr etmenin anlamı yoktur. Belki süreç kötü’ye gidecek, belki daha iyiye gidecek.

Süreç için, kendi bilinçaltlarındaki ihtilalci ve otokratik okuma tarzlarından kötü’ye gittiği tanımlaması yapılıyor. Tıpkı Hicret gerçekleşti Habeşistan’a giden bir kaç kişi Hrıstiyan oldu bu kötü gelişme diyenler gibi. Tıpkı Boykut kaldırıldı, baskı azalınca insanlar Mekke müşriklerine meylederler o halde bu süreç kötüye gidiyor diyenler gibi. Tıpkı Medine Hicreti gerçekleşti İsrailiyat Din’e girmeye başladı bu gelişme kötü diyenler gibi. Ya da Mekke’nin Fethi gerçekleşti Ebu Süfyan’ın zihniyeti içeri sızdı bu gelişme kötü diyenler gibi. Tabii ki bu gelişmeler tam anlamı ile bir Hicret ya da Fetih değil. Gelişmeler bazen ideal olmuyor ve önemli riskler içeriyor. En azından Diktatörlere bel bağlamaktansa, yeni süreci okumak gerek.

Halk baskıcı sistemlerden şikâyetçidir ve isyan eder. Müslüman’ın asli vazifesi isyanı okumak ve ıslah etmektir. Islah edilmemiş isyanların kendi zalimlerini doğurdukları, kolaylıkla saptırılıp kullanıldıkların açık bir gerçektir. Islah’ı bilmeyenler doğrudan isyanları karalarlar ve halkı istismarcıların ellerine bırakırlar.

Süreci okuyarak Türkiye gibi ülkelerde karşılıklarını arayanlarda bir karmaşa daha doğrusu ters bakış açısı var. Türkiye meselesinde halk talebi var mıdır? Arap baharının sonrasında bizim korktuğumuz ve Kapitalizmin kucağına düşmesinden çekindiğimiz süreç, 50’li yıllarda çoktan işledi. Ve 50’li yılların halk talebini karşılayacak imkânlar yoktu, yetersizdi. Diğer yandan Tek Parti dönemine nazaran daha müsait ortam olup olmadığı, risklerin farklılaşması bu ayrı bir konudur. Türkiye’nin Arap Baharından öğreneceği şeylerden daha fazlası, özellikle olumsuz anlamı ile Arap Baharının Türkiye’den öğrenmesi gerekenler olduğunu gösteriyor.

Basit bağlantıları okuyamayan, karmaşık gelişmeleri boş yere tahlille zaman kaybedecek. Ya da yıllardır ezberledikleri kalıpların statüko olduğunu anlamadan devrim sloganları olduğunu zannedecekler. Biz işimize bakalım, yoksa yeni süreçte halklar Global kapitalizmin kucağına düşecek.

İsyanın içinde ve onu ıslah edenler içerisinde olmak halkın yanında olmak işte gerçekten Global Emperyalizmin korktuğu budur.

 

Dipnot

1- Çocuklara Enstrumental analiz dersinde spektrumları anlatmak istiyordum.

Spektrum piklerinin analitlerin kantitatif oranı olduğunu pik şiddetlerinin ise integral olduğunu söyledim.

İntegral’i bilmiyorlardı, ama bakış açısını farklı yakalama gerekiyordu. Kâğıda biri büyük birisi küçük iki pik (üçgen) çizdim ve ellerine sadece hassas bir terazi verdim ve iki üçgenin birbirine oranını sordum. Doğal olarak bilemediler, bende pikleri makasla kesip tarttım ve oranladım. Şiddetleri ne kadar çoksa ağırlıkları aynı oranda artar dedim. Birkaç tanesi anladı.

Anlamayanların en isyankâr ve ihtilalcisi karşı çıktı “Yani hocam bu süreçten anlaşılan, spektrumları anlamak için matematiğe ve integrale gerek yok”

“Hayır evladım, matematik ve integral zaten budur” dedim.

“O zaman matematik öğretmenimiz niye böyle demiyor” dedi.

Anlayanların en zekisi cevapladı.

“Süreç bize anlatıyor ki; Matematik hocamızla, bu hocamız aynı şeyi farklı açılardan anlatıyorlar.”

Kendini akıllı zanneden ukala, şaşkın şaşkın baktı. Anlaşılan sürecin ona öğretemediği, o kafayla hiçbir şey örenemeyeceğiydi ve hayal kırıklığından başka bir şey kazanamayacaktı.

Bence bu tip isyankâr ihtilalciler mühendis ya da tekniker olmayı bırakıp kalifiye eleman olmalılar, sahada(kabilelerinde) onlara çok iş var. 

YAZIYA YORUM KAT

12 Yorum